Mısır olayları üzerinden Türkiye’yi okumak

1- Mısır’da yaşanan olaylarda tavrımız ne olmalı? Bu olaylar karşısında dua dışında ne yapabiliriz, ne yapmalıyız?
2- Bulunduğumuz ahir zamanda görülüyor ki hükümetlerin direkt bir şekilde İslam’ın hükümlerini uygulama istekleri, rahmetli Erbakan hocanın ve Mursi’nin yaşadığı karmaşayı yaşatıyor (darbeler, muhtıralar, çatışmalar, karışıklıklar). Görülüyor ki bu birden olacak bir şey değil. Bu yüzden şu anki hükümetimizin yaptığı gibi yavaş yavaş ilerleyip taviz vermek mi doğrudur yoksa katı ve hızlı bir şekilde İslam’ın hükümlerini uygulama isteği mi doğrudur?

Bir diyarın sakinleri oradaki şartları en iyi bilenler olmalıdır. Buradan Mısır’a yön vermek yanlış olur. Bizim kanaatimiz şudur:
– Mısır’daki veya başka yerlerdeki olaylar, onlara dua etmeden önce bize, hangi dünyada yaşadığımızı öğretmelidir. Demokrasi putu dahil, küfrün elindeki hiçbir değer bizim işimize yarayacak bir değer değildir.
– Taviz vermek diye bir siyaset olamaz. Kim kimden taviz verecek? Din bizim malımız mıdır ki, istediğimizde ondan indirim yapabilelim? Namaz da dinden bir bölümdür, onun rekatlarından birini indirebiliyor muyuz? Kılmamız gereken namazı kılıyoruz, kılamayacak kadar hasta isek mesela oturarak namaz kılıyoruz ama namaz üzerinde tavizden söz edemiyoruz. Dinin diğer bölümlerine gelince neden taviz sözü edilebilir olsun? Asla taviz kelimesini kullanamayız; ‘yapabildiğimiz kadarını yapalım’ deriz. Rabbimizin bizden beklediği de budur zaten; herkese kaldırabileceği kadar yük verilmiştir.
– Türkiye’deki durumu mükemmel bir örnek olarak görmemiz de tehlikelidir. Son on yılda, mübalağasız diyebilirim ki, Abdülhamit döneminden itibaren yapılanlardan daha büyük din hizmetleri yapılmıştır. Bunu inkâr etmek vefasızlık olur. Müslümanlar olarak yirmi yıl önce rüyamızda bile görmeyi düşünemeyeceğimiz gelişmeler oldu. Sebep olanlardan Allah razı olsun.
Öte yandan önemli bir uyarıyı da zikretmeye mecburuz:
Son on yıl içinde İslam’ın ince ayarları açısından İnönü döneminden daha vahim bir eriyiş içinde bulunuyoruz. Fiziksel görüntüdeki gelişmenin yanında bizi biz yapan çok önemli özelliklerimiz erimektedir. Aile mefhumu kaybolmak üzeredir. Faiz gibi bir lanet iş, neredeyse mübah hâle geldi gelecek durumdadır. Bizim kurumlarımızda bize ait olmayan şeyler ilk sırayı almıştır. Sadece Ramazan ayını ne hâle getirdiğimizi, ibadetle eğlenceyi bu kadar iç içe getirdiğimizi düşünmek bile ürkütmektedir. Evet, mevcut durumda sizin örnek olarak göstermek istediğiniz siyasi anlayış, bu tespitten rahatsız olabilir. Hakikat ortadadır. Bu kardeşiniz, iki büyük tehlikeyi her zeminde dile getirerek Rabbinin huzuruna dili gemlenmiş olarak gitmekten kurtulmak istemektedir.
Birincisi: Camiden İHL’ye kadar pek çok alanda muazzam gelişmeler yaşanmaktadır, bunu inkâr nankörlük olur. Bunun yanında bizi biz yapan özelliklerimizi kaybediyoruz. İslam’ın adı olacak ama biz İslam gibi olmayacaksak, ne için uğraşıyoruz, neyin kazancını elde edeceğiz? Herkes yeniden düşünmelidir, kazanıyor muyuz yoksa ziyanda mıyız? Gürültü içinde neyin nereye gittiğini kestiremiyor olabiliriz. Tesettürlü kızlarla bile evlenmenin, hayattan nefret ettirebildiği bir ortamda bulunuyoruz. Anne babalar, kızlarını evlendirebilecekleri temiz bir erkek bulmaktan umut keser olmuşlardır. Boşanmanın evlenmek kadar doğal görüldüğü bir ortam ve zeminde yaşadığımızı neden görmek istemeyiz? Bu bir afet değil midir? Bunları biz değil de kim düşünecek?
İkincisi: İnsana gelen dinimizi, camilere kapatıyoruz. Kurumları insan yerine koyuyoruz. Bir eski Osmanlı eserinin restorasyonunu gereğinden fazla abartıyoruz. Osmanlının taş yapılarını, yürekli dervişlerinin yerine oturtuyoruz; bu bir kaybediştir. Dikkat ederseniz herkes bir dernek kurup sadaka toplamakta ve Afrika’ya sadaka götürmektedir. Neredeyse aile sayısı kadar derneğimiz olacak. Pek yakında mü’minin kurban kesmesi mekruh denebilir; kurban bir tür vergi çeşidi durumuna gelebilir. Bu bir erime ve kaybolma sürecidir. Buna dikkat etmeye mecburuz. Biz, dünya kamuoyuna mâl edilmiş olaylarla ilgileniyor muyuz, oyalanıyor muyuz? Bu iki noktayı, birbirimizi itham meselesi yapmadan konuşmalıyız. Bunları konuşmamız, ne Mısır’daki kardeşlerimizi ihmal etmemize sebep olmalı, ne de her an Mısırlaşabilecek konumumuzu unutmamızı gerektirmektedir. Ortasını buluncaya kadar da işimiz çok, vaktimiz az demektir.
Bu noktadan sonra ‘Mısır neresidir?’ diye bir soru sormamız gerekiyor; Mısır’ın haritadaki yerini bulmaya mecburuz. Mısır nerede, Nil kenarında mı, evimizin yanında mı?
Mısır’ı konuşurken bir hakikati de dile getirmek doğru olacaktır.
Bugün Mısır olaylarının üzerine yıkıldığı oradaki kardeşlerimizi oluşturan İhvan hareketi ile alakalı şu tespitleri yapabiliriz:
1- Mısır, Hasan el-Benna ile beraber, İslam’ı indiği gibi kapsamlı bir şekilde yaşamak için örgütlenmiş ciddi bir hareketin merkezi durumundadır. Bu hareket, bürolardan çok zindanlarda gelişmiştir. Bütün dünyaya da dal budak salmıştır. Bugünkü baskı, bu hareket için tuz biber niteliğindedir. Şahsi kanaatim, bu zulüm sadece şuurlanmayı getirecektir, küfür orada kendi kuyusunu derinleştirmekten başka bir şey yapmamaktadır.
2- Bugünkü gelişmelerde, İhvan mensubu mü’min kardeşlerimizin daha güçlü olmamasında, selefi hareket olarak anılan kardeşlerimizin kısa bir zaman zarfında farklı ve aykırı refleks göstermeleri önemli rol oynamıştır. Önce siyaseti kökten reddettiler. Ardından İhvan’a rakip olarak meydana indiler. Küfrün karşısında bölünmüşlüğü tercih ettiler. Şimdi, dilini gösteren yılanla beraber kendilerini de kurtaramayacaklarını anlayarak bocaladılar. İhvan bu süreçte daha dik durdu.
3- İhvan, gerek Hasan el-Benna ve gerek yetiştirdiği yazar, mütefekkir kadrosu ile büyük hizmetler yapmıştır. Bugün de küfrün gerçek yüzünü, demokrasi hilesinin aslını ortaya çıkararak bu hizmetini sürdürmektedir.
Meseleyi kısaca bu şekilde değerlendiriyoruz. Haber ajanslarından, sosyal iletişim çöplüğünden öğrendiklerimizle orada canla başla, oranın şartlarına göre gayret eden mü’min kardeşlerimizi tenkit etmeyi abes buluruz. Allah Teâlâ’dan amellerimizi rızasına muvafık kılmasını, yaşadıklarımızdan ibret almayı bize nasip etmesini, kardeşlerimizle bir safta beraber bulunma hazzını idrak etmeyi bize kolay kılmasını dileriz.