Kabir azabı hakkında mütevatir hadis olmamasına rağmen neden akide konusu olarak görülüyor?

Bir dersinizde, ‘kabir azabını inkar eden dinden çıkar’ demiştiniz. Bunu biraz daha açıklayabilir misiniz? Benim bu konuda daha farklı bilgilerim var; kabir azabı hakkında olan sahih hadisler ‘ahad’ olarak rivayet edilmişler. Ve bildiğim kadarıyla ‘ahad’ olan bir hadise göre amel edilir ama inkârı insani kâfir yapmaz. Bir hadisin akideye girmesi için ‘mütevatir’ olarak rivayet edilmesi gerekiyor. Buna benzer bir durumu Hanefi mezhebinin usulünde de görüyoruz. Bahsettiğim şey farz ve vacip durumu. Bildiğim kadarıyla vacip olan şeyler ‘ahad’ olarak rivayet edilen durumlar. Vitir namazı gibi. Yani bildiğim kadarıyla farzı inkâr eden ‘kâfir’, vacibi terk eden ise ‘sapık’ diye nitelendiriliyor. Buna göre, kabir azabı konusunda amel edip akidesine almayan biri kâfir midir?

Eğer konuya ‘Ahad haber’ zaviyesinden bakarsanız, elinde bugün din olarak bilinen pek çok mesele için aynı durum söz konusu olur. Kabir azabı konusunda mütevatir bir hadis yoktur ama onlarca hadis vardır. Bunların toplamı ele alındığında bir kabir azabından söz edilmesi dinin bölümlerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. İki husus benim bu konuda sizin gibi düşünmemi engelliyor. Birincisi, asırlardan beri din üzerinde ilim mücadelesi veren ve adına EHLİSÜNNET dediğimiz binlerce âlimin kanaatinin bıraktığı birikimin akide olarak bunu ortaya koymuş olmasıdır. İkinci husus ise şudur: Tamam, yok dedik ve bitti tartışma. Ya varsa kabir azabı; ona karşı hazırlıklı olmanın sakıncası mı var? Böyle düşünüyor, böyle iman ediyorum. Allah Teâlâ’dan bizi dininde sabit kılmasını dileriz. Dua ediniz.