Ticari Anlaşmazlık Yaşayan Ortaklara Hakem Olmak

Bizim içinde bulunduğumuz durum oldukça karışık ve sizlerden öncelikle bu durumdan hayırlısı ile kurtulmak için dua istiyorum. Ayrıca içinde bulunduğumuz durumla ilgili aşağıdaki sorularımıza bizi Allah indinde sorumlu kılmayacak şekilde İslami fetvanızı rica ediyoruz. Aşağıdaki soruların bazıları belki de fetva noktasında sizi ilgilendirmiyor ya da başka uzmanlık alanları istiyor olabilir. Eğer öyle ise yalnızca fetva noktasında bilgi verebileceklerinizi cevaplamanızı rica ediyoruz. Bizler aralarında ticari anlaşmazlık olan 2 ortağın aralarındaki anlaşmazlığı hakkaniyetli olarak sonuca bağlamak üzere Hakem olarak seçtikleri kişileriz. Her iki tarafta mahkemeye gitmektense bizim vereceğimiz adil karara uyacaklarını belirtmiş ve bizi Hakem olarak atamışlardır. Taraflar üzerinde gerekli yaptırım gücüne sahibiz. Tamamıyla hiçbir bedel almadan sadece Allah(c.c.) rızası için ve onun hakkaniyetli göreceği ve Ahrette sorumlu olmayacağımız şekilde karar vermeye çalışıyoruz. Bu iş ise bizim beklediğimizden çok daha karışık bir hal aldı. Her iki tarafında niyet olarak oldukça iyi niyetli olduğu inancındayız. Ancak aralarındaki görüş farkı çok büyük. Aşağıda taraflar arasındaki anlaşmazlıkları maddeler olarak sıralıyorum. Taraflardan biri %33.333 ortağı olduğu şirkete Türk Lirası üzerinden bir miktar borç vermiş ve söz konusu borç ödenmesi gereken vadede ödenememiştir. Bizler olaya borcun ödenmesi gereken tarihte hakem olarak dâhil olduk.
1) Borcun ödenemediği tarihte taraflar karşılıklı olarak bu borcu Altına çevirerek sabitlemek ve bu borca karşılık da şirket karının %50 lik kısmını 4 yıl boyunca borcu veren şahsa ödemek üzere anlaşma sağlamışlardır. Anlaşmada özetle şu metin yer almaktadır. Borcu veren şahsın vermiş olduğu borç bu gün itiabarıla altına çevrilerek 9890gr altındır ve borcu veren şahıs bu borca karşılık şirket karının %50 lik kısmını ve ayrıca şirket karından hissesine düşen kısmı da 4 yıl boyunca almaya devam eder. Her yıl bu borcun en az %25 lik kısmı ödenir. 4 yılsonunda ya da borç bittiğinde şirket karı ortaklar arasında hisseleri oranında dağıtılmaya başlanır. Eğer bir şekilde şirketin bu borcu söz konusu vadede ödeyemeyeceği görülürse şirket tavsiye edilir. Tavsiye sonucu gelen paradan, önce 9890gr altın borcu veren şahsa ödenir kalan rakam taraflar arasında hisseleri oranında dağıtılır. Bu metnin altında gerek bizlerin gerekse tarafların imzası bulunmaktadır.
a. Borçlu taraf, 3 4 ay sonra bu metne sehven imza attığını,
b. Kendisinin o zaman bu metni şirket karının %50 lik kısmı ile ve en az %25 oranında borcun ödenmesi şeklinde yorumladığını. Şimdi ise dikkatle okuyunca Altın haricinde şirket karının da verilmesi gerektiğini yazdığını gördüğünü,
c. Verilmiş bir borca karşılık Altın haricinde her hangi bir ödeme yapmanın faiz olacağını, hâlbuki borcu veren tarafın ben faiz istemiyorum diyerek finans kurumları ya da banka vade oranları üzerinden taksitle borç ödenmesine karşı çıktığını, dolayısıyla imzalı dahi olsa metnin İslami olarak geçersiz olduğunu iddia etmektedir.
d. Bizler metnin açık olduğu ve borçlu tarafın metni yanlış anladığı noktasında doğru söylemediği inancındayız. Her iki taraf da bizim vereceğimiz karara uyacağını bildirdiler. Bu şartla borç altın üzerinden sabit kalmak kaydı ile borca karşılık ayrıca bir kar payı ödenmesi faiz midir?
e. Eğer faiz ise ve biz yine de ödenmesi noktasında karar verirsek ve Borçlu tarafa bu parayı rızası olmasa da ödetirsek, Allah indinde günaha girer miyiz?
f. Borçlu taraf ayrıca verilen borcun başlangıçta TL olarak verildiğini. Altına çevirme işleminin ise satın alma gücündeki düşmeyi engellemeye yönelik olması gerektiğini. Altın fiyatlarının son zamanlarda kat be kat arttığını ve altının satın alma gücünde bir artış meydana geldiğini. Bu artışın enflasyon çok üzerinde olduğunu, bu nedenle Altına çevirme işleminin İslami olarak geçersiz olduğunu. Borç alınan paranın hammadde alımı ve işçi maaşı ödemesi vb. gibi işlerde kullanıldığını, dolayısıyla bu kalemlerdeki artış üzerinden ödenmesi gerektiğini ya da paranın bugünkü değerinin satın alma gücünü en iyi şekilde temsil eden TEFE – TÜFE ortalamasıyla hesaplanması gerektiğini söylemektedir.
g. Borcu veren taraf ise ben borcu borçlunun da rızası ile Altına çevirdim, satın alma gücü artmış azalmış beni ilgilendirmez, ben Altın isterim demektedir. Bu nokta İslami görüş nedir?
2) Bizler, borçlu tarafın kendine ait hisselerin bir kısmını karşı tarafa satması ile borçsuz kalacak şekilde ödeme yapması noktasını uygun gördük, ancak bu defada Şirketin bugünkü değerinin ne olduğu noktasında aşağıdaki problemler ortaya çıktı.
a. Borçlu taraf bu şirketi kurmak için harcanan rakamın TL cinsinden belli olduğunu. Şirketin aylık bazda hedeflenen karlılığa ulaştığını, dolayısıyla şirket değerinin en azından bu rakam olması gerektiğini. Eğer verilen borç altın ya da enflasyon oranında artırılacaksa şirket değerinin bu şekilde artırılarak hesap yapılması halinde bu çözüme razı olduğunu belirmektedir.
b. Alacaklı taraf ise, şirkete harcanın paranın ne olduğunun kendisini ilgilendirmediğini, her ne kadar şirket hedeflenen kara ulaşsa da şirket değerinin kendi parasıyla bu rakamın çok daha altında olduğunu. Bu parayı başka işlere yatırarak çok daha fazla kazanabileceğini, kendi teklif ettiği rakamdan daha fazla para veren birsi varsa hisseleri o şahsa satarak borcun ödenmesini, aksi takdirde kendi belirleyeceği rakamdan hisseleri satın alacağını söylemektedir.
c. Borçlu taraf bunun fırsatçılık olduğunu, verilen borcun TL bazında sürekli olarak artıp, hedefine ulaşmış bir şirketin değerinin ise TL bazında dahi sürekli düşmesinin adil olmadığını. Bu büyüklükte bir şirkete alıcı bulmanın kolay olmadığını, Şirkete TL bazında yatırılan paranın altında bir rakamla satılık hissesinin olmadığını. İstenirse TEFE – TÜFE oranında artırılmak kaydı ile borcu 4 sende hem de hisse dahi satmadan şirketin rahatlıkla ödeye bileceğini ifade ediyor.
d. Alacaklı taraf ise o zaman verin benim paramı ben kabul etmiyorum diyor.
e. Bu hal için İslami bir fetva var mıdır? Sizin görüşünüz nedir?
3) Bizler hakem olarak borçlu ve alacaklı tarafa daha önce kayıtsız kartsız uyulması üzere yazılı ve imzalı bir tebligatta bulunduk. Bu tebligatın bir maddesinde ise her ne kadar şirket kuruluş sözleşmesinde şirkete ait kararlar oy birliği ile alınıyor denilse de bundan sonrası için şirkete ait kararlar oy çokluğu ile alınır ibaresi vardı. Bu maddeyi iyi niyetle ve borçlu tarafın kendisine ortak bulabilmesi için ve alacaklı tarafa da kabul ettire biliriz düşüncesiyle koymuştuk. Borçlu taraf böylece kendi hissesini bir kısmına bir alıcı buldu. Lakin biz bu maddeyi alacaklı tarafa kabul ettiremedik. Diğer konuyu danıştığımız kişiler ise bize hata etmişsiniz deyince taraflara kararımızı geri aldığımızı, karar düzeltme hakkımızı kullandığımızı bildirdik. Bunun üzerine hisseyi alacak şahıs almaktan vazgeçti.
a. Borçlu taraf bizleri Hakem olarak atarken bize, yazılı ve imzalı olarak kendisine verilen bir kararda karar düzeltme yapma hakkını vermediğini ve Hakkını helal etmediğini bildirdi.
b. Bizler Hakem olarak yanlış karar verdiğimizi düşündüğümüzde, bunu yazılı ve imzalı olarak taraflara bildirmiş olsak dahi, İslami olarak bunu düzeltme hakkına sahip miyiz?
c. Daha sonra taraflara yine Kayıtsız şartsız uyulmak ve 3 gün içerisinde uygulanmak şartı ile imzalı olarak 2. bir bildiride bulunduk. Bu bildiriye göre şirketin çoğunluk hissesi alacaklı tarafa geçiyordu ve kararların oy birliğiyle verilmesi maddesi vardı. Böylece bizim karar düzeltme uyguladığımız oy birliği maddesi bir önceki halde alacaklının lehine iken şimdi borçlunun lehine oldu.
d. Ancak bu hal için alacaklı, bizim çok güvendiğimiz bir Muhasebeci getirerek oy birliği maddesinin kendisi için güvenli olmadığı. Bu halde hissesi az olan tarafın her zaman şirketi kitleme hakkı olduğunu. Buna razı olamayacağını, karşı tarafa güvenmediğini, ayrı düşündükleri noktalarda ise yine Hakemlere başvurularak şirketin kitlenmesini önlemek noktasında bizi ikna etti.
e. Borçlu taraf ise kendi hisseleri fazla olduğu hal için bunu düşünen alacaklının niye bir önceki hal için bunu düşünmediğini, her iki halde de aynı maddenin kendi aleyhine olacak şekilde değiştirilmesini anlayamadığını ve yine Hakkını helal etmeyeceğini söylüyor.
f. Bizler aynı maddeyi iki defa, bir birinin tersi olacak şekilde de olsa, her seferinde aynı tarafın aleyhine olsa da doğru olduğunu inandığımız şekilde değiştirebilir miyiz? Bu konuda İslami bir fetva var mıdır?
Sorularımıza vereceğiniz cevaplar için şimdiden teşekkür ederiz.
Not: Karar verme arefesindeyiz ve bizim için vereceğiniz cevaplar ve cevap verme süreniz hayati önem taşımaktadır. Allah sizlerden razı olsun.

Selamünaleyküm.
1-Yapmak istediğiniz iş, gerçekten büyük bir iştir. Büyük bir sevap üzerindesiniz. Bu sevabın büyüklüğü, işin gerçekleşmesindeki zorluktan kaynaklanmaktadır. Allah yardımcınız olsun.
2-Böyle bir işe girerken en güvenli yol, her iki tarafın da altında kalmaktan çekineceği bir teminat almaktır. Bu teminet mesela bu işte en az beş kg altın bedeli olan açık bir çek olmalıydı. Aksi takdirde gördüğünz gibi kimi hakkını helal etmez kimi de muhasebecisini getirir. Öbür türlü hakemli müessesenin ağırlığı yoktur. Sözlü taahhütlere güvenmek yanlıştır.
3-Bir borcun ödeme gününde altına çevirilmesi ancak o anda ödeme yapılacaksa mümkündür. Fıkhen bir borç başka bir değere çevrilip vadesi uzatılamaz. Burada bir yanlışlık var. Binaenaleyh siz yanlış üzerinden doğruyu arıyor duruma düştünüz.
4-Alacaklının kendisinin de ortağı olduğu bir şirketin kârı üzerinden alacağını tahsil etmesi, ayrıca kâr hakkını da talep etmesi adalet ve hakkaniyetle biraz ters düşmektedir. Alacaklı her halükârda kârına kâr eklemektedir.
5-Şirketin değerinin tespiti hiç de zor değildir. Yazılı evrağı kaybolmamış bir şirketin çok az bir yanılma ile değeri tespit edilebilmektedir. Bu tespiti ortakların değil bir eksperin yapması gerekir.
6-Böyle davalarda hakem heyeti karar verdiğinde;
a-Meseleye vakıf yani ticaretten, şirketten anlayan biri iseler,
b-Bir kasıtları yoksa, kararlarından dolayı asla sorumlu olmazlar. Aksi takdirde hakem olmanın bir anlamı olmaz.
7-Taraflardan birinin hak helal edip etmemesi mantıklı değil; öyle bir helallik ortaklar arasında olur. Hekemlere böyle bir itirazda bulunamazlar. Hakemliğini reddetme hakları olabilir de bu olmaz.
8-Maalesef bu tür davalar devlet güvencesi dışında zor çözülür. Siz kendinizi yıpratabilirsiniz. Daha dikkatli olmanızı tavsiye ederim.
Allah’a emanet olunuz.