Vakıf ve Derneklere Zekât Vermenin Fıkhi Hükmünü

Selamünaleyküm hocam;

Bulunduğumuz ortamda –Elhamdülillah- hayır ve yardım kuruluşları, aşevleri, camiler, kuran kursları eksik değil. Her geçen gün de yenileri ilave olmakta. Tabi bu ilavelerde maddi manevi katkı gerektiriyor. Biz burada yeni bir yatılı kuran kursu veya imam hatip öğrencileri için yurt inşaa edilmesi için, ya da maişetinin sağlanması için yardım toplarken: “Yardım fonumuz doldu, zekât verebiliriz. Zekât da kişinin kendisine verilmesi gerekir” gibi ifadelerle karşılaşıyoruz. Siz ne dersiniz? Fi’sebilillah konusunda ki yazınızı okuduk. Bu konunun daha net anlaşılması ve anlatılması bakımından, barınma da bir temel ihtiyaç olduğuna göre, gelecek nesillerin iyi birer fert, topluma yararlı, güzel ahlâklı insanlar olarak yetişmeleri ve dinin öğretilmesi yaşatılması ve yayılması için yapılan bu gibi kuran kursu, imam hatip yurdu inşaatlarına yapılan yardımların zekât olarak kabul edilip edilmeyeceği hususunu açıklığa kavuşturmak için görüşlerinizi bekliyoruz.
Diğer bir kategori olarak da imam hatip yetiştiren okullar ile dini eğitim ve öğretim yapılan özel vakıf okul ve kolejlerin inşaatları için toplanan paraların zekât fonundan yapılması kabul edilebilir mi?
Yukarıda ifade edilen konuda yaptığı ödemeleri zekât olarak değerlendirerek 2-3 yıldır yardım yapan ama bir sohbet ortamında “hâlâ ben bu konuda tam olarak ikna olmuş değilim. (içim rahat değil)” diyen arkadaşlarımıza ne önerirsiniz?
Vakıf için özellikle “öğrencilerin iaşesinde kullanılsın” diye alınan yardımlar genel havuzda birikiyor. Daha sonra yeri geldikçe diğer harcamaların yanında iaşe harcamaları da yapılıyor. Hatta “İaşe gideri” diye alınan meblağdan daha da fazlası yapılıyor. Bu şekilde yapılan uygulamaların sakıncası var mı ve vakıf görevlilerinin bunda bir sorumluluğu var mıdır?

Selamünaleyküm;
Zekât, imanımızla alakalı ve bu ümmetin en dinamik ibadetlerinden biridir. Nafile bir ibadet de olmadığı için, şartlarına riayette titizlik göstermek gerekmektedir. Zekât, mü’minler arası bir sadaka yardımlaşması, mü’min toplumu kalkındırma, eğitimi ilerletme, nesil yetiştirme gibi her biri kendi çapında ulvî olan hizmetlere mahsus da değildir.
Yurt veya Kur’an Kursu gibi kavramların hassasiyeti, zekât gibi bir ibadetin o alanlara sarfının kuraldan muafiyetini gerektirmez. Zekât, Allah’ın maldaki fakirlere tahsis edilmiş hakkıdır. Hiçbir şekilde de kamusal değildir. Zekât ferdin hakkıdır, kamunun hakkı değildir. Yurt veya kurs ise kamusaldır. Bunu, zekâtın temliki şeklinde de isimlendirmek mümkündür. Kamusal nitelikli bütçelerde temlik imkânı yoktur. Müslümanlar olarak, yetim ve dulların hakkı ile öğrenci yetiştirmeye kalkışırsak, öğrencilerimizi yetiştiririz ama o öğrencilerden beklentimizin ne kadar gerçekleşeceğini garanti edemeyiz. Zekâtı, fukaranın hakkı olarak muhafaza etmeye mecburuz. Yurtlarımız ve diğer sosyal nitelikli ihtiyaçlarımızı ise başka sadaka bütçelerinden karşılamalıyız. Hayır, Müslümanlar Allah için yapılacak yatırımlara, mecburi olarak vermeleri gereken zekâttan başka bir fon ayıramayacaklarsa, böyle bir durumda, ne kadar o kurumlara ihtiyacı fiilen hissettiklerini de iyi düşünmeleri gerekmektedir. Malı olanlar vermiyor diye Şeriat’ımızın ilkelerini zedeleyemeyiz. Kaş yapacağız diye göz çıkarmanın da anlamı yoktur. Vakıflar ve benzeri kurumlarımız, yarın hesabını veremeyecekleri hatalar işlemekten kaçınmalıdırlar. Hizmet edeceksek, Şeriat’ımıza bağlılıktan taviz vermeden hizmet edeceğiz. Yahudiler de çok iş yaptılar ama dinlerinden yontarak yeni bir din icat ettiler neticede.
İkinci hususta da şunu tekit etmek isterim:
Bilhassa, para ve cinsellikle bağlantılı konularda hiçbir esneklik hayırlı değildir. Paranın ve cinselliğe yakın konuların gevşek sözlere ve bakışlara tahammülü yoktur. Vakıf ve benzeri kurum yöneticileri ya da Müslümanların sadaka olan parasına yön verenler, taahhütlerini noter belgesinden daha güvenli tutmalıdırlar. Şartlı bağışlar, o şarta riayet edilerek kullanılmalıdır. Sözünü ettiğiniz durumda yapılacak tek şey bunu, önceden parayı veren kişiye izah etmektir. Birbirimize sağ gösterip sol vuramayız. Evet, fıkıh açısından bu duruma bir çare üretilebilir ama aramızdaki güvenin erimesene karşı bir çare üretemeyiz.
Sözü edilen hizmetleri bir cihat faaliyeti olarak görüyoruz. Cihat ise meşakkatle iş yapmanın adıdır. Bir arsa üzerine yurt inşa edip ardından da yüz elli talebe toplayarak her gün onlara yemek pişirmekle olup bitecek bir cihat herhâlde beklemiyoruzdur. Daha düne kadar sıkıntımız, bizi bir arada yüz elli kişi ile görmek istemeyen düzenin baskısı idi. Neredeyse penceresiz binalarda öğrenci tutacaktık, gizli olalım diye; şimdi ise bakın hangi sorunlarla ilgilenmemiz gerekmektedir.
Nihayetinde Allah için bir iş yapıyoruz. Allah için olan işi Allah’ın Şeriat’ına riayette en üstün titizliği göstererek bereketli ve feyizli bir sonuca ulaşabiliriz. Bunun aksini ise izliyorsunuzdur.
Birbirimize çok dua edelim. Allah’a emanet olunuz.

Selamünaleyküm.

Nureddin YILDIZ

www.twitter.com/nurettinyildiz
www.facebook.com/nureddinyildiz
www.sosyaldoku.com
www.fetvameclisi.com
www.ailehayati.com
www.gencdoku.com