Neden Âlimler Dini Kolaylaştırmıyor?

Madem dinimizde ruhsat şeklinde bir uygulama var, neden âlimler ruhsat yetkisini kullanmıyorlar? Din hep zor olanı tercih etmek midir? Âlimlerimizin kolaylaştırma yetkisi yok mudur? İçtihat yapılabildiğine göre âlimler içtihat edip Müslümanların zorlandıkları hususları kolaylaştırsalar olmaz mı? Aslında şunu sormak istiyorum: Neden bazı âlimler, insanların işini kolaylaştıran başka âlimleri günahkâr gibi göstermek istiyorlar? Bu bir çekememezlik midir?

Selâmun aleyküm.
 
Dinimizin farzları haramları muhkemdir yani kesin çizgilerle sabittir. Neyin farz, neyin haram olacağını ancak Allah-û Teâlâ belirleyebilir. Kullardan birinin, ilmi ne denli büyük olursa olsun farz – haram belirleme yetkisi yoktur. Resûlullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) de kendisine vahiy geldiği için ‘’Şu size haramdır/farzdır.’’ demiştir. Bütün mü’minler olarak en temel imân esaslarımızdan birisi bu kuraldır.
 
Yine Allah-û Teâlâ ve Resûlullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) insanların sıkıntıya düşmemeleri için emredilmiş veya yasaklanmış bazı hükümlerde kolaylık, terk etme, azaltma gibi RUHSATLAR getirmiştir. Yolculukta dört rekâtlı namazların ikişer rekât kılınması bu ruhsat getirmenin en çok bildiğimiz örneklerindendir.
 
Bizzat Resûlullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), mü’minin Allah-û Teâlâ’nın ruhsat getirdiği işleri, ruhsatlı şekli ile yapmasından razı olacağını da haber vermiştir. Dolayısıyla kulun, Allah-û Teâlâ’nın ruhsatını kullanması bir kaçamak ve gevşetme değil yine Allah-û Teâlâ’nın rızasını kazanmaya yönelik bir iş durumundadır.
 
Âlimler, farzlar ve haramlarda esasen bir ruhsat getiremezler. Ancak ‘’Şu iş, şu ruhsata dâhil edilebilir.’’ diye içtihat ederler. Bu içtihadın da dinde yeri vardır. Her ne kadar âlimler din ve kural koyucu durumunda değillerse de dini ve kuralı anlama makamında oldukları için onların ortaya koydukları içtihatları muteber kabul edilmiştir. Yalnız burada Allah-û Teâlâ’nın kullarına bazı ruhsatlar vermesi ile âlimlerin insanların kolayına gelebilecek içtihatlarda bulunması arasında çok açık farklılıklar vardır. Bu farklılıklar kavranıldığında âlimlerin dini, insanların zevk ve isteklerine uygun duruma getirme gibi bir yetkilerinin olmayacağı da anlaşılmış olur. Hiçbir âlim de böyle bir şeye tevessül etmez. Âlim olmadığı hâlde bir nevi deli cesareti ile öyle bir işe yeltenen elbette bu ümmetin özünde kendisine ve üretimlerine yer bulamayacaktır. Bazı dönemlerde, Allah-û Teâlâ’nın ruhsatları ile âlimlerin gevşetme ve kolaylaştırma gibi algılanabilecek görüşlerini benzeştirmeye kalkışanlar olmuştur. Zaman zaman, âlimlerin o tür gevşek ve kolayı getiren görüşleri üzerine yeni bir din ihdas etme hamlesi de olmamış değildir. Sonunda anlaşılmıştır ki, âlimlerin nefse hoş gelen içtihatları üzerine kurulu bir din Allah-û Teâlâ’nın bizdeki muradı olan din değildir.
 
Allah’ın ruhsat vermesi ile bir âlimin kolaylaştırması arasında şu farklılıkları not edebiliriz:
 
RUHSAT bir dini hükümdür. O hükmü de Allah-û Teâlâ koymuştur. Örnek olarak namazı ele alacak olursak, öğlen namazının normal durumlarda dört rekât kılınması ne kadar Allah-û Teâlâ’nın hükmü ise, seferilik durumunda iki rekât kılınması da o kadar Allah-û Teâlâ’nın hükmüdür.  Âlimlerin içtihatları ise bir vahiy değildir. Kul kanaatinden oluşan bir içtihattır. Bir başka içtihatla değiştirilebilir. Allah-û Teâlâ’nın hükmü ise hiçbir şekilde değiştirilemez. Allah-û Teâlâ’nın hükmünde veya ruhsatında hata olmaz iken, âlimlerin içtihatları hata payı bulunan görüşleridir. Allah-û Teâlâ’nın koyduğu ruhsatları almak teşvik edilmiştir. Âlimlerin içtihatları ise en iyisi, en takvaya yakın olanı alınır diye kayıtlandırılmıştır. Zira Allah-û Teâlâ’nın ruhsatlarından biri ile amel eden kul ecir kazanmaktadır. Tıpkı ruhsat olmayan hükmü ile amel ettiği gibi bir iş yapmaktadır. Âlimlerin hoşa giden görüşlerini toplayan ise nefsinin tatmini peşinde koşmaktadır. Ruhsatlar bir gerekçeye binaen verilmiştir. O gerekçenin kalkması ile beraber ruhsat iptal olmuş olur. Seferi olana namazın kasrı izni verilmesi gibi bir durumdur bu; seferilik bitince kasretme ruhsatı da biter. Âlimlerin içtihatlarını o mantıkla ele alan ise nefis tatmini için bir tercih yapmış durumdadır.
 
Netice olarak şunu bilmeliyiz:
 
Din Allah-û Teâlâ’nındır. O’nun koyduğu gibi de kalacaktır. Ne âlimlerin ne de siyasilerin veya bir başkalarının dini kolaylaştırma ya da zorlaştırma hakkı olamaz. Herkesin Allah-û Teâlâ’nın huzurunda haddini bilmesine kulluk denmektedir. Biz de Allah-û Teâlâ’nın kullarıyız. Elhamdülillah.
 
Nureddin YILDIZ
fb.com/nureddinyildiz
twitter.com/nurettinyildiz
instagram.com/nureddinyildiz

Etiketler: , ,