Tarikatlara girmeli miyiz, girmemeli miyiz?

Hocam selamun aleyküm. Vaktinizi ayırır cevap verirseniz çok mutlu olurum. Tarikatlerle ilgili yazılarınızı okudum ve kafam karıştı. Gidin katılında katılmayında demiyorsunuz gidene gitme gitmeyene niye gitmiyosun demiyosunuz. Eğer zararlıysa veya ibadetler şirk ise örneğin rabıta, şeyhin kabre gelip imanlı ölmesine vesile olması şirk ise neden şirk demiyosunuz? Veya şirk değil ise bunlar şirk değildir kalbiniz rahat olsun demiyorsunuz? Yahut net cevabını bilmiyorsanız neden bilmiyorum demiyorsunuz?

1- Tarikatlar baştan sona batıl bir varlığın adı değildir. İçinde dinimizi kuşanmışı vardır, bidatlerin kuşattığı vardır. Yok kabul etmek kadar içine dalmak da hatadır. Bu da bizim doğru olanını almamız, eğri olanından uzak durmamız sonucunu getirmektedir. Bunun yerine kökten kabul veya ret mantığı, derdi dini olan bir insanın tavrı olmaz. Aksine dinine dert katanın tavrı olabilir.

2- Tarikatların içindeki yanlışlar veya doğrular üzerine hüküm vermek bir içtihat seviyesi ister. Ben ise uzak veya yakın o seviyenin insanı değilim. Ümmetimin müçtehitlerinden aldıklarımı/alabildiklerimi kardeşlerimle paylaşıyorum. Tarikat konusunda tenkiti olanlarla, övgüsü olanların ortada buluşabildikleri zemini kardeşlerime sunmaya çalıştım. Bir tarafın uç ifadelirini, Şeriat’ımın açık bir emri değilse almadım. Rabita meselesi böyle bir meseledir; uç noktalardan bakıldığında cennete de cehenneme de taşıyabilmektedir. Belli bir noktadan sonra şirke sürüklediği doğrudur. Şeriat’ımızın aslında bunun emredilmediği ve tavsiyesinin sonradan ihdas edildiği de doğrudur. Şirk seviyesine gelmemiş bir örneği de bulunabilir bunun. Neden illa bir beyaz veya kara tercihine mecbur hissedelim kendimizi? Ümmetimizin içinde cehennemliklerin çoğalması bize zevk veriyor olamaz? Kelepur bir cennet pazarlamacılığını da benimseyemeyiz. Haddimizi ve emellerimizi korumak zorundayız.

3- Bu sonuçtan sonra ya da konuya böyle bakan biri olarak insanlara gidin şu tarikata veya vay gidenin hâline demenin bir anlamı olur mu? Olmaz elbette. Beni mutlu eden bir mümin kardeşimin teheccüde kalkmasıdır. Elinde tesbihi ile bin kere filanca zikri yapmış bir mümin görünce ellerine kapanasım gelir. Bunu tarikat yaparsa ben özümü buldum derim. İsterim ki buluğ çağına kadar gençler Kur’an ve fıkıh öğrensin, baliğ olunca da böyle bir tarikata girip nefsinin esaretinden kurtulsun. Bunu yaymak için neden yollara düşmeyeyim, ya da benim asıl vazifem bu değil midir?

Öte yandan, tarikatın adı kullanılarak insanların emellerinin sömürülmesine, Ebu Hanife’nin fıkhının yok kabul edilmesine, bidat yumağı içinde bir zeminde körü körüne eriyen insanlara da esef ederim elbette. Tarikat deyince, ilimden uzaklık anlaşılırsa ben ona nasıl gönül verebilirim. İlmihal bilgisi bilmeden bir insan tarikat girse ne olur çıksa ne olur? Dinden daha organize bir tarikata el sallayabilir miyim maazallah!

Umarım konuyu neresinden ve nasıl gördüğümüzü izah edebilmişimdir. Allah Teala hepimize hakiki bir kulluk çizgisi lütfetsin.