Kâfire Karşı Müslümanca Tavır

Selamünaleyküm hocam

Vakar ve tevazu konusuna çalışırken, ayeti kerimeler de müminlerin özelliklerinden bahsediliyor; “kâfirlere karşı çok sert, kendi aralarında merhametlidirler.” şeklinde geçiyor. Ve onlarla yolda karşılaştığınızda onları yolun kenarında yürüyecek şekilde zorlayınız manasında bir hadisi şerife de rastladım. Yani onlarla olan insani ilişkilerimiz de, komşuluk akrabalık vs.. onlara karşı hep tavırlı bir tutum mu sergilemeliyiz? Özellikle emri bilma’ruf söz konusu olduğunda, yaklaşımımız nasıl olmalı?

Selamünaleyküm.

Bu mesele bu asırda tartışma konusu olmuştur. ‘Şu çözümdür’ diyebileceğim bir teklif paketim de ne yazık ki yoktur. Mü’minler olarak, geçmişteki faziletler ve zaferlerle meşgul olmayı yeterli bulduğumuz bir zamanda ‘fitne zamanı fıkhı’ diye bir fıkıh teklif etmeye bile cüret edemiyoruz. Bu acı hâlimizi Allah’a şikâyet etmekten başka yapacak bir şeyimiz de yok gibidir. Elbette tek de kalsak, parçalanmış bedenlerimizde bir nefeslik bir ömür de kalsa, ‘bu din bizimdir, bu yük bize kalmıştır’ şuuruyla yol alacağız biiznillah. Buna dua eder, bunu umarız.

Tartışmayı çözmeye yardım etmesi açısından şu çizgileri okuyabiliriz:

a- Kâfirlere karşı ‘dik/katı olmak’ naslarla sabit bir emirdir. Ayet ve hadisler bu hususta gayet açıktır.

b- Kâfirlerin ‘mü’minlerle savaşır durumda olanları’ ve ‘kendi hâlinde olanları’ diye ikiye ayrılabildikleri de temel ilkelerden biridir. Her iki gruba karşı mü’minlerin fert veya devlet olarak farklı tutum içinde olmaları gerekeceği de en basit akılla bile bilinebilir bir gerçektir.

c- Mesele ‘Allah’a davet’ meselesi olunca da ‘en güzel sözle ve hikmetle’ onu yapmak, Kur’an’ımızın emridir. Bu emrin pratiği Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in mübarek hayatında onlarca örneği ile vardır.

d- Yaşadığımız asırda, önceki asırlarda benzeri bulunmayan farklı bir dönem ve farklı bir toplum içinde yaşadığımız açık bir gerçektir. Teknolojisi ve imkânları ile küfür, Müslümanları istila etmiş durumdadır. Daha da garip ve acı olanı, Müslümanların içinden de onları aratmayacak çatlak seslerin çıkabiliyor olmasıdır. Yer yer Müslümanların kendi içlerindeki çatlaklık, dış mihrakların etkisinden daha ağır olmaktadır.

e- Mevcut durumu kitabî bir ifade ile FİTNE ORTAMI olarak görmemiz gerekmektedir. Fitne ortamlarında nasıl davranılması gerektiği ise, özellikle eğitimi verilmesi gereken en az ilmihal bilgisi kadar acil bir bilgi çeşididir. İnsanların izledikleri haber bültenlerinin etkisi altında ya ifrata kaçıp elini kana bulaştırmak ya da tefrite düşüp kendini eritmek durumunda olmadan mü’min olmanın gereklerini yapmaları, elzem bir planlama ile ortaya konması gereken bir durumdur.

Zannederim bu dönemdeki ulemanın bu incelikleri öne çıkaran bir idrak içinde olmaları zorunlu duruma gelmiştir. Ulema, ilmihal ve menkibe düzeyinde kalmayıp hayat ve aciliyet düzeyine yükselmedikçe, ulemadan başkasının yörüngesinde bir mü’min toplumun vebalini taşımaya devam edeceklerdir. Bilgi yenilenmeyebilir ama bilginin pratiği günlük hatta sabah/akşam düzeyinde yeni olmalıdır.

Konuyu bu şekilde özetlememin size yön vereceğini umuyorum.

Allah’a emanet olun.

Selamünaleyküm.

Nureddin Yıldız