Namazların cem’i meselesinde, mezhep imamlarının görüşü hadislerin önüne mi geçiyor?

Muhterem hocam, namazların cem’i ile ilgili hadisler Buhari ve Müslim’de geçmesine rağmen, mezhebimizden dolayı neden bu kolaylıktan mahrum kaldığımı anlayamıyorum. Derslerinizde sık sık, Buhâri, Kuran’dan sonraki en muteber kaynaktır derken Buhâri’de, Hanefi mezhebinin ileri sürdüğü durumlardan daha yumuşak şartlar altında dahi sahabenin cem ettiği geçerken, bu kez de mezhep imamlarının görüşünü Buhari’nin önüne geçirmiş olmuyor muyuz?

Namazların cem edilmesi meselesi mükemmel bir fıkıh meselesidir. Neden mezhepler var, neden farklı gibi duran ibadetler yapıyoruz sorularının iyi bir cevabı olarak bu meseleyi anlayabilirsiniz.
Kolay anlayabilmeniz için size şöyle bir sıralama yapalım, meseleyi rahat anlayın. Bu ilkeleri de gayet önemli kurallar olarak arşivleyebilirsiniz:
a- Dinimiz İslam ile alakalı bir alanda, yani kendimizi Müslüman olarak gördüğümüz sürece ve dinimizle alakalı bir meseleyi konuştuğumuz sürece ebediyyen, Kur’an ve Sünnet’in yok sayılacağı bir sözü kimse söyleyemez. Hiç kimse söyleyemez. Ne bir kâfir böyle bir söz söyleyebilir ne de bu ümmetin büyüklerinden bir alim veya müçtehit söyleyebilir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hadisi varken değil Ebu Hanife, ümmetin en büyüğü Ebu Bekir radıyallahu anh bile konuşamaz! Biz, Muhammed aleyhisselam’a iman ettik. Bir peygambere iman etmekle bir yazarın düşüncelerini beğenmek arasındaki farkın hassasiyetidir bu. Evet, tekrar tekit ederek yazıyorum: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sözü üzerine söz kimse söyleyemez. Söyleyenin sözü de kendisi de yok hükmünde olur.
b- Verdiğiniz örnekte veya benzeri konularda ne yapacağımızı ele almadan önce sizin ifadenizdeki bir hatayı düzeltelim. ‘Buharî’nin önüne geçmek’ten söz ediyorsunuz. Bu yanlıştır. Biz, Buharî’yi söz söyleyen biri olarak görmüyoruz. Buharî, söz söyleyen değil söz nakleden biridir. Siz kastetmediniz ama bundan sanki Buharî de bir söz söylemiş gibi anlaşılıyor. Bunu düzeltelim.
c- Mesela namazların cem edilmesi meselesinde -ki siz bunu örnek veriyorsunuz- Ebu Hanife’nin -Allah ona rahmetler etsin- hadislere rağmen veya hadisleri beğenmeyip kendi görüşünü ileri sürmesi şeklinde bir sonuç yoktur. Böyle bir şey olsa idi biz Ebu Hanife’yi (a) maddesindeki mantıkla değerlendirir ve tereddütsüz reddederdik. Hiç tereddüt etmez reddederdik! Böyle bir şey yoktur. Ancak ilimden nasibi olmayanlar ve Kur’an’ı, hadisleri yüzeysel olarak anlayanlar ya da anladığını zannedenler böyle bir iddiada bulunabilirler. Namazların cem edilmesi meselesi örneğinden devam edersek meseleyi Ebu Hanife rahmetullahi aleyh’in o hadisleri yok sayıyor gibi görünen perspektifinden de bakarak şöyle anlayabiliriz:
– Namazı emreden, namaza ayrıntılar getiren âyetler vardır. Bu âyetlerden biri de, namazın muayyen vakitlerde kılınacağını vurgulayan âyettir. Bu âyet, bir ayet olarak bağlayıcı ve sınırlayıcıdır.
– Peygamber aleyhisselam’ın on yıldan fazla bir zaman, kıldığı namazla ilgili ashab tarafından bize nakledilen yoğun bir bilgi birikimi de vardır. Bu bilgilerden bir bölümü de, namazın farklı zamanlarda ve mekânlarda bizzat Peygamber aleyhisselam tarafından cem edildiği şeklindedir.
– Âyetin emri ile Peygamber aleyhisselam’ın pratiği arasında bir çelişki olması düşünülemeyeceğine göre ‘vakitleri belirlenmiş olarak namaz kılma’ emri ile ‘vakitleri zaman zaman birleştirme pratiği’ arasında ‘belirli zamanlar için özel bir durum’ dememiz gerekmektedir. Bu özel durum da bizzat Peygamber aleyhisselam’ın zamanına ve şahsına ait olabilir. Bu perspektif üzerinden bakan Ebu Hanife rahmetullahi aleyh, âyet bu şekilde gayet açık bir emir vermiş iken ‘namazlar cem edilemez!’ demiştir.
– Ebu Hanife’nin geldiği bu sonuç, mükemmel bir içtihat örneğidir. Benim burada zikrettiğim birkaç satır, kesinlikle Ebu Hanife rahmetullahi aleyh’in beynindeki içtihat sürecinin gayet basit bir cüzüdür. Yüzlerce nassın karşılaştırılması sonucunda ortaya çıkmış bir içtihattır bu. Biz bu içtihadı, Buharî’deki veya başka bir yerdeki hadisi yok sayma olarak göremeyiz. Hadislerin ve âyetlerin anlaşılması için verilmiş bir uğraşı olarak görmeliyiz. Bu içtihad, gayet mükemmeldir ve Ebu Hanife’yi imam olarak görenin uygulaması gereken bir içtihattır.
d- Diğer imamlar ise durumu şöyle değerlendirmişlerdir:
Kur’an, namazları vaktinde kılmayı emrederken, Kur’an’ın müfessiri olan Peygamber aleyhisselam efendimiz ise belli şartlarda ve mekânlarda namazların bazılarını birleştirerek kılmıştır. Bu da sabit bir bilgidir. Buna göre de o şartların oluştuğu her durumda namazların ‘cem edilerek kılınması’ konusunda bir sıkıntı yoktur. İmamların önemli bir bölümü de bu kanaate varmışlardır. Ebu Hanife’nin girdiği ayrıntıya girmemişlerdir.
e- Bugünkü ve yarınki Müslüman nesiller ne yapmalıdırlar?
Cevabımız gayet basit ve nettir:
1- Kur’an’ımız, kitabımız ve kanunumuzdur.
2- Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem örneğimiz ve önderimizdir.
3- Kur’an ve Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem eksenli bir hayat, alternatifsiz hayatımızdır.
4- Ebu Hanife rahmetullahi aleyh’in bu konudaki içtihadı, fıkhın azametini ortaya koyan büyük bir fıkıh ameliyesidir. Fıkıh inceliklerine göre yapılacak bir değerlendirmede bunu içtihat olarak bilip amel edenler kesinlikle Şeriat haricinde bir iş yapmış olmazlar. Bilakis namazın azametine, Kur’an’ımızın tatbikine sadık kalmış olurlar.
5- Ebu Hanife’nin ‘namazlar hac dışında cem edilemez’ içtihadı, tatbik edilebilir bir doğru olmakla beraber ‘alternatifi batıl olan bir doğru’ değildir. Namazların cem edilmesine kapı açan naslar sabittir ve sarihtir. Buna göre de, namazlarını cem eden bir mü’min, eğer cem etmeye dair ittifak edilmiş bulunan şartlara dikkat ederek cem ediyorsa yüzde yüz ibadet içindedir, kıldığı namazların eksikliğinden veya kıymetsizliğinden asla söz edilemez.
6- Birilerinin bu durumu, namazla oynama ya da namazları üstünkörü geçiştirme maksadı ile kullanması ise gündem yapılamaz. Abdesti olmadan namaz kılmaya yeltenen birine ne yapılabilirse böyle bir laubaliliğe yeltenene de o yapılabilir, deriz.
7- Bilhassa yolculuk şartlarında cem ederek namaz kılma durumu bir zorunluluk olabilir.
– ‘Kılamasam da cem de etmem’ şeklinde ifade edilebilecek bir tutum basitliktir.
– ‘Cem et gitsin’ düzeyi de çok düşük bir düzeydir.
– Fıkıh ise muhteşemdir.
– Kalpler de Allah’ın nazargâhıdır. Namazlarımızı birbirimiz için değil de Rabbimiz için kıldığımıza göre mesele yok demektir.
Nureddin Yıldız
twitter.com/nurettinyildiz