Kocası ölen kadının iddet süresi

Bu videoyu bilgisayarınıza indirebilirsiniz. İndirmek için tıklayınız.

(Dosyayı indirmek için sağ tıklayıp Farklı Kaydet i seçiniz)

Bu videonun sesini bilgisayarınıza indirebilirsiniz. İndirmek için tıklayınız.

(Dosyayı indirmek için sağ tıklayıp Farklı Kaydet i seçiniz)

‘Kocası ölen kadının iddet süresi’ adlı videonun yazılı dökümanı aşağıdadır.

Kocası ölen kadının iddet süresi

Kardeşler, bir fıkıh meselesini hatırlatmayı çok önemli görüyorum. Maalesef şeriatımızın incelikleri konusunda çok ciddi derecede bir laubalilik, vurdumduymazlık var. Sadece bir örnek olması bakımından, Kur’an’la sabit olan, ümmet-i Muhammed’in icmaıyla sabit olan bir gerçeği bugün hatırlatacağız. İnşallah hepimize ibret olacak, ders olacak. Kardeşler, bir kadının kocası öldüğü zaman o kadın dört ay on gün (kameri aylarla, yani otuz gün ortalama çektiği varsayılarak yüz otuz gün) iddet bekler. İddet beklemek iki şeydir; birincisi, o kadın kocası öldükten sonra dört ay on gün hiçbir şekilde evlenemez, evliliği haramdır. Evlenme görüşmesi, nişan görüşmesi bile yapması haramdır. Birisi gelip ‘ben seninle evleneceğim, dört ay on gün dolsun seninle evleneceğim’ dediğinde ‘dört ay on gün dolsun bakarız’ demesi bile haramdır. Bu, şeriatımızın Kur’an’la sabit, Allah’ın ayetleriyle emrettiği şeylerden biridir. Eğer kadın kocası öldüğünde hamileyse çocuğu doğduğu gün bu yükü biter. Hamile olan kadın kocası öldükten sonra mesela on gün sonra çocuğunu doğurduğunda iddeti biter, dört ay on gün beklemez. Ama hamile olmayan bir kadın doksan sekiz yaşında bile olsa dört ay on gün evinden çıkmayacak, renkli elbise giyinmeyecek, koku sürünmeyecek, bileziklerini, küpelerini takmayacak, bu Allah’ın hükmüdür. وَالَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَاجًا يَتَرَبَّصْنَ بِأَنفُسِهِنَّ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا Kocası ölen kadınlarınız dört ay on gün evlerinde beklesinler Allah buyuruyor. Bu dinimizin çok kesin hükümlerindendir. Bu, genç kadınlara mahsus değildir, bütün kadınlara mahsustur, yaşlı-genç olması, aybaşı günleri bitmiş ihtiyar kadın olması bu hükmü değiştirmiyor. Bu, Kur’an’la sabittir, İmam-ı Azam’ın görüşü değildir. Hanefi mezhebine göre böyle, Şafi mezhebine göre böyle değil, Allah’a göre böyle bu. Neden? Çok önemli değil neden olduğu. Biz Allah Teâlâ’ya ‘niye namaz kıldırıyorsun bize?’ diyor muyuz? Böyle bir hükmü var. Bu hükmün en önemli özelliği yani kadınların iddet beklemeleri, kocası ölen kadının iddet beklemesinden söz ediyoruz, boşanan kadın da iddet bekler üç ay ama o bu tür bir iddet değil, kocasın ölen kadın kaç yaşında olursa olsun hamile değilse dört ay on gün evinde bekler. Eğer hastalanırsa doktora gidecek kadar evinden çıkabilir veya mesela evinde onu bakacak kimse yoksa marketten ihtiyacını alacak kadar evinden çıkabilir. Buna iddet denir. Bu iddet beklediği dört ay on gün zaman zarfında renkli elbise giyemez, siyah matem elbisesi giymek de yok, o Hıristiyanlara ait bir gelenek ama süslü elbise, bilezikler, küpeler vs. gibi ziynetlerini kullanamaz. Bu Allah’ın ciddi hükümlerinden biridir. Bilhassa İslam’ı namazdan ibaret zannedenler, İslam’ı sadece kol kesmekten ibaret olduğunu zannedenler, Kur’an’ı mezarlıklarda ateşten kurtaran yangın söndürücü kitap olarak görenler bu Allah’ın hükmü karşısında maalesef bilgisizliklerinden, cahilliklerinden hataya düşüyorlar. Bir kadın sabah namazını kılmamakla hangi noktaya düşüyorsa, oruç tutmamakla hangi harama bulaşıyorsa iddet beklememekle de aynı harama bulaşır. Onun oturduğu evin yanı başındaki camide ezan okunması, milletin namaz kılması onun cennete girmesi için yeterli değil. Cenazelerde bir sürü sonradan icat edilmiş törenler, okumalar, bağırmalar, ağıtlar filan yapılacak yerde, kadınlar mesela kocalarının cenazesine geliyorlar, mezara gidiyorlar… Neden? Kocasına sadakatini göstermek için. Hâlbuki Allah kocalarına sadakat göstermek için kocalarının evinden dört ay on gün ayrılmamalarını emrediyor. Allah öyle bir sadakat istiyor, bunlar cenazenin başında beklerler! Şimdi soruyorlar; hocam kadınlar cenazeye gidebilirler mi? Karısı hariç, gidebilir tabi. En arkada bekleyecek, en görünmez yerde bekleyecek. Mezarlıkta ne işin var? Ağlamanın ölüye faydası olmadığına göre evinde ağla, evinde rahat rahat ağla. Mesele Allah’ı razı etmek meselesiyse Allah’ın hükmü budur. Yok, millet ne dedi diyorsan onları yaparsın ama milletin cenneti yok, bunu herkes bilsin. İnsanların cenneti yok ki! Tekrar özetliyorum, şeriatımızın en önemli hususlarından, en önemli ahkâmından Kur’an-ı Kerim’le sabit Bakara suresinde hemen Kur’an-ı Kerim’in ilk suresinde yer alan hükmü Allah’ın, kocası ölen kadının dört ay on gün evinden çıkmamasıdır. Hem de kocasının öldüğü evde bekleyecek. Eğer hastaysa, dediğimiz gibi hastalık bir özürdür. Herhangi bir şekilde acil bir durumda o aciliyetin gerektirdiği kadar da evinden çıkabilir. Mesela kadıncağız tarlasını ekerek ancak geçinebiliyordur, harman zamanı gelmiştir, harmanını yapacak kadar tarlasına gider geri döner tekrar. Komşulara ziyarete gidemez. Veya mevlüt törenlerine vs. gidemez. Allah’ın yasağıdır bu. Bu ümmet 1400 senedir böyle iman ederek geldi. Şimdi maalesef Allah’ın ahkâmı bir kenara bırakıldığı için böyle bir hüküm ortada yok, insanlara güya kocaları cennete girsin diye mevlütler okutuyorlar, hatimler okutuyorlar filan… O arada kendisi Allah’ın en büyük hükümlerinden birisini çiğneyerek kocasına da işkence ediyor mezarında kendi de cehenneme hazırlanıyor.