Teşkilat

Hocam İslam fıkhında merak ettiğimiz bir konu var. Bir teşkilat ya da kurum Allah adına çalışma yapıyorsa fakat içerisinde bir takım hastalıklı düşünceleri barındırıyorsa bu teşkilatı hataları olduğu ve daha iyisini yapmak adına bırakıp farklı bir kurum oluşturmak caiz midir? Tefrika mıdır? Soruyu ayrıntılı cevaplarsanız yanlış anlamamış oluruz inşallah.. Rabbim razı olsun.

Selamünalayküm. Mümin en iyinin talibidir ama en iyi iddiası ile vakit geçiren biri değildir. Hatasızlık arayışı yanlıştır. Hatalı ve eksik de olsa cemaat içinde olmak gerekir; daha az hatalısını ve daha mükemmelini bulduğumuzu görürsek ve bu görüşümüzde duygusal değilsek farklı yere geçebiliriz. Bu bizim adımıza bir hıyanet değildir. Zira asıl olan dinimizdir. Dinimiz adına oluşturulan kurumları din yerine koymak bir hatadır. Böyle bir kurumdan ayrılmanız halinde de kardeşlik hukukunu koruyun; binalardan ayrılmak kardeşlik halkasından ayrılmak değildir. Mümin kardeşleriz, kardeşliğimiz teşkilatlarımızdan değerli olmalıdır. Selam ederim, muhabbetlerimi bildiririm.

Hocam bu kadar sıkıntınızın içerisinde ümmetin derdi ile dertlenip sorularımızı cevaplandırdığınız için Rabbim razı olsun validenize acil şifalar versin. Bu dikkatle sizi gereksiz sorularla meşgul etmemeye çalışıyoruz ama ümmet adına önemli bir süreçten geçiyoruz. Bu süreçlerde hareketimizi belirlerken ya da insanları bilgilendirirken ahlakına davasına güvendiğimiz isimlerden fikir almak bizler için önemli. Cevabınızdan bir kaç hüküm çıkar gibi duruyor ihanet olmaz dediğiniz olabilir dediğiniz ayrılıklar kurum bazında değil de aklı yerinde davasına bağlı haramı emretmeyen liderden ayrılıp yeni bir yol çizmek ve ciddi anlamda ümmetin bölünmesine sebep olacak şekilde olsa da mı?

Selamünaleyküm. Şöyle bir anlama karmaşası yaşadığımızı bilmeliyiz:
Kim ne yapıyorsa, o yaptığının sözü edilen kurallara tam uygun olduğunu zannederek ve sonra da o zannına iman ederek yapıyor. Mesela liderinin kâmilen bütün liderlik vasıflarını taşıdığını zannediyor. Dolayısıyla da o lidere karşı çıkanı da batılda görüyor. Ayrılan da kendisini bir nevi Hüseyin görüyor. Onun çıkışının hakkın ta kendisi olduğunu zannediyor. Sonra da o zannına adeta iman ediyor. Bunun adı fitnedir. Fitne, ortasıyla ucunu kestiremediğimiz kördüğüm bir halatın adıdır. Ayrılmak, terk etmek gibi bir hakkımız asla yoktur. Körü körüne kilitlenip kalmak gibi bir enayiliğimiz de makul değildir. Biz, Ömer gibi bir liderin karşısına geçip: ‘Seni kılıçlarımızla düzeltiriz!’ diyen bir kitlenin peşinde değil miyiz? Ne oldu o sahabe hikâyeleri!? Daha basiretli, daha objektif bakmaya çalışalım. Dava ile davanın önünde duran temsilcileri aynı tutmayalım. Biri faniliği biri de ebediliği temsil ediyor. Allah’a emanet olunuz.