Vakıf ve dernek hizmetini ‘ibadet’ olarak görenlerin hassasiyet ölçüleri

Selamünaleyküm hocam
Dernek ve vakıf çalışması yaparken dikkat etmemiz gereken dini hassasiyetler neler olmalıdır? Yasalarla sınırlı olmak sevap kazanmak için yeterli midir?

Selamünaleyküm.
Vakıf ve Dernek Hizmetlerinin Dini Çerçevesi
İnsana ve canlıya hizmet olan faaliyetleri, maddi bir beklenti olmadan yürüten kurumlar olarak görebiliriz vakıf ve dernekleri. İbadet kavramının dinimizdeki geniş dairesi içinde bu tür faaliyetlerin, bir ibadet ecri beklentisi ile yapılması mümkündür. İbadet beklentisi beraberinde, ibadet için belirlenen temel kurallara uymayı da getirecektir. İnsan ve ibadet kavramının kesiştiği yerde ise çalışma alanı çok yoğundur. Canlıya hizmet olan her hayırlı işe, ibadet ecri umulabilir bir alan olarak bakmak mümkündür. Bu açıdan vakıf ve dernek faaliyetlerinin sevap umulan işlere dönüşmesi için en temel ilkeler olarak şu hususlar gözden kaçırılmamalıdır:
 
1- Allah Teâlâ’nın kuluna sevap takdir edeceği işler için niyet şarttır. Vakıf ve dernek faaliyeti yürütenlerin gerçekçi bir ‘Allah için yapma’ sebebi bulunmalıdır. Niyetten yoksun olduktan sonra oruç bile kuru bir açlıktır neticede. Hizmet yürüten kurumlarda maddi kaynağın, o hizmeti yürütenlerin dışındakilerden gelmiş olması, sevap kazanmaya mâni olmaz. Peygamber aleyhisselam efendimizin sahih hadisinden anlaşılacağı üzere para veren zengin sevap kazanırken, onun verdiği parayı yerine ulaştıran da ‘iki sadaka verenden biri’ gibi tutulmaktadır. Bilhassa bu çağda sivil toplum kuruluşlarının yaygın ve yerleşik konumu dikkate alındığında bu hadisin önemi daha da iyi anlaşılmaktadır. Para vermek, parayı organize eden kurumu yönetmek, hedefe ulaştırmada aktif görev almak sevapta ortak olmaktır. Yeter ki niyetler berrak olsun.
 
2- Vakıf ve dernek görevlileri, hizmet alanlarındaki işlerde para veya proje sahiplerinin vekili durumundadırlar. Proje veya para sahipleri onları vekil tutmuş durumdadırlar. Yer yer ücretli çalışan durumunda olmaları da bu gerçeği değiştirmez. Vakıf – dernek çalışanı fahri olsun, ücretli olsun çalışmada vekildir. Vekil, kendisine çizilen çizgide yürümek zorundadır. Paranın veya herhangi bir imkânın şeklinin, hedefinin değiştirilmesine etkisi yoktur. Parayı verenin veya işletmedeki yetkilinin emrine itaat etmeleri, yapılan işin sevap kazandırır nitelikli olmasının şartlarındandır. Bilhassa şartlı bağışların kullanılmasında bu ciddiyet korunmalıdır ki fıkha göre bir iş yapılmış olsun. Vakfedilmiş bir nesnenin kullanılması, vakfedenin isteği doğrultusunda olacaktır. ‘Şu iş için’ diye şartlı verilmiş para veya kaynak o şarta bağlı kalınarak tüketilecektir.
 
3- Özellikle zekât fıkhını bilmeden zekât malı toplayıp dağıtmanın bir vebal kaynağı olabileceği asla unutulmamalıdır. Zekât sıradan bir hayır değildir, sıradan bir hayır gibi de kullanılamaz. Yardım toplayan dernek ve vakıflar muhasebelerini zekât konusunda muhakkak eğitmelidirler.
 
4- Yapılacak hizmetlerden göz göre göre bir zarar oluşmaması gerekir. Anadolu deyimiyle ‘kaş yaparken göz çıkarma’ türünden bir iş için sevap veya ibadet kavramını kullanamayız. Vakıf/dernek faaliyetleri maddi bir zarara neden olurken ya da bir fitnenin üremesine zemin hazırlarken böyle bir hataya düşülmesine karşı dikkatli olunmalıdır.
 
5- Her vakıf ve derneğin geniş yelpazeli bir danışma kurulu olmalıdır. Bu kurul proje tespiti ve kontrolü yapmalıdır. Önemli işler ve öncelikli işler tasnifi yapmalı, zaman ve iş tercihini belirlemelidir. Açlığın eğitimden öncelikli olduğu örneği gibi örnekler ihmal edilmemelidir. Yerine ulaştırmak kadar ehline ve uygun zamanda ulaştırmak gibi bir hassasiyetler de muhakkak gösterilmelidir. Dün için elzem çalışmanın bugün için ertelenebilir olabileceği bilinmelidir.
 
6- Danışma kurulunun da istişaresi ila çalışma alanlarında ve eldeki imkânlarda değişiklik yapılabilir. Mesela, elinde tüketilmesi mümkün olamayacak oranda yaş sebze veya benzeri gıda bulunan bir dernek/vakıf, iki gün içinde sahiplerine ulaştıramayacağını anladığı bu nimetleri şeffaf bir şekilde paraya dönüştürüp aynı noktalara ve kişilere ikinci bir hizmet türü ile ulaştırabilir. Bir kasıt ve ihmal olmadığı sürece bunda sıkıntı yoktur. Şu kadar ki, bu konuda tedbir almada ve yeterli eleman bulmada sıkıntı çeken dernek/vakıf yönetimi ya o alandan çekilmeli ya da gerekli tedbiri almasını bilmelidir. İstişare kurulu bu hassasiyeti korumalıdır.
 
7- Bu tür hizmetleri yapanlar yöresel örfe dikkat etmelidirler. Şeriat’ımızın temel umdelerine ters düşmeyen örf muteberdir. Mesela yapılacak yardım oranı bir yörede üç iken öbür yörede dört olabilir. Bir yerde A türü bir nesne muteberken diğer yörede B türü olabilir. Bu kuralı, dernek içi çalışanların değerlendirilmesi ve ücretlerinin belirlenmesinde de kullanmalıyız.
 
8- Mü’min insan, töhmet noktalarından uzak insandır. Yapılan çalışmalarda, bulunulan ülkelerin yasalarına karşı sorumlu duruma düşülecek işlerden uzak durulmalıdır. Yasaları tanımakla yasalar açısından sorunsuz olmak arasındaki ince çizginin korunması gerekmektedir.
 
9- Diğer vakıf ve dernekler hakkında karar verirken kendimizi kadı makamında görmemiz yanlıştır. Bir hizmeti icra ediyor olmak o hizmeti tekelleştirmeyi gerektirmez. Bütün mü’minlerin yarıştığı bir alanda bulunduğumuzu bilmeliyiz. Şeriat’ımız bize belgesiz ve ispatsız itham etmeyi yasaklamıştır.
 
10- Hizmet işlerinde fahri olarak çalışanların, aile yapılarını sarsma ve çocuklarını ihmal etme gibi bir özürleri yoktur. Aileyi ihmal nedeni olacak yoğunluğun şer’i bir özrü yoktur. Yılda bir iki kere ortaya çıkabilecek bir ihmal başka şey süreklilik ve normalleşme gösteren ihmal başka şey olmalıdır.
 
11- Farza götürenin farz gibi, harama götürenin de haram gibi olduğu ilkesini bilmek gerekir. Yapılan işlerde harama sebep olmak ya da harama kapı aralamak durumu oluşuyorsa bu bir hatadır ve terk edilmelidir. İlan yapma, araç kullanma, eleman kullanma, bu açıdan iyi düşünülerek yapılmalıdır. Bilhassa bayan çalıştırma, bayanları uzun mesafelerde yolculuk yaptırma, bayanların erkeklerin de bulunacağı ortamlara hizmet maksadı ile gönderilmesi bu tür endişeleri barındırmaktadır. Allah’ın haram ettiği bir şeyle ecir kazanılamaz. Faizli işlemlerle kazanılan paraların hayırda kullanılması böyle bir sakıncanın ta kendisidir.
 
12- Vakıf ve dernekler şu prensiplere dikkat etmelidirler:
 
a- Töhmet ve sıkıntı alanlarından uzak kalmak esastır. Kendi içinde haklı ve güvenli olmak yeterli değildir.
 
b- Müslümanlar arasındaki tartışmalı konulardan uzak durulmalıdır.
 
c- Hatadan dönmek fazilettir. Hatayı söyleyen de kardeşlik yapmıştır.
 
d- İtidal bütün işlerde bereketin anahtarıdır.
 
e- Görev isteyen değil görev için aranan mü’min olmak gerekir.
 
f- İstişare mü’min karakterimizdir. Özgüvenle istişare arasında bir denge kurulmalıdır.
 
g- Haramla hayır olmaz. Haram bulaştığı kadar bereket gider. Sebepleri de haram gibidir.
 
h- Vakıf ve dernek yetkililerinin yaşadıkları ülke şartlarını, dünyanın gidişatını bilmek zorundadırlar.
 
i- Her vakıf veya dernek yaptığı işle alakalı fıkıh kaidelerini öğrenmeli ve ilkeleştirmelidir. Bunun için gerekiyorsa bir fıkıh uzmanını bünyesinde bulundurmalıdır.
 
j- Allah’a isyan olan bir işte kula itaat yoktur. Yönetimdekiler ve alttakiler birbirlerine karşı bu ölçü çerçevesinde itaat bağı ile bağlı olmalıdırlar.
 
k- Vakıf ve dernek hizmetlerinde bir kere hainliği görülüp belgelenen başka hiçbir bölümde görevlendirilmemelidir.
 
13- Hangi alanda ve hangi coğrafyada hizmet ediyorsak edelim biz mü’miniz. Hizmetimizin çeşidi, imanî kimliğimizi zedeleyemez. Mü’min olarak yaşar, mü’min olarak iş görürüz. Böylece de Allah’ın yardımı bizimle olur. Az işle çok sonuç elde ederiz biiznillah.
 
Nureddin YILDIZ
fb.com/nureddinyildiz
twitter.com/nurettinyildiz
instagram.com/nureddinyildiz