Sarık Takmanın Hükmünü Soran Müslümana Mektup

Selamünaleyküm hocam;
Ben size aslında o kadar da önemli olmayan bir mesele için ulaştım. Belki hadsizlik ediyorum bunca işinizin arasında ama mesele şu; sarık bazı insanlar tarafından çok abartılıyor. Dinin değişmez bir şiarı olarak görünüyor ve kabul ediliyor. Ülkemizde bazı gruplar gerçekten İslamı şalvar ve sarıktan ibaret görüyorlar. Bu mesele hakkında bir araştırma yaptım. Sarıkla alakalı hadisler zayıf olarak, hatta bazı âlimler tarafından da uydurma olarak kabul ediliyormuş. Bu konuda Aliyyül Kari, Acluni, Abdülfettah ebu Gudde gibi zatların isimleri geçiyor. Derdim İslami sembollerle alakalı değil yanlış anlamayın. Sarığı Peygamber aleyhisselam döneminde başın sıcak ve geceleri soğuktan korunması için kullanılan, o dönemde müşrikler ve hatta Arami ve Yahudi kavimlerinde dahi bulunan bir tür zorunluluk gibi algıladım. Yani o dönem sarığın kullanılması ve bu gün Arap ülkelerinde kullanılan keyfiye veya şimağ denilen örtüler arasında pek de bir fark yok. Bu durumda İslamı sarık veya herhangi bir belirsiz sınır içine hapsetmek ne derece doğrudur, sarıkla alakalı hadisler güvenilir midir? Günümüz hadis âlimlerinden olan Muhammed Avvame ve merhum Hasan en Nedvi gibi zatları da biz sıklıkla içlerinde bulundukları örfe göre giyinmiş bir halde görüyoruz. Sarık sünnetin neresindedir veya İslam, insanlar için bu kadar ayırıcı mıdır? Takke, fes, kalpak tarzı başlıklarda sarık kadar faziletli midir? Çünkü siz de takdir edersiniz ki, Efendimiz aleyhisselam Hicaz değil de başka bir yörede gelmiş olsa idi yöreye göre giyineceklerdi. Sarığın sarılması veya rengi konusunda çok sıkıntı çektim. Bu suali bu sebepten ötürü soruyorum. Şimdiden teşekkür ederim.

Selamünaleyküm;
Müslüman erkeklerin sarıklı olması ile ilgili hadisler, sahih hadis kitaplarında vardır. Dolayısıyla sarık Biz’e aittir. Sarıklı Müslüman, ashab mantığına daha yakın Müslüman’dır.
Namazda sarık kullanmakla ilgili SAHİH HADİS yoktur. Günlük kıyafet sarık ise o sarıkla namaz kılmak, namazla ilgili olabilir. Namazı anlatan temel fıkıh kitaplarında, namazın sarıkla kılınmasını -günlük kıyafet olması durumu haricinde- vacip, Sünnet düzeyinde hükme bağlayan bir kural da yoktur.
Kâfirlerden Biz’e intikal etmiş bulunan ve onların itikatlarını, ahlaklarını yansıtan kıyafetlerin üzerimizde olmaması elbette doğru olandır. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin gönderildiği yörenin kıyafetini kullanması, biz o yörede değilsek bizim o kıyafeti din kuralı görmememizin makul sebebi olabilir ama kendimizi başkalarının boşluğuna da salamayız. Bunun bir ortası bulunabilir ya da bulunması için uğraşılabilir.
Şöyle dememiz de mümkündür: Başta sarık olmak üzere, selefimizden bize intikal eden kıyafeti, genel hatları ile sürdürmemiz evla olandır. Bilhassa en temel iman esaslarımızın bile darbe gördüğü bu zamanda ise kıyafet konusunun birinci mesele durumuna getirilmesi doğru değildir. Listemizde bulunmalı ama birinci sırayı iman ve imanı koruyan ibadetler almalıdır. Kıyafetin farz olan bölümünü hiçbir şekilde münakaşa edemeyiz şüphesiz. Teferruatını da farzlar düzeyine çıkaramayız.
Bazı grupların bu meseleleri, ilk ve tek mesele gibi görmesini ise onların çalışma listesine dair bir sorun olarak görürüz. İslam’ı ve hayatı gören gözün görme açısına ait bir sıkıntıdır bu.
Birbirimize dua edelim.
Selamünaleyküm.

Nureddin YILDIZ

www.twitter.com/nurettinyildiz
www.facebook.com/nureddinyildiz
www.sosyaldoku.com
www.fetvameclisi.com
www.ailehayati.com
www.gencdoku.com