Ramazan Hilali Meselesine Bakışımız

Selamun aleykum hocam. Hilal’in görülemediği belirtilerek bütün dünyada, Türkiye ve Türkiye’ye uyan ülkeler hariç oruca Çarşamba günü başlanacağı ifade edildi. Türkiye takvimi esas alıyor ve ümmet ikiye bolunmuş durumda.. Ortada büyük ve son derece üzücü bir fitne var. Aileler, ümmet bölünüyor her sene.. Beraber bayram yapamıyoruz. Beraber oruç tutamıyoruz.. Bu durumda Türkiye diğer ülkelere uysa da ortada böyle bir şey söz konusu olmasa ne olur? Sonuçta Efendimiz (sav)’in hadisi var. Ona uymamış oluyoruz..
Ama diğer taraftan da Allah’ın koyduğu ölçü hiç bir zaman değişmediğinden teknolojik hesaplamaların yanlış olmadığını düşünüyorum ..
Şu anda gerçekten kafam çok karışık. Rasulullah’a karşı gelmek istemiyorum ama oruç tutmazsam da gönlüm rahat olmayacak..
Siz bu duruma ne diyorsunuz hocam? Size güveniyorum. Severek takip ediyorum. Birçok meselede takva boyutuyla fetva verdiğiniz için, dini gevşetmediğiniz için benim içimin her daim rahat etmesine vesile oluyorsunuz..
Aydınlatın beni bu konuda Allah rızası için..
Selamun Aleykum Allah razı olsun

Selamünaleyküm.
Haklısınız. Müslümanlar olarak en önemli ibadetlerimizden birinin üzerinde ittifak ettiğimiz bir vakit bile belirleyemedik. Buradaki sorun iki noktadan çözülemiyor. Birincisi Türkiye, laik kimliği ile itimat telkin edemiyor. Zaten Hilal meselesinde de, laiklik kurallarından feragat edebileceğini söylemiyor. Mesela Diyanet ekibi Hilal’i görmüş olsalar mevcut takvimi değiştirebilirler mi? Böyle bir ilan yapılabilir mi? Bugüne kadar da, kamuoyuna Ramazan orucunun vaktini nasıl belirlediklerine dair ciddi bir açıklama yapmış değillerdir. Hesap kitaptan söz ediliyor ama bu hesap kitap üzerinde yakın geçmişte hatalar olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Eski Diyanet İşleri Başkanlarından Tayyar ALTIKULAÇ döneminde yanlış bir hesaplama söz konusu olmuş ama bu, kamuoyundan gizlenmiştir. Dolayısıyla Türkiye’nin bu konuda sabıkası vardır.
İkincisi ise, başta Suudi Arabistan olmak üzere Hilali görme iddiası ile takvim belirleyenlerin orucun ve haccın ağırlığına layık bir ciddiyet içinde olmadıkları maalesef bilinen bir gerçektir. Bizzat benim Suudi Arabistan’da bulunduğum yıllarda bu laubaliliği izlediğimi söyleyebilirim.
Netice olarak, Türkiye’deki durum akla ve hesaba uygun durumdur. Diğer ülkelerdeki durum da fıkıh kurallarına uygun durumdur. Bu da her iki tarafın da kendine göre haklı olduğuna inanması sonucunu getirmektedir.
Son bir iki yıl içinde yoğun bir birleştirme gayreti sergilenmiş ise de anlaşılan başarılı olunamamıştır.
Bir diğer mesele de, sabah namazına bir yıl boyunca vaktinde kalkma konusunda titizliği olmayanların, Ramazan gelince Hilal meraklısı olmaları, kolay anlaşılabilir bir şey değildir. Burada, aykırı davranıp rahatlama mantığı veya şuuraltısı mı vardır bilemiyorum. Kimsenin amelindeki niyeti itham edebilecek durumda değiliz şüphesiz. Ama Ramazan ayındaki Hilal merakını biraz da her gün sabah namazındaki Güneş merakı olarak görmek isterdik doğrusu.
Netice olarak, Hilal iddiasına kalbi mutmain olanların oruçlarını o şekilde tutmalarında sakınca yoktur. Buradaki durumu esas alanların da oruç hatası yapmadıklarını düşünüyoruz. Yeter ki ibadetimiz ihlaslı olsun. Önümüzde belvây-ı umûmi diyebileceğimiz bir mesele vardır. Bireysel olarak mü’minler bundan mesul olmazlar diye umuyoruz.
Burada hepimizin gözünü açması gereken bir gerçek vardır:
Bugün Hilal konusunda birliktelik sağlandı diyelim. Sadece bu mudur bizim ayrı kaldığımız nokta? Başımızda Halifemiz bulunmadıkça biz Hilali de göremeyiz huzuru da. Biraz da, neden ayrıyızı irdelesek de, şu veya bu yatırım kadar Hilafetin ihyasına da yatırım yapsak bari! Şu Ramazanımız bir de böyle bir rahmetle tecelli etse, ne güzel olurdu, ne büyük rahmet olurdu!
Selamünaleyküm.