Kendini memur gören hocaları, din görevlilerini titretecek bir mektup

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yaz Kur’an kurslarında hocaların okuttuğu (5. sınıfı bitirmiş) öğrenci sayısı 15 ve üstü ise hoca ücret alıyor. 15’in altında ise ücret alamıyor. 15’in altında öğrenciyi okutup mesai harcıyoruz. Alınan para helal midir? 17 kayıtlı öğrenci var fakat bir çoğu gelmiyorlar. Onun yerine 5. sınıf altındaki çocukları okutuyoruz.

Şu Kur’an ve imanı kim öğretecek? Bu insanların imanından kim kıyamet günü sorumlu tutulacak? Peygamber aleyhisselamın makamına vekâlet etmek ne demektir? Allah aşkı için, okutacağı bir kişiyi, gidip şehrin en ücra köşesinden arayıp bulmak gerekirken, bir ‘din görevlisi’ nasıl ücretten söz edebilir? Eğer illa bir ücret veriyorlarsa da onu çikolata alıp çocuklara dağıtmak gerekmez mi?
Hoca efendiler!
Cehennemin ilk tutuşturulacağı kimselerle ilgili Müslim’deki hadisi şerifi, kendimize bir okuyalım. (İmare, 43/1905) Mikrofonları kapatarak ama yüreklerimizi ve vicdanlarımızı açarak o hadisi bir kere okuyalım, bir daha, sonra bir daha okuyalım.
Dünyanın gidişatından biz de sorumlu değil miyiz? Sizin de çevrenizde helâke kayan binlerce genç yok mu? Onların, caminize gelip ayaklarınıza kapanmasını mı bekliyorsunuz?
İmamlar, müezzinler, devleti arkalarında görüp tenkit kabul etmiyorlar; vaktinde camide bulunmayı yeterli görüyorlar. Doğrudur; ‘mizan’ sadece maliyedeki mizansa bir sakıncası yok elbette. Ezan okumakla Allah’a davet arasındaki bağı kurmalıyız. Herkes uyuyabilir ama biz ‘hocalar, Kur’an hamilleri, tecvit bilenler, ilmihâl okumuşlar, bir abdest öğretebilecekler, bir kelimeyi şehadet getirtebilecekler’ asla uyuyamayız. Biz, biz değiliz. Allah’ın âlemlere rahmet olarak gönderdiği bir elçinin zamanımızdaki vekilleriyiz. Aklı olan kendini kurtarsın ve bir köyün imamı, müezzini olmasın. Aklı olan, bir mahalleden, kıyamet günü insanların dininden sorumlu olacak kişi olarak yaşamasın. Vallahi melekler, ‘gelmezlerdi camiye’ sözüne inanmayacaklardır. Vallahi, on kere kapısına gitmiş olmak imamları, müezzinleri, hocaları kurtarmayacaktır.
Semtimizdeki, şehrimizdeki, ülkemizdeki, bütün dünyadaki çocukların babalarıyız biz. Hocalık zor, akıl kârı değil!
Bu sözlerim, Diyanet görevlilerine değildir elbette; onlar yasaların himayesinde, müftülerinin korumaları altındadır. Bir de sendikaları varsa onlara kim ne edebilir? Ben, miraçtan getirdiği namazı MİHRABTA kıldıran Peygamber aleyhisselama vekâlet edenlere söylüyorum. Başka kime ne diyebiliriz ki? Herkesin yasası var, kasası var. Uyuşukluktan huzur bulan şakşakçı cemaati var. Bunca sefaletin, ticaret merkezlerinin, kablolu kablosuz teknolojinin helake sürüklediği şu fitne zamanının, sarık saran, cübbe giyen görevlileri; siz ve biz semtimizin en yüksek dağına çıkalım ve haykıralım. Diyelim ki:

Ey Peygamber aleyhisselamın sevgili delikanlısı, zengin bir ailenin çocuğu iken Allah’ın katındakilere göz diken genç!
Ey Musab!
Yesrib’i Medine yapan Musab!
Sekiz ayda, on dört asırdır süren devleti kuran ve sonra da bir kefen bezi bile elde edemeden ‘Allah’a verdiği sözde duran erkek Müslümanların başında Rabbine giden Musab!
Kendisini öldürmeye gelenleri, güler yüzü, tatlı diliyle önünde diz çöktürüp ayetler okuyarak yüreklere iman serpen Musab!
Ey Musab!
Sen mi bu dünyadan değildin biz mi?
Bütün himmetler, heyecanlar seninle beraber Uhud Şehitliği’ne mi gömüldü yoksa?
Kur’an’ın öğretmenliğine, Peygamber aleyhisselam adına bir köye gitmeye getirdiğin seviye yüzünden düştüğümüz hâle bir bak.
Ey ilk ‘din görevlisi’ Musab!
Allah’tan yardımını dileyelim. Şerefi ve sorumluluğu ağır bir yükün altındayız. Bir kişinin hidayetine vesile olmanın güneşin ışıklarıyla aydınlanan bütün dünyadan daha değerli olduğuna iman ettik.
Ey Rabbimiz!
Bizi imamlar kıl. Salihlere önderler yap.
Nureddin YILDIZ
facebook.com/nureddinyildiz
twitter.com/nurettinyildiz