Müslüman tarikat mensubu olmak zorunda mıdır?

Bu videoyu bilgisayarınıza indirebilirsiniz. İndirmek için tıklayınız.

(Dosyayı indirmek için sağ tıklayıp Farklı Kaydet i seçiniz)

Bu videonun sesini bilgisayarınıza indirebilirsiniz. İndirmek için tıklayınız.

(Dosyayı indirmek için sağ tıklayıp Farklı Kaydet i seçiniz)

‘Müslüman tarikat mensubu olmak zorunda mıdır?’ adlı videonun yazılı dökümanı aşağıdadır.

Müslüman, tarikat mensubu olmak zorunda mıdır?

Allah, kullarından cennetin karşılığı olarak iman istemiştir. İman; Lailahe İllallah Muhammedun Rasulullah’da özetlenmiş, formüllenmiş genel bir yapının adıdır. Lailahe İllallah Muhammedun Rasulullah diyen ve yaşadığı sürece bunun hakkını veren cennete girer. Peki, Lailahe İllallah’ın hakkı nedir? – Haramlardan kaçmak, farzları yerine getirmektir. Farzlar belli, haramlar bellidir. Faiz, zina, anne-baba hakkına tecavüz etmek vb. şeyler haramlardır, mü’min bunlardan kaçar. Farzları da yerine getirirse cennete girer. Farzlar ise; namaz, hac, oruç, zekât gibi bildiğimiz şartlardır. Ancak mü’min, bir cemaatin, bir mü’min kardeş grubunun içinde ve arasında olmadığı sürece istese de bu haramlardan kaçınma ve farzları yerine getirme şartını gerçekleştiremeyebilir. Çünkü, mü’minin imanının amansız bir hırsızı vardır, o da şeytandır. Şeytan, kolay kolay mü’mini rahat bırakmaz. Sürekli aldatma ve tuzağa düşürme hamlesi içerisindedir. Bunun için bir mü’min, bir grubun arasında, bir cemaatin içerisinde bulunmalıdır ki, ayağı kaymasın. Bu cemaat aslında İslam toplumudur. Bu cemaat, hacca gittiğindeki arkadaş grubudur. Bu cemaat, camide namaz kıldığı, beraber saf tuttuğu grubudur mü’minin. Buna rağmen daha kaliteli, daha iyi, daha ihlâslı ibadet ve kulluk yapmak için haramlara karşı sürekli birbirini ikaz eden bir grupçuk görüntüsü vermek için müslümanlar farklı oluşumlar içerisine girmişlerdir tarih boyunca. Günümüzde de bu anlayışla bir araya gelen, cemaat olarak adlandırılmış yapılar vardır. Tarikat, bizim deyimimizle tarikatlar, bu amaçla ortaya çıkmıştır. Bilhassa Abbasiler döneminde yaygınlaşan dünyevileşme hastalığına karşı Allah’ın dostları, evliya vasfını taşıyan insanlar, müslümanları ikaz etmek için çeşitli hareketler geliştirmişlerdir. Bunlar zamanla tasavvuf, tarikat diye anıldı. Gel Allah’tan daha çok kork, gel daha çok ibadet yap, gel ihlâsını artır hamleleridir bunlar. Hiçbir şekilde, bir müslüman Allah’a daha iyi ibadet yapmayı teşvik eden bir tarikattan men edilemez. Tarikat, kötü görülemez. Tasavvuf kötü görülemez. Nihayetinde bu bir kalite arayışıdır. Allah da bunu bizden istemektedir. Ama ilerleyen zaman zarfında kendisi Allah dostu olup olmadığı belli olmadığı halde bu işi sulandırmış isimler de ortaya çıkmıştır. Daha iyi ibadet yapmak yerine, daha sulanmış, felsefeye dalmış hareketler de gelişmiştir. Bunları da teşvik edecek halimiz yoktur. Ama daha çok namaz kılmak, daha çok oruç tutmak, daha çok Kur’an okumak, daha ihlaslı olmak; ama dünyadan da el etek çekmemek, cihat da etmek, siyasetle de meşgul olmak üzerine kurulu bir tarikat her mü’minin içinde bulunması gereken bir harekettir. İslam’ın bir bölümünü alıp gerisini yok sayan bir hareketin adı tarikat da olsa; namaz kılmayı teşvik ettiği halde çocuk eğitimini ihmal eden bir cemaatin adı tarikat da olsa; müslümanların sürekli parasını topladığı halde infak nedir bilmeyen bir anlayışın ürünü bir hareketse onun adının tarikat olması, tasavvuf olması bizim ona sempatiyle bakmamızı gerektirmez. Biz, daha çok cihat eden, daha çok dünyayı ihmal eden, daha çok bizi Allah korkusuyla donatan hareket istiyoruz. Bunun adı ister tarikat olsun, ister tasavvuf olsun, orada olmak zorundayız.