Tekbir Alırken Ellerin Kaldırılma Hususu

Selamünaleyküm hocam. Ben şu an İbn-i Kayyım’ın yazmış olduğu Zadul Mead isimli eseri okuyorum. Orada dil ile niyet etmenin bid’at olduğu yazmakta ayrıca Ebu Hanife’ye göre de bidat olduğunu biliyorum. Peki, bu bize nereden daha doğrusu hangi imamın görüşü olarak gelmiş? İkinci olarak İbn-i Kayyım(Allah ondan razı olsun) Allah resulü (s.a.v.)’nün her tekbir alışında ellerini kaldırdığının sahih olduğunu belirtmekte ve ellerini kaldırmadığı yönündeki rivayeti de kabul etmemekte. Peki Ebu Hanife’nin bu konudaki görüşü nedir? Daha doğrusu Ebu Hanife(Allah ondan razı olsun)hangi rivayete göre ellerin kaldırılmayacağını belirmiştir? Son olarak hocam bu sorularım kesinlikle Ebu Hanife’yi sorgulamak anlamı taşımamaktadır. İlim sahibi olmadığımız için bunları size sormanın daha doğru olacağını düşündüm. Allah sizden razı olsun

Selamünaleyküm, Okuduğunuz kitap, Siret-i Nebi alanında çok değerli bir kitaptır. Fıkıh alanında ise değindiği meseleleri umumiyetle Hanbelî fıkhını esas alarak yazmaktadır. Buna dikkat ederek okumanız gerekir. Her ne kadar Hanbelî fıkhını yazması, bizim açımızdan adeta bir yabancı görüşü beyan ediyor gibi algılanmıyor ise de neticede farklı içtihatların bulunduğu iki ekolün arasında dinimizi yanlış anlamaya sebep olacak hatalar yapmamalıyız.
Namazda iftitah tekbiri dışındaki yerlerde ellerin tekbir esnasında kaldırılması meselesinde iki görüş vardır. Bunların birincisi, İmam Şafii’nin ve Ahmed bin Hanbel’in görüşüdür ki, bu görüşe göre rukü’ye giderken ve kalkarken de eller kaldırılır. Bu hususta başta Buharî olmak üzere pek çok muhaddisin yirmiye yakın sahabeden rivayet ettiği hadisler vardır.
İkinci görüşe göre ise, sadece iftitah tekbiri esnasında eller kaldırılır. Bu görüşü de destekleyen Ebu Davud ve Nesaî’nin Abdullah bin Mesud radıyallahu anhtan rivayet ettiği hadisler vardır. Birinci görüş sahipleri ikinci görüş sahiplerinin dayanağı olan hadislerin zayıf olduğunu söylemişlerdir.
Netice olarak Ebu Hanife (r.a.) aleyhin, kendi zevkine göre bir iş yapması söz konusu değildir. Mezhebinde büyük oranda etkisi bulunan Abdullah bin Mesud radıyallahu anh’ın rivayeti ile amel etmektedir.
Bize düşen, bu tür konularda tartışma yerine, amelimizi ihlâsla ve sürekli yapmaya çalışmaktır. Bir de, asırlardır tartışılmış ve üzerinde yığınla eser yazılmış meseleleri yeni keşfetme heyecanı ile ortaya atılmamak olmalıdır. Allah’a emanet olunuz.