Manevi Huzura İhtiyacım Var

Hocam, Maneviyatımda Eksiklik ve Dine Tutunmada Kopukluk Hissediyorum. Kaçırdığım Namazların Derdini ve Sıkıntısını Artık Hissetmiyorum. Ruhumu Ferahlatacak, Gönlümü Rahatlatacak Manevi Bir Huzura İhtiyacım Var. Dua ve Tavsiye Buyurunuz İnşallah.

 

Selamunaleyküm.
Mü’min insanın ilk başladığı günkü gibi heyecanlı, eksiksiz, tam bir ibadet ortamı oluşturması neredeyse mümkün değildir. Yer yer heyecanda, kalitede ve fıkhına uygunlukta sorunlar yaşayabilir mü’min. Bunu benzetmek için şöyle açıklayabilirim size: Yani bir namaz farzlarıyla, vacipleriyle, sünnetleriyle ve adabıyla kılınsın diye emredilmiştir. Ama namaza sehiv secde de konmuştur. Yani yanıldığında düzelteceği, hatasını ıslah edeceği bir nokta konmuştur. Neden? Çünkü Allah Teâlâ biliyor ki mü’min sağlam bir niyetle namaza durur ama şu bu nedenle namazda bir hata yapabilir. Her hatadan dolayı namazı sıfırlayıp yeniden başlamıyoruz. Sehiv secdeyle namazın içindeki hatamızı, yani namazdaki kalite düşüklüğünü, eksikliğe neden olacak şeyi toparlıyoruz. Bu sehiv secdesinin namazda varlığını hayatımızdaki bütün ibadet anlayışına yorumlayabiliriz.
 
Yer yer bir nevi namazdaki sehiv secdesi gibi mü’minin hatalarını toplayacağını, kendini ıslah edeceği, heyecanını tazeleyeceği konumlar, olaylar gerekebilir. Özellikle gençlik döneminde bu mümkündür. Aile ortamında mümkündür, iş ortamında mümkündür, girdiği siyasette veya sosyal faaliyetteki gelişmeler nedeniyle mümkündür. Mü’min yeter ki en temel iman ve akide bağlantılarında arıza ortaya çıkarmasın. Yani bunu birinci nokta olarak tespit ediyoruz. Bu olağanüstü bir olay değil bu zafiyet, eksiklik. Tıpkı namazdaki sehiv secdeyi gerektiren konumda olduğu gibi.
 
En önemli neden çevredir. Mü’min hangi çevrede bulunuyorsa kısa zamanda o çevrenin rengini almaya başlar. Dolayısıyla bir çevre tazelemesi, yenilemesi, çevre kontrolü yapmak zorunluluğu var. Mesela; beş sene önceye göre ibadetlerinde gevşeklik ortaya çıkmışsa bir Müslüman’ın, bu demektir ki beş senedir çevre anlayışında değişiklikler olmuştur. Onu toparlar. Kötü arkadaş edinmiştir. İş ortamı onu bozmuştur. Yaptığı sosyal faaliyetler bozmuştur. Akrabanın sılayı rahimindeki laubalilikler onu bozmuştur gibi.
 
İkinci olarak da yani nasıl çiçek sulandıkça büyüyor ise aynı şekilde mü’min de imanını ve heyecanını sürekli sular. Bu da Kur’an okumaktır. Kur’an okur, zikrullah yapar, tesbihat yapar. Bunlar mü’minde sürekli kan tazelemesi niteliğinde olur ve özellikle bizim kaçınılmaz tavsiyemiz haftada bir, en geç on beş günde bir her mü’min bir saat oturup bir va’zu nasihat dinlemeli. Tefsir dersiydi, hadis dersiydi veya bir vaiz dinlemeli ama bu dedikodu türünden değil. Cümlelerin yüzde doksanı (hiç değilse) ayetten, hadisten, tefsirden oluşmalı. Hocaların zevkleri, kanaatlerinin anlatıldığı, hatıralarının anlatıldığı, menkıbelerinin anlatıldığı meclislere ilim meclisi demiyoruz. Onlar da faydalı şüphesiz ama yani Allah’ı hatırlatan, Peygamber’i hatırlatan ortamlara katılmak gerekiyor. Ve asla son nokta olarak da umutsuzluğa razı değiliz. Umutsuzluk bir ölüm türüdür. Ölümü kabul etmeyiz. Son nefesimize kadar, dünya yıkılacak olsa bile oturup elimizdeki fidanı dikecek bir umut ve heyecanla yaşayacağız. Allah’ın emri böyledir. Teslim olmak yok. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem böyle istiyor.
Selamunaleyküm.

Etiketler: ,