Risâle-i Nur ve İhyâ-u Ulûmiddin Eserlerine Mutedil Bakış

Selamünaleyküm

Ben risale-i nur okuyor ve bir grup arkadaşa bu eserden dersler veriyorum. Risale-i nur hakkında düşünceleriniz nedir? İstifademe devam edeyim mi? ya da dikkat edilecek bir hususiyet var mıdır? Bir de İhya-u Ulûmiddin eserinden bazı konuları da ders olarak yapıyorum. İmam-ı Gazali hazretleri konuları harika izah etmiş, Allah razı olsun. Ama sizden de dinlediğim kadarıyla hadis ilmine çok vakıf olmadığı için bazı sahih olmayan hadislerin varlığı söz konusu. Bir başka hoca efendi de kendisinin bazı sapık tasavvuf bilgilerini içinde barındırdığını söylüyor. Benim için sizlerin verdiği cevap son derece önemli. Allah ebeden dâimen razı olsun. Vesilenizle Rabbimin emrine, Rasûlünün hadislerine bakış açım değişti. Nakıs aklıma bir nebze felsefe karıştığını fark ettim. Artık bence demeye korkar oldum. Haddimi aştığımı biiznillah fark ettim. Rabbime hamd olsun doğru yolda sabit kılsın. Sorularımın hiç biri bir şeyleri ölçme biçme maksatlı olmayıp tamamen haktan haklı istifade etmek niyetiyledir. Allaha emanet olun.

Şunu bilip kabul etmeliyiz:

Kemâl sıfatı Allah Teâlâ’ya mahsustur. O’nun kitabı da hatadan beridir, olduğu gibi kemâlâttır. Bunun dışında hiçbir insanın sözü veya kitabı ‘eksiksiz, hatasız, mükemmel’ değildir, olamaz da! Aksini iddia edende ya akıl yoktur ya da din bilgisi. Kur’an’la boy ölçüştürülen bütün kitaplar, adları ve müellifleri kim olursa olsun dalalet kaynağıdırlar. Belki müelliflerinin bile kabul etmeyeceği aşırılıklara kaynak edilen o tür kitapları reddetmek, Kur’an’ı kıyamete kadar Allah’ın elimizdeki emaneti olarak koruma görevimizin en önemli parçalarından biridir. Kur’an’ı bu şekilde kabul etmemiz, Kur’an dışındaki hiçbir kitabı onun gibi kabul etmememizi gerektiriyor. Bu bir kanun, bir itiraf olarak önümüzde durmalıdır.Said Nursi rahmetullahi aleyhin eserlerini, bu ümmetin hizmetinde, Kur’an’anın tefsirinde, iman davasının öncülüğünde mühim çalışmalardan biri olarak kabul etmemek insafsızlık olur. Zamanının en münbit, en bereketli çalışmalarından biridir. Özellikle Arapça dışındaki dillerde yazılan eserler arasında özellikle önlerde bir yerde tutulmasının gerekliliğine kaniyim. Kanaatimiz budur. Şu var ki Said Nursi’yi masum veya melek olarak görmüyoruz. Bir insandı. İnsanlığına imanı ve imanına da imanı için canını feda etme yiğitliğini taç etmişti. Dolayısıyla sıradan biri olmanın ötesinde bir yer ve takdir sahibi oldu. Kendisi için bunu düşünüyoruz. Eserleri için de düşüncemiz aynıdır. Eserleri gayet güzeldir, bir kütüphane için gereklidir. Fakat o eserler için şu notları kaydetmemiz birinci paragraftaki hakikatin gereği olarak zorunlu olmaktadır:

a- Said Nursi rahmetullahi aleyhin hiçbir eseri hatta eserlerinin tamamı asla Kur’an veya Kur’an gibi değildir.

b- Aynı şekilde onun eserleri yani Sözler adıyla simgeleşen kitapları ‘Kur’an’ın tek tefsiri’ veya ‘bu zamanda başkası kabul edilemez yegâne Kur’an tefsiridir’ de diyemeyiz. Bu sözü de dine ve akla mugayir görürüz.
Zira Kur’an’ın kıyamete kadar akıllara çalışmayı ve araştırmayı emreden muciz niteliğini tıkatma, bu eserlerin müellifini bir tür tek adam, önüne geçilemez adam niteliğine sokmaktır. Külliyatın mecmuunda bunu reddeden pek çok ikaz bulunmaktadır.

c- Said Nursi rahmetullahi aleyh ve eserleri yaklaşık bir asır öncesinin ifadesidir. O zamanın dili ve o zamanın konularını ihtiva etmektedir eserleri. Önemli bir bölümü asırlar geçse bile eskimeyecek konulardan oluşmuş olsa da dil ve üslup olarak bugünün dil ve üslubuna ters düşmektedir. Bu niteliği ile o eserlerin, tek kaynağa dönüştürülmesi, dillerinin muhafazasını ibadet anlamında bir konu gibi görme hatası, kabul edilemez bir düşüncedir.Kur’an dışında hiçbir kitap, dili ve mantığı kıyamete kadar baki kalacak kitap değildir, olamaz.

d- Said Nursi ve eserlerinin yok sayılması bir vefasızlık olduğu kadar, o eserlerin abartılıp mukaddesliğine hükmedilmesi de bir vefasızlıktır. Birinci vefasızlık, hayatını davasına adamış ve müessir çalışmalar yapmış
mücahit bir mü’mine, ikincisi de Kur’an’a karşı yapılmış bir vefasızlıktır. Her ikisini de yapmaktan uzak kalmalıyız. Said Nursi de eserleri de Allah’ın onlar için takdir buyurduğu noktada kalmalıdır. Kâinat çaplı bir ümmetin kâinat çaplı davasını dar bir daireye ve zamana daraltamayız. İşimiz çok, vaktimiz ve alanımız dardır.İhya’ya ve Gazalî’ye gelince; takdir edersiniz ki, GazalÎ rahmetullahi aleyh için de benzer şeyleri söyeleyebilirim. Size yazının hacmini büyük göstermemiş olmak için o bölümü yazmış gibi yaparak geçeyim. Yalnız şunu teyit etmemde fayda olacaktır:İmam Gazalî, -Allah ondan razı olsun, ona en geniş rahmeti ile rahmet etsin- bu ümmetin en zor zamanlarında ortaya çıkmış, daha doğru bir ifade ile Allah tarafından çıkarılmış bir adamdır. Bu ‘adam’ kelimesini gayet bilinçli bir şekilde yazdığımı tahmin ediyorsunuzdur. Adamlığın hakkını verecek büyük eserler yazarak gitmiştir. İhya da o eserlerden biridir. Buna rağmen İhya, Kur’an gibi değildir. Sahih-i Buharî gibi değildir. İhya sadece İhya gibidir. Kendi başına gayet kaliteli, gerekli ve bereketli bir kitaptır. Kalbî hasatılıklara, toplumsal bozuklulklara karşı ilaç gibidir. Her ilaç gibi de, yan tesirleri olabilir. Fazla kullanılması sakıncalı olabilir.

Özellikle İhya için şu tespitleri yapmamız hakkı yerine oturtmak olacaktır:

a- İhya, bir hadis kitabı değildir. Asla İhya’dan hadis nakli yapılamaz. İhya bir öğüt ve eğitim kitabıdır. Onu o noktada tutmasını bilmek gerekir.

b- İhya, tasavvufun temel kitaplarından ya da tasavvufu şekillendirmişkitaplardan biri de değildir. Tasavvufun konularını da ihtiva eden bir kitaptır. Dolayısıyla tasavvufa karşı peşin kanaati olanların İhya için de peşin kanaat gütmeleri normaldir. Haklı yanları olabilir, yanlışları olabilir. Bilhassa tasavvuf etrafındaki menkibelerini çok dikkatli okumak gerekir.

c- Gazâlî rahmetullahi aleyh bir Şâfii alimidir. Fıkıh konularında mezhebini esas almıştır. Şâfii olmayan birinin onu okurken zihninin karışmaması için bunu dikkate alması gerekir. Gerçi Şâfii olmak bir eksiklik ya da üstünlük nedeni değildir ama fıkıh konularını ele almada bir yöntem olduğunu da bilmek gerekir.

d- İhya, bugünkü vakit ve fırsatlar açısından ele alındığında uzun ve geniş denebilecek bir kitaptır. Aynı konuları onun belki de beşte biri oranında daha kısa olarak yazan kitaplar da vardır. Bunu da bilmek gerekiyor. Bir kitabın uzun olması her zaman yarar getirmez. Uzun yollarda kaybolma riski de gözden kaçırılmamalıdır.

Değerli kardeşim,
Her şey yerli yerine oturtulunca dinimiz ne güzel, ulemamız ne büyük, eserler ne kadar değerli değil mi?Abartınca, taşları yanlış yerlere koyunca da dertsiz olması gereken başlarımız dertten eksik kalmıyor gördüğünüz gibi.Dualarınızı beklerim. Allah’a emanet olasınız.
Selamünaleyküm.

Nureddin Yıldız

www.twitter.com/nurettinyildiz
www.facebook.com/nureddinyildiz
www.sosyaldoku.com
www.fetvameclisi.com
www.ailehayati.com
www.gencdoku.com