‘Niye Kadın Kocasına Hizmet Etmek Zorunda Olmasın ki?’ Diye Soran Eşe Mektup

Hocam bazı konuşmalarınızda duydum. Kadının kocasının hizmetini görmek zorunda olmadığını söylüyorsunuz. Kadın kocasının hizmetini görmeyecek de neden evleniliyor ki? Erkek, akşama kadar dışarıda yorulduktan sonra eve gelip bir de çamaşır mı yıkayacak? Evi mi süpürecek, çocuklara mı bakacak? Bu sözünüzün ne anlama geldiğini açıklar mısınız?

Kadından iki türlü hizmet beklenir. Birincisi kadının, erkeğinin iffetini koruması, onun cinsel ihtiyaçlarını tatmin etmesi ve bu cinsel ihtiyacın tabii bir sonucu olarak eşine çocuk vermesi hizmetidir. İkinci hizmet de, bugünkü evliliklerin neredeyse tamamen özdeş anlamı hâline gelen ev hizmetleridir. Bu hizmetler evi süpürmekten yemek pişirmeye, bulaşığa ve benzeri erkeğin ‘Yapmayacağı’ kabul edilen hizmetlere kadar uzanmaktadır.

Kadının birinci hizmet türünün tartışılması gerekmiyor. Zaten evlilik esasen birinci türdeki hizmetler için vardır.
İkinci türdeki hizmetlere gelince, bu türdeki hizmetler için Ümmet’in müçtehitlerinin iki görüş beyan ettiklerini görüyoruz.
a- Büyük çoğunluğu oluşturan müçtehitlere göre kadın, kocasının ikinci türdeki hizmetlerini görmek zorunda değildir.
b- Hanefi mezhebindeki müçtehitlerin içtihatlarına göre ise kadının erkeğinin ikinci türdeki hizmetlerini de görmesi dinen vazifesidir. Ancak onların getirdiği ‘dinen vazifesidir’ kaydı, meselenin hukuka intikal etmesi durumunda kadına bir mecburiyet getirilemeyeceğine de işaret etmektedir.

Ortada şöyle bir durum vardır: Kadına, erkeğinin bulaşığını yıkamayı, evini süpürmeyi, tarlasında çalışmayı emreden bir âyet ve hadis yoktur. Evet, pek çok hadiste kadının çalışmalarından, iş yapmasından söz edilmektedir ama onlar, açık bir ifade ile kadına çalışmayı emretmemektedir. Hâlbuki kadının birinci türdeki işiyle alakalı birden çok âyet ve hadis vardır ve onlar gayet açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Bu durum, müçtehitlerin farklı içtihatlarda bulunmalarına neden olmuştur.

Bir aile içinde erkek ve kadın, neyi ne kadar yapacaklarına dair hukuki istinatlara başvurduktan sonra o ailede, İslam’ın insanlardan beklediği aile ciddiyeti bulunamaz. Meseleye vacip midir Sünnet midir mantığından önce, aile istikrarı için hangisi gereklidir şeklinde bakmak gerekiyor.

Evet, kadına erkeğin ev hizmetlerini görme mecburiyeti getirilmemiştir. Âyet ve hadislerden anlaşılan açık ifade budur. Kadın bunu, hangi din anlayışıyla algılayıp sahiplenecekse o din, erkeğe ‘Doymadıysan bir kere daha otur sofraya.’ tarzında ikinci kadınla da evlenme hakkı vermiştir. Dinin o tarafı kadınlar için iyi de bu tarafı kötü mü olacak?

Görülüyor ki Allah’ın hükümleri bir denge üzerine kuruludur. Bu dengenin bir ucundan tutulup çekildiğinde denge bozulabilmektedir. Kadın, kadına sağlanan hakları çekip asıldığında erkek, erkek kendine sağlanan hakları çekip asıldığında da kadın öbür tarafı gerebilmektedir.

Şeriat’ımızın kurduğu dengenin formülü şudur:
Marûf ölçüsünde iş yürütmek. Marûfun en net ifadesi, karşındakini takdir etmek, kendin için istediğini onun için de istemek, kendin için hoşlanmayacağına onun için de razı olmamaktır. Buna insanlık da diyebiliriz.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin, ‘Aişe yemek yap, su ver.’ gibi ifadeler kullandığını, eşlerinin de ona hizmetten zevk aldıklarını görüyoruz. İş resmiyete döküldükten sonra, bir evde haklı yoktur. Anlayış ve fedakârlık ise huzurun kaynağı, bereketin kendisidir.

Buharî’nin rivayet ettiği meşhur ‘Hepiniz çobansınız.’ hadisinde de kadın için ‘Kadın da eşinin evinde çobandır.’ ifadesi iyi düşünülmelidir.

Evet, kadına evde iş görmeyi emreden âyet yoktur, hadis yoktur ama başta Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin hanımları annelerimiz olmak üzere, ashabın kadınları un öğüttüler, yemek yaptılar, çamaşır yıkadılar, hayvanların bakımlarını yaptılar. Bunları da doğurdukları beş, on çocukla beraber yaptılar.

Aişe annemiz radıyallahu anha, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemde söz ederken: ‘Evinin işine yardım eder, namaz vakti geldiğinde de namaza çıkardı.’ demiştir.
Meselenin ruhu buradadır.

Nureddin Yıldız