Mü’min Kardeşlerim Şahit Olsun! İman Ettiğim Esası Söylüyorum..

Hocam Selamun Aleykum.
Evvela Ankara’yı teşrif edeceğinizi öğrenmekten dolayı çok mutlu olduğumu belirtmek isterim. Bundan sonra asıl sözümün başında şunu belirtmek isterim ki, sizin gibi sevdiğim ve daha önemlisi itibar ettiğim bir alime karşı edepsizlik etmek isteyeceğim son şeydir. Bunun için şayet cehaletten yanlış bir kelime kullanır, yanlış bir cümle kurarsam af buyurunuz. Ben sizin adınızı ilk defa duyup internette araştırdığımda Vahhabilikle birlikte zikrediliyordu. Ancak sonradan, Ehl-i Sünnet konularında hassas bir tanıdığım da sizi tavsiye edince baktım ki aslında bu bir yanlış anlaşılmalar zinciri.
Tevessül, rabıta, İbn-i Teymiye, Vahhabilik, Ebubekir’le (razıyAllahu anh) yarışmak gibi konularda hakkınızda yapılan eleştiriler, sadece maksadını ve haddini aşan birer yanlış anlaşılma. Ancak bir müddet evvel bir fetvanızı gördüm. Ondan bir süre sonra da bu fetvanın bir İslami Haber sitesinde tenkidini. Size “Allahu Teala arşta diyorlar.” mealinde bir soru soruyorlar. Siz de “Bu konu asırlardan beri tartışılıyor ve ümmetin uleması ayrıntıları üzerinde ittifak sağlayamadı. biz Allah’a yakınlıkta neredeyiz?” mealinde bir cevap vermişsiniz. Ben de bahsettiğim haber sitesi de bu cevaba şaşırdık. Ehl-i Sünnet akide kitaplarında, Allah-u Teala’nın mekandan münezzeh olduğu belirtilirken bahsettiğiniz “üzerinde ittifak edememeyi”yi anlayamadık. Ve affınıza sığınarak naklediyorum, bahsettiğim internet sitesi -belki görmüşsünüzdür- size gıyaben “Allah mekandan münezzehtir demek bu kadar mı zor?” diye sormuş. Kıymetli hocam, dediğim gibi edepsizlik etmek istemem ama bu mesele benim de aklımı karıştırıyor. Doğal olarak ben de sarih bir izahla öğrenmek istiyorum Allah’a mekan isnadı konusundaki itikadınızı ve bu meseleye -habere- cevabınızı. Şayet bir edepsizlik ettiysem tekrar özür dilerim. Vesselamu aleykum.


Selamünaleyküm.
Aziz kardeşim,
Birbirimize santimle ölçülecek kadar yakın olmamıza rağmen, kardeşliğe ve sadece Allah için beraber olmaya hasret kaldık! Eyvah ki ne eyvah; nerede İslam’ın ve imanın şemsiyesi altında fitnelerden emin olmak seviyesi, nerede?
 
Alakanıza teşekkür ederim. Bir mü’minin gönlünde yer bulmak ne büyük nimettir. Kıyamet günü işe yarayacak amel ve kazançlardan biri de, mü’minlerin birbirlerine karşı şahitlikleri olacaktır. Rabbimden dilerim ki, sizin bu hüsnü şehadetinizi kabul buyursun. Bugün kılacağım öğlen namazı gibi değerli bir kazanç olur bu benim için.
 
Sözünü ettiğiniz haberi bana gösterdiler. Onun gibi pek çoğuna da muttali oldum. Kendi adıma değil ama onlar adına esef ettim. Benim gibi bir günahkârla hesaplaşmaları, kıyamet gününde onlar için zayiat olacaktır. Bilmedikleri ve zanla yürüttükleri bir kovalamacanın sonucunu ilan ediyorlar orada. Ne dediğime değil, ne demiş olmam muhtemel olduğuna göre konuşuyorlar.
 
Samimi ve kardeşliğe uygun bir dille sorduğunuz için size cevap yazacağım. Yoksa ben, ne kendi hakkında ne de bir başkası hakkında müdafaa içerikli cevaplar vermiyorum. Buna ebediyen vaktim olmadığına inanıyorum. Sizin tatlı diliniz ve nezaketiniz, genel bir cevap vermeye mecbur etti beni. Size hassaten teşekkür ederim. Mü’min olmak böyle bir şeydir; hakkı tavsiye etmek, hatayı ikaz etmek, sabra yönlendirmek mü’min olmanın gereğidir. Allah sizden razı olsun.
 
Aziz kardeşim,
Önce listedeki konuların;
 
a- İmanın kaçıncı şartı olduğunu,
 
b- Örneğimiz ve önderlerimiz olan ashabı kiramın gündeminde olup olmadığını araştırmalıyız.
Allah sonumuzu hayretsin. Peygamber aleyhisselam’ın imanla ilgili listesinde bulunmayan, ashabı kiramın din anlatmak için gittikleri yerlerde konuşmadıkları şeyleri, İslam’ın başka bir meselesi yokmuş gibi konuşmanın ne yararı olacaktır? Gayet açık ve tekit ederek soruyorum: Mesela ‘tevessül’ hangi akide kitabının imanla ilgili meselelerinden biridir. Hanefi mezhebine uyan mü’minlerin akidesini izah eden mesela Nesefî gibi kitapların hangisinde, ‘iman etmedikçe cennete girilemez’ konulardan biri olarak zikredilmiştir? Mü’minlere imanlarını öğretecek kitaplarda listede olmayan bir konu nasıl olur da, insanların iman edip etmedikleri ya da hak üzere olup olmadıkları ile ilgili bir test meselesi yapılabilir? Beyhakî’nin Şuabu’l-İman’ında sıralamaya alınmayan bir mesele, kim tarafından cennetin şifresi durumuna getirilebilir?
 
Aziz kardeşim,
Siz bana soru sormamış kabul edin kendinizi ama şu yorumumu lütfen bir mü’min kalbi ile değerlendirmeye çalışın:
 
Şu ümmetimizin bulunduğu hâle bakınız; helak olmuş diyarlar, kahrolmuş milyarca mü’min. Yarına yüzleri güldürecek bir umut belirtisi bile yok. Âlim kalmamış, siyaset erimiş, topraklarımız işgal edilmiş, din kökten imha edilmek isteniyor. Biz ise neyi gündem ediyoruz. Kur’an, sıradan bir kitap gibi görülüyorken biz, Kur’an’a ilk iman edenlerin adını anmadıkları konuları, Kur’an’ı savunur gibi savunuyoruz. Kabuğu kendinden değerli meyveler yetişmiş bizim bahçemizde de haberimiz olmamış adeta. Ağlanacak bir durum değil midir bu? Ama beyhude, ne ağlayan belli ne gülen!
 
O soruda verdiğim cevapla ben Rabbime ulaşmak istiyorum. İnsanlara din anlatan ya da Allah’ın kendisini böyle bir görevle mükellef olduğuna inanan biri olarak ben, herkesin keyfine göre bir din ihdas etmeye çalıştığı bir zamanda bu tür konuları vakit israfı ve insan kaybı olarak görüyorum.
 
Arş konusu soran birine iki şey söyledim:
 
a- Bu ittifak edilememiş bir meseledir.
 
b- Sen kendin neredesin, ona bak.
 
Şimdi diyorum ki, madem bu mesele çözüldü niye şu anda bunun kavgası yapılıyor o zaman? O, hiçbir eseri baştan sona tahkik ederek okumamış olduğunu zannettiğim kardeşlerim çözüldüğünü söylüyorlarsa ben de merak ediyorum, bu çözüm kimin mezhebine göre: Maturidiliğe göre mi, Eş’ariliğe göre mi veya Gazali’ye göre mi, İbni Rüşd’e göre mi, Nevevi’ye göre mi? Nasıl bir çözüm ki kendi içinde de ayrıntılara bölünmüş duruyor. Bu ümmetin Kur’an’dan başka ‘tek kelime ile özetlenebilir’ bir görüşünden söz edilebilir mi?
İkinci başlığım ve bana soru sorana verdiğim cevaba gelince: Asıl gayemiz bizim, ulemamızın nasıl kavga ettiklerini seyretmek midir, yoksa Rabbimize yakın olmak mıdır? Kıyametin zamanını soran kişiye Peygamber aleyhisselam benzer bir soruyu sormadı mı? İnsanlar ulemamız arasındaki tartışmaları rablerine amel olarak mı götürecekler? İnnalillahi ve inna ileyhi raciûn!
 
Aziz kardeşim,
Ümmetimin durumu ortadadır. Kendi tekkesine, vakfına derneğine kapanıp dünyanın gidişatını, yaklaşan kıyamet alametlerini bile göremez durumdakilere ayak uyduracak değiliz. Sizin gibi bir kardeşimi Rabbimin huzurunda şahidim olarak göstermek için burada size bu konudaki iman ettiğim esasları madde madde yazıyorum. Hiç tereddüt etmeden de ‘ben buyum’ diyorum. Biiznillah bu şekilde ruhumu teslim etmek istiyorum. Kusur ve hata ise bu, ona da razıyım. Siz şahit olan, mü’min kardeşlerim de şahit olsun.
 
1-) Ashabı kiramı; imanımın esası, iman örneğim ve amel rehberim olarak görüyorum. Onların iman ettiğine iman ediyor, onların sessiz kaldığına sessiz kalmayı kurtuluş olarak görüyorum.
Ashabı kiramdan sonraki nesiller içinde gelen müçtehitler ve muteber ulemamızın akide kitaplarına koymak durumunda oldukları meseleleri, katiyetle fazlalık görmüyorum. Yaşadıkları zamanın önlerine çıkardığı sorunlar olarak onlar, o meselelerle ilgilenmiş ve kanaatlerini ortaya koymuşlardır. Benzer meselelerde de, gelecek zamanın uleması çalışmalar yapacaktır/yapmalıdır. Arş meselesinde olduğu gibi, sıradan mü’minlerin bu konular hakkında imtihana tabi tutulmasını sadece bir eğitim ve tebliğ hatası olarak görüyorum. İlim adamlarını ilgilendiren konuları, halk düzeyine indirmek kasıt değil ise hatadır. Şu yaşadığımız topraklarda, körü körüne birini taklit etmenin dışında kim ne anlar Arş meselesinden, kim? Ben gözümün önünde uçuruma doğru hızla sürüklenen bir nesli görüyorken, bilmişliğimi belgelemeye yarayacak bir konuyu kürsülere getiremem, yazılarıma dökemem. Burada da zikretmem ne düşündüğümü. Bunun kimseye bir faydası yoktur. Nureddin YILDIZ’ın filanca meselede ne düşündüğü bir hüccet değildir ki. Ashabı kiramdan bizim zamanımıza gelindikçe ortaya çıkan meseleler söz götürebilir meselelerdir. Bunu böyle görüyor ve buna böyle inanıyorum.
 
2-) İbn-i Teymiye veya bir başkasını, Şeriat’ıma hizmet ettiği için severim veya sevmem. Bilhassa İbn-i Teymiye ismi geçtiği için onun üzerinden örnek verecek olursam şunu derim: Ben hocalarımın talebesiyim. Kendim, biri hakkında kanaat kullanabilecek bir çapım yoktur. Hocalarım Ebu Gudde ve Nedvî’yi, İbn-i Teymiye’yi takdir eder buldum. Ben de takdir ettim. Bu iki hocam da Hanefî’dir, kelimenin tam anlamıyla âlimdirler. Onlar da Zehebî ve İbni Kesir gibi kendilerinden daha büyük şahsiyetlerden istifade ederek bu kanaate ulaşmışlardır. İbni Teymiye’yi sevmemin de, yüreğimde bir daralma oluşturmadığını görüyorum. Ebu Hanife’nin adı anılırken bile titreyen dudaklarım, heyecanlanan bir kalbim vardır elhamdulillah. Ben yüreğime, Şeriat’ımıza hizmet eden her mü’mini sığdırabiliyorum, bunu da gerekli görüyorum.
 
3-) Bu konularda beni tenkit eden, hakkımda iftira eden hiç kimseye cevap vermedim. Hatta şu dünyada en son söylenebilecek söz olan ‘..Ebu Bekir’e (r.a) dil uzatma’ iddiasını dahi cevaplandırmadım. Cevabını bile abesle iştigal gördüm. ‘Öyle diyenin dili kurusun, iftira edenin de..’ bile demedim. Ne gerek var? Kaç günü kaldı şu dünyanın? Kimin ne dediğine bakılacak bir yere gitmiyor muyuz? Rabbim beni; tarikatları büyüdükçe, şirket ve televizyon kanalları oldukça İslam’ı büyümüş zanneden ve Mehdi geldi gelecek diye mutlu olanlarla aynı yerde görsün istemedim hiç. Ben, tek bir genç ağzında sigara ile dolaşırken dahi kendime uykuyu haram etmeye çalışan ve kapasitesi kadar iş peşinde olan bir kulum. Bu kadar becerebiliyorum. İddiam yok, inadım yok. Duaya muhtacım, mü’min kardeşlerimin desteğine muhtacım. Şu sitede şöyle denmiş olabilir. Rabbim de bir şey diyecek elbette. Dünya ebedi bir yer olsaydı endişem olurdu da, şu hâliyle masrafına değemez diyorum.
Size tekrar teşekkür ederim. Allah sizden razı olsun. Lütfen dua edin, çok muhtacım.
Selamünaleyküm.
Nureddin YILDIZ
fb.com/nureddinyildiz
twitter.com/nurettinyildiz
instagram.com/nureddinyildiz