Telefonu Müslümanlaştırma sanatı

Bu videoyu bilgisayarınıza indirebilirsiniz. İndirmek için tıklayınız.

(Dosyayı indirmek için sağ tıklayıp Farklı Kaydet i seçiniz)

Bu videonun sesini bilgisayarınıza indirebilirsiniz. İndirmek için tıklayınız.

(Dosyayı indirmek için sağ tıklayıp Farklı Kaydet i seçiniz)

‘Telefonu Müslümanlaştırma sanatı’ adlı videonun yazılı dökümanı aşağıdadır.

Telefonu Müslümanlaştırma sanatı

İşte soru: Bu cep telefonu madem iletişim çağının sultanıdır. Cep telefonu sayesinde iletişim çağının zirvesine çıktık. Bu cep telefonu kadar hızlı yayılan ve bir ülkenin nüfusundan daha fazla kullananı olan, Afrika’da, filan yerde sefalet var, insanlar açlıktan ölüyor diye buradan pet şişelere su doldurup oradaki insanları kurtarmaya gidenler baktılar ki, ellerinde kaliteli cep telefonları var. Yemeğe yemek yok, içmeye su yok; kulağında telefon, arkadaşıyla mesajlaşıyor ama! İşte bu iletişim cihazı niye hatlarımızı kopardı bizim? Allah imtihan edecek. Her nimet beraberinde bu külfeti getirir. İkinci imtihan; bu nimet her şey için kullanılabilir. Cep telefonu, sılai rahim dâhil, ilim irfan elde etmek dâhil, rızık kazanmak dâhil her şey için kullanılabilir. Bizim bunu haramda kullanıp kullanmayacağımızı da görmek ister Allah. Biz bunu eğer haramda kullanırsak bu belamız olur, telefonlarımızla cehenneme gideriz. Telefonun hattı cehenneme doğru çekilmiş olur o zaman. Helalde kullanırsak, anamızın sütü gibi helal. Allah, el, göz, ayak verdiği gibi cep telefonu da verdi. Ve üçüncü nimet hesabı, üçüncü nimet imtihanı; bunu, bu cep telefonunu biz Şeriat terbiyemize göre mi kullanacağız yoksa kapitalizmin, konuş konuş, ölene kadar konuş dediği çılgınlık stiliyle mi kullanacağız? Yani bir Müslümanın eline aldığı cep telefonu, eline aldığı fıkıh kitabı gibi, eline aldığı misvak gibi midir; yoksa o telefonu piyasaya süren kapitalist mantıklı, paracı, kontörcü insanların kafa yapısına göre mi kullanacaktır? Sen ‘alo!’ diyerek mi telefona basacaksın, ‘selamünaleyküm’ diyerek mi alacaksın? Senin telefonun Müslüman mı, değil mi? ‘Yahu telefon da mı iman edecek?’ Edecek tabi. Edecek tabi. Sultan Fatih’in elinde toplar nasıl Muhammed aleyhisselam namına gürlemişti. Ver Sultan Fatih’in eline telefonu, bak nasıl ona kelimei tevhidi haykırtıyor. Zil sesi olarak değil ama! İşlem olarak, kullanım olarak. Cep telefonunu iman ettirebildin mi, ettiremedin mi? Tekrar ediyorum; ekranına Kâbe resmi koyarak değil, öyle eğlenme Kâbe’mle! İçerik olarak, kullanım olarak cep telefonunu hangi maksatla kullanıyorsan, iman ettirdin veya küfürde kullanıyorsun ya da münafık bir telefon kullanıyorsun sen, münafık oğlu münafık telefon! Nasıl münafık? Kandilde mesaj verir, maç skoru gelince maç skoru verir, faizler artınca faiz bilgisini sana aktarır; münafık, Abdullah ibni Sebe’nin mucidi bir cihaz! Ne istersen var; koca bulur, karı bulur, para bulur döviz öğretir, ezan da okur! Ezanı kaçırmaz ama. Çünkü Müslümanın elinde. Öbür türlü nasıl satacak malı. Kıble programı da var zaten. Kıbleye döndürmez ama kıbleyi gösterir. Kıble bu taraf, dön. Yok. Münafık cihaz. Mü’minin elindeki teknolojinin veya sanatın ürünü ne olursa olsun, ne varsa mü’minin elinde o, iman etmelidir. Mü’min ona iman ederse vay haline! Cep telefonlarımıza veya normal telefonlarımıza; biz mi iman edeceğiz, o mu bize iman edecek? Benim dinimin peşinden gelen mü’min telefon telefondur. Kâfir telefon parçalansın, kontörsüz kalsın, hattı kopsun onun! Münafık telefona da yüzlerce kere lanet olsun. Sorarsan kıbleyi gösteriyor, sorarsan meyhaneyi gösteriyor; böyle telefon olur mu? ‘E böyle yapılmış, programı böyle yüklü’ Böyle yüklüyse benim ayağımın altında ayakkabı olarak kullanırım onu, ezerim. ‘Öyle yüklü’ ne demek! Ona yükleyebilir, bana kimse yükleyemez onu. İşte kardeşler, üç imtihanla imtihan oluyoruz bir telefon üzerinden. Biz Allah’a kulluğumuzu camide arıyoruz hep. “Ey mü’min!” Nasıl “ey mü’min”. Camide hep adam. “Ey mü’min” camiye girmiş mü’min değil. Zaten bir gün getiriyorlar, içine sokmasalar da kapısında bir taşın üstüne getiriyorlar adamı, “ey mü’min” mi şimdi o? “Ey mü’min” yemeğinden anlaşılacak, masasında Allah’ın helal ettiği şeyler olacak. İyi mü’min konuşurken anlaşılacak; bu helaldir, haramdır diyecek. İyi mü’min, tuttuğu takımda belli olur. Ashabı kiramdan başka hiçbir birleşimi tutmaz mü’min. Hem mücahit mü’min, pazar günleri cihat yok, maç var. Pazar günü başka takımın adamı. Bu işte, “ey mü’min”, hoş mü’min, nahoş mü’min sıralamasının ölçüleri bunlar. Mü’min telefonundan belli olur. Bir mü’minin telefonu namaz saatinde çalmaz bir defa. Çünkü, senin gavur arkadaşın var o zaman. Sen İstanbul’da oturuyorsun, o da İstanbul’da oturuyor. Öğle ezanı okunalı üç dakika olmuş, senin telefonunu çaldırıyor. Demek ki senin namaz kılan biri olarak bilmiyor. Ya da o namaz kılmıyor. İkisi de sıkıntı. Telefon böyle iman eder işte. Telefona ses yükleyip, amentü billahi ve melaiketihi dedirtmek onu iman ettirmiyor. İki tane entegre var içinde, bu bir şey değil ki, can değil ki telefon iman etsin. Ama telefonun imanı nedir? Kendiliğinden namaz saatinde kilitlenen telefondur. Şimdi, bir Müslümanın Cuma namazı kılarken telefonu çalıyor. Bando açılıyor, gümbür gümbür telefon çalıyor. ‘Ya bu saatte niye açık? Kapat.’ Tamam, camiye girerken telefonu kapatmadı, iyi bir suç. Bir dakika, Cuma saatinde –erkek bu adam ya, kadın olsa camiye gitmedi diyeceğim- Cuma saatinde bunu hangi imansız aradı diyeceksin o zaman! Cuma saatinde Müslümanın telefonu çaldırılır mı? Telefon böyle iman ettirilir. Bir kere seni Cuma namazında, öğle namazı kılınırken arayanı kara listeye koyarsın, bu aradığında bakılmayacak numara diye üstüne kaydedersin. Az bir suç mu Allah’ın önündeyken seni meşgul etmesi? İşte mü’min telefon, kâfir telefon, münafık telefon. Cebindeki cihazsın isimleri bunlar. Şimdi efendim, bakın başka bir ölçü; filan marka Yahudilere yardım ediyormuş. -Nasıl yardım ediyor? -Müslümanlara satıyormuş bu cihazları, kazandığı parayı da Yahudilere yardım olarak gönderiyormuş. Ee, Yahudi insan değil mi, yesin içsin. Seni namaz saatinde arayan da şeytana yardım ediyor; senin namazını ifsat ediyor. Senin namazın bozulduktan, orada namaz kılan yüz kişinin huşuu, namaz zevki kaçtıktan sonra İsrail’e yüz dolar göndersen ne olur, seksen beş dolar göndersen ne olur? Tutturduk, Yahudi malı telefon kullanma. Yahu, kullanma kardeşim, kal telefonsuz, zararı yok, kal telefonsuz. Ama bu sadece Yahudiye yardım gönderen firmayı boykot etmekle, belli bir listeyi ‘boykot listesi’ olarak ilan etmekle bitmiyor. Yahudi mel’un, beni namazımdan alıkoyan da mel’un! Beni zikrullahtan alıkoyan da mel’un! Benim çocuğuma müstehcen şey gösteren de mel’undur! Benim vakitlerimi heba eden, boş vakit geçirten, işyerine gitmiyor gençler, neden? Çünkü ilk gittiğinde cep telefonuyla oynayacağı bir masa istiyor. Çekiç, tahta; böyle bir şey vermek yasak. İş istiyor. Ne istiyorsun abi? Cep telefonuyla oynayacağım kadar bir masa, sıcak da olacak, yazın klima da olacak… Memur bey cep telefonuyla oynayacak akşama kadar. Bu bir heba unsurudur. Meseleye sadece, filanca marka Yahudilere yardım ediyor diye bakamayız. ‘Hangi marka ve hangi cihaz şeytana yardım ediyor?’ diye bakarız. Şeytan çadırını yakaladın mı, Yahudi onun kıllarından bir kıl zaten sadece. Sen çok şey yakalamış olursun. Güya bir antiyahudi havaya sokuyor bizi bu olaylar, neticede biz öbür taraftan, namaz gitti, çocukların ahlakı gitti, insanlar işten çıkıyorlar cep telefonu yüzünden, gencecik kızlar, bir cihaz, kibrit kutusu kadar bir cihazla eş buluyor kendine, arkadaş buluyor, ailesinin iffetini çiğniyor. Biz de hala cep telefonu büyük nimet, filan firma daha güzel diye tutunup duruyoruz.