Laiklik Yemini Etmiş Diyanet İmamları Arkasında Namaz Kılınabilir mi?

Hocam Selamünaleyküm,

Hocam bir arkadaşımla tartıştığımız bir konuda sizin fikrinizi öğrenmek istiyorum. Aşağıdaki maddeye ve belgeye dayanarak arkadaşımın düşündüklerini yazdım. Bu düşünceler doğrultusunda cuma namazını kılmıyor. Ama kendi başına namazlarını aksatmadan kılıyor, orucunu tutuyor.

MADDE 136-

Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, lâiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir. Burada anayasadaki diyanet işlerinin görev tanımı var. Buradaki tanıma göre laiklik ilkesi doğrultusunda işlerini yürütmesi küfür düzeni ile yönettiğini belirtir bu yüzden ben diyanetin aldığı kararları uygulanamaz olarak görüyor. Aşağıda memur olunduğunda imzalatılan yemin belgesi var. Burada da bu belgeyi imzalayarak laikliği kabul etmiş olunuyor ve laikliği kabul eden küfre girmiştir ve küfre giren bir imamın arkasında namaz kılınmaz diyor.

Selamünaleyküm.

Sevgili kardeşim.

İlim iddiamız yoktur, olamaz da zaten. Sizinle bizim aramızda kul olmamız açısından bakıldığında bir fark yoktur. Belki Allah Teâlâ’nın bizi bulundurduğu yer ve konum itibariyle belli bir farkımız söz konusu olabilir. Aşağıdaki beyanımızı bu zaviyeden bakarak değerlendirmenizi istirham ederim. Bir fert olarak halletmeye muktedir olamayacağımız bir meseleye karşı sadece körükleme durumunda olmak istemem. Sizinle paylaştığım hissiyatım olarak da algılayabilirsiniz bu beyanı. Türkiye’de Diyanet’in nerede bulunduğunu ve ne için bulundurulduğunu her hâlde konuşmamız gerekmez. Ne görünen köy kılavuz ister ne de caddelerinde dolaştığımız şehir kılavuz ister. Türkiye Cumhuriyeti, Diyanet ve Müslümanlar olarak ‘Biz’ ortadayız. Çıplak gözle görülebilecek kadar açık bir alanda bulunuyoruz. Birbirimizi tatmin etmeye ya da oyalamaya yarayacak şeyleri konuşup yazmamıza gerek yoktur. Dedim ya köy, gözümüzün ucundadır. Önceden şunu belirtmemde fayda vardır. Bir mü’min kardeşiniz olarak benim Türkiye Cumhuriyeti Diyanet’i ile ilgili iki çizgim öne çıkarılabilir.

Birincisi şudur:
Hiç tercih etmedim. Öte yandan da, bir Diyanet görevlisi babanın çocuğu olarak doğup büyüdüğümü de belirtmeliyim. Önlerinde oturup ilim öğrendiğim Türkiye’deki hocalarımın çoğu Diyanet görevlisi idiler. Onlarla da iftihar etmekteyim. Bunu, biraz sonraki izahımda işe yaraması için tespit etmemde fayda vardır.

İkincisi de şudur:

Bu ülkede, Diyanet’in varlığı, camileri kontrol etmesi, vaizleri, imamları idare etmesi bütün Türkiye Müslümanları açısından Allah’ın lütuflarından biridir. Bunu gayet açık ve mutmain bir dille beyan ediyorum. Eğer bugün, din ve dine dair şeylerin heybeti devam ediyorsa, Müslümanlar arasında bir ‘iman ortak paydasından’ söz edilebiliyorsa bunda Diyanet’in varlığının büyük etkisi vardır. Bu ifademi, Diyanet’in laik bir ülkenin, ordusundan önce güvendiği laiklik teminatı üç beş kurumundan birinin Diyanet olduğunun şuurunda olarak yazıyorum. Diyanet’in ismi ile var edilme maksadı arasında büyük çelişkiler olduğunun şuurunda olan birinin sözleri olarak kaydedebilirsiniz bunları. Bu paragraftaki tespitimde haklı olup olmadığımı, sadece Ramazan ayında gündeme gelen namaz vakitleri, oruç vakiteri ile alakalı tartışmalarda kaç ağızdan kaç tür sesin çıktığına bakarak bile anlamanız mümkündür. Biz, dinimizi çocuksu bir duygu ve gençlik heyecanı ile yaşayacak durumda değiliz. İslam, sadece bizim dinimiz değildir; gelecek nesillerin üzerindeki etkimizden mevcut şartlardaki zaruretlere kadar her şeyin ortalamasını bularak bir din yaşamak zorundayız. Evet, Diyanet’te tam anlamı ile laik bir ülkenin ağırlığı vardır. Bu ‘ağırlık’, Şeriat’ımızın en temel ilkeleri açısından mü’minin imtihanını zorlaştıracak niteliktedir de. Ben size şöyle bir kayıt getirebilirim: Sizin sıkıntı olarak gördüğünüz yemin, Diyanet zaviyesinden bakıldığında itibar edilmese bile sıkıntı oluşturmayacak bir meseledir. Nihayetinde bana gönderdiğiniz metindeki yemin, ‘Allah’ın adına yapılmış’ veya fıkhen yemin sayılabilecek bir yemin de değildir. Diyanet’te memur olmanın, mü’min bir idrake yüklediği daha ağır sorumluluklar ve açık risk alanları vardır. Gerek Türkiye ve gerekse diğer İslam coğrafyasının Medine coğrafyasının dışına taşınmasında Diyanet’e biçilen rol gizli değildir. Bu rolün ne olduğunu da yaklaşık seksen senedir izliyoruz. Bunu konuşmaya hacet yoktur. Diyanet kadrolarının en üstünden en altına kadar pek çok ehliyetsiz hatta gereksiz/yersiz ismi barındırdığını da söylememizde sakınca yoktur. Namaz kılmayan bir Diyanet Reisi bulabiliriz. Piyango bileti alırken insanlardan bile utanmayan müftü de bulabiliriz. Camiye imam olarak değil cemaatten biri olarak girmesinin doğru olmayacağı imamların senelerce güya namaz kıldırdığı imamlar da bulabiliriz. Ama biz buyuz, bu kadarız. Gerçekleri, ayıplarımızı ve eksikliklerimizi başkalarının üzerinden tartışmalar yaparak imha edemeyiz.

Bugünkü açık gerçek şudur:

Evet, Diyanet böyledir. Halkın din seviyesinden geride durmaktadır. Diyanet işin kâğıt üstündekini ancak yürütebilmektedir. Bunar hakikattir. Başka bir hakikatte, bu Diyanet ile dinimizin seksen yılda bugünlere taşındığı hakikatidir. Sadece Allah’ın lütfu ile ortaya çıkmış bir gerçek olarak şunu da bilmeliyiz: Bugüne kadar Diyanet, laiklik çatısı altındaki kimliğine rağmen Allah’ın hükümlerinden herhangi birine açık tavır almamıştır. Evet, teyit etmekten içtinap ettiği durumlar vardır ama faize helaldir dememiştir, zinaya uygundur dememiştir. Bunu itiraf etmemiz gerekiyor. Böyle bir sonuca ulaşmada, halkın sivil gücünün, tarikatlar, cemaatler ve benzeri yapılaşmanın etkisi vardır şüphesiz. Olmalıydı da. Diyanet, ’bizim’ diyebileceğimiz bir kurum değildir. Diyanet olmadan da ‘biz’, ne kadar oluruz o da şüphelidir. Yakın bir zamanda muktedir bir kadro olarak gelmesi muhtemel cemaatlerden biri, Diyanet’i ele geçirirse o zaman, laik gücün elindeki Diyanet’e rahmet okuduğumuza şaşmayalım. Neye layığız da ne vardır elimizde denklemini iyi kurmak zorundayız. Hesap kitap zamanında ulu orta, heyecan ürünü sloganlarla yol alamayız. Yolumuz uzun, işimiz zor, vaktimiz azdır. Öyle veya böyle dini bugünlere büyük oranda Diyanet çatısı altında bulunan kadrolar getirmiştir. Onları ne pozitif anlamda nede negatif anlamda tamimleştirmek doğru olmaz. İyisiyle kötüsüyle bir Diyanet konuşmalıyız. Biz bu isek Diyanet de budur. Biz değişirsek elbette, Diyanet başta olmak üzere her şey değişecektir. Kalpler Allah’ın elindedir. Duanızı istirham ederim.

Selamünaleyküm.

Nureddin YILDIZ

Twitter.com/nureddinyildiz

Facebook.com/nurettinyildiz