‘Tarikatlara nasıl bakmalıyım?’ diye sorana mektup

Nakşibendi tarikatı hakkındaki görüşünüz nedir? Bu tarikatı tavsiye eder misiniz?

Tarikatlar, İslam’ın namaz, oruç gibi şartlarından değildir. Bu nedenle de tarikat, ashabı kiramın bilmediği bir müessesedir. Ancak dünyevileşmenin gitgide artan etkisi karşısında tarikatlar bir çare olarak görülmüş ve uygulanmıştır. İnkâr edilemeyecek bir yararı da olmuştur. Bir anlamda dünyevileşmeye doğru kötü bir gidişi en azından yavaşlatmıştır. Şu zamanda da tarikatların bu etkisi gözle görülebilecek kadar açıktır. Mekke’de Haremişerif’te namazı bekleyen hacıların içinde zikir veya kıraatle meşgul olanların önemli bir bölümü böyle bir oluşumun içinde bulunanlardır. Böyle bir oluşumun içinde olmayanların ise orada bile vakit israf edebildiklerini müşahede edebiliriz. Ne yazık ki tarikatlar, ilk çıkış heyecanını zamanla yitirmiş, bulunma gayelerinin dışına taşabilmişlerdir. Şeriat kurallarının ihmal edildiği, en temel kuralların bile yok sayıldığı hatalara düşüldüğü görülmüştür. Bu durum da, ‘Tarikatları var kabul edelim mi?’ tarzında bir soruya yer açmıştır. Tarih boyunca pek çok isim, tarikat konuları etrafında tenkit edilmiş, haklarında eserler yazılmıştır. Tarikata karşı eser yazıldıkça da tarikat cephesinden karşı cevaplar yazıldı. Netice de tarikatı benimseyenler ve karşı çıkanlar şeklinde bir cepheleşme oldu. Bu arada tarikatlar arasında da renklilik anlamında isim farklılıkları oluştu. A tarikatından B tarikatı, B tarikatından C tarikatı oluştu. Bizim asırlar sonra gelen Müslümanlar olarak, tarikatlar hakkında kesin bir olumsuzluk belirtmemizin iki önemli engeli vardır. Birincisi, tarikatların çıkış zamanından günümüze kadar gelinen süreç gizli bir süreç değildir. Binlerce ilim adamının bulunduğu ve en küçük yanlışa bile ‘Allah adına itiraz edilen’ dönemler olmuştur. Bu dönemlerde tarikata kökten bir itiraz olmamıştır. İtiraz, tarikatlardaki yanlışlaradır. En önemli itiraz seslerinden biri olan İbni Teymiye gibi bir isim bile tarikatlardaki yanlışları dillendirmiştir. Dolayısıyla bizim bu dönemde, kökten bir tarikat itirazımız anlamsız olur. Çünkü tarikat, bir din değildir, dinde yenilik de değildir. Tarikat, dini daha iyi yaşama gayretinin ürünüdür. Bu gayret esnasında ortaya çıkan yanlışlar ise, yanlışlıkları kadar ele alınmalıdır. İkinci husus ise, tarikat içeriği itibarıyla gündemi, Allah’ın adını yüceltmektir. Böyle bir gündeme itiraz anlamsız olur. Doğru olan yanlışlarla mücadele etmektir. Bir de mü’minler arasında fitne oluşturabilecek zeminlerden uzak durulması gerekiyor. Hangi tarikatı tercih edebileceğimize dair bir tavsiye ise ancak o konuda ehil olanlardan birine sorulabilir. Allah’a emanet olunuz.
Nureddin YILDIZ
facebook.com/nureddinyildiz
twitter.com/nurettinyildiz