Irak ve Suriye Bölgesinde Yaşananlara Karşı Neler Yapmalıyız?

Selamünaleyküm hocam. Son günlerde Suriye ve Irak bölgesinde olan olaylar malumunuzdur. Ortada bir savaş var ancak bu hakla batılın savaşı değil, iki taraf da Müslüman. Ortada bir zulüm var ancak zulmü gerçekleştirenler küffar değil, Müslüman, en azından bu iddiadalar. Olayların gerçekleştiği bölgeye yakın ikamet ettiğim için yakından takip ediyor ve zulme şahit oluyorum. Bu durumda biz nasıl bir tavır almalıyız? Onlara karşı bizim bir tasarrufta bulunma yetkimiz, gücümüz yok ancak bir şeyler yapmaya çalışanları desteklemeli miyiz? Allah muhafaza topraklarımıza saldırmaları durumunda savaşmalı mıyız?

Aleykümselam. Evet, bütün mü’minler olarak yüreklerimizi kasıp kavuran bir fitne zamanında yaşıyoruz. Allah Teâlâ akıbetimizi hayretsin. Bu dönemde cereyan eden olaylara bakıp karamsar olmak, umudu yitirmek mevcut kötü duruma biraz daha ilave yapmak demektir. Şeytan ve onun yanındakiler içimizin kavrulmasını ve umutsuz kalmamızı istemektedirler. Şu yaşananlar dünyada ilk olan şeyler değildir. Eskileri ile yenileri ile bütün olaylar Allah Teâlâ’nın kullarını gördüğü bir dünyada olup bitmektedir. Allah görüyor ve hükmediyor. Bizi ve çektiğimiz eziyetleri görüyor. Duaları duyuyor, feryatlar ona ulaşıyor. Sahipsiz değiliz, terk edilmiş değiliz.
Evet, gayet üzücü ve ağır iz bırakıcı bir olaylar dizisi yaşıyoruz. Ne yapmamız gerektiği konusunda ise kesin ve tartışmasız bir cevap verebilecek değilim. Kimsenin de öyle bir cevap kudreti yoktur zaten. Doğru olacağını zannettiğimiz şeyleri söylemeye çalışırız. Buna göre de şunları söyleyebiliyorum:
a- Ne olursa olsun mü’min olarak yaşayıp ölmek için mücadele edeceğiz. Hiçbir şekilde imanımıza zarar gelmemelidir.
b- Zarara karşı kendimizi koruyacağız. Zarar da vermeyeceğiz. İnsanların mallarında ve canlarında gözümüz olmadığı gibi kimsenin malımız ve canımıza kastetmesine de yol açmayacağız. Gerekli maddi tedbirleri almakta ihmalimiz olmamalıdır. Bunun adını korunmaya çalıştığımız bir hayat olarak adlandırabiliriz.
c- Bu dönemin en bariz sıkıntılarından biri dünyevileşme diyebileceğimiz hastalıktır. Ahiret öncelikli olmamız gerekirken dünya öncelikli olmaya başladık. Bu da bizi, birbirimize kırdırma nedeni oldu. Ahiret eksenli bir hayat sistemi için uğraşacağız. Dünya ve ahiret arasında bir denge kurmaya çalışacağız.
d- İmanımıza ve günlük hayatımıza bulaşabilecek yabancı düşüncelerden kendimizi korumaya çalışacağız.
e- Yoğun bir dua hamlesi yapmamız lazım. Namazlardan sonra ve hususi zamanlarda dualar etmeliyiz. Bu dualar da salonlardakilere hitap eden edebi cümlelerden çok kalplerden gelen heyecanla sessiz ve ışıksız ortamlarda olmalıdır.
f- ‘Öldüren mü’min’ olmanın tam anlamıyla bir hüsran olduğunu katiyetle bileceğiz. Kendini müdafaa etmenin dışında öldürme fikri asla bizim kalbimizde yer bulmamalıdır.
g- Zorunlu bir savaş veya zorunlu bir müdafaa haktır. Bu zorunluluk ise ne kadar tuzağa düşürüldüğümüz bir eylemin sonucudur ne kadar da gerçekten bir zorunluluktur, bunu imanımız ve vicdanımız belirlemelidir.
h- Böyle dönemlerde ailemiz ve aile fertlerimiz gerçek manada sekine bulma noktalarımız olmalıdır. Eşler birbirlerinin sekinesi olmayı bilmelidirler. Çocuklarımızı korumayı ve onlarla küçük bir korunmuş kale ortamında yaşamayı becermeliyiz.
I- Siyasi ortamımız bizim itikadımızı yansıtmadıkça kendi ipimizi çekmekten başka bir sonuca ulaşamayız. Bu nedenle de böyle karışık dönemlerde siyasetten el çekmek, ibadet veya benzeri amaçlarla içine kapanıp kalmak da, en azından uzun vadede hatalıdır. İçinde bocalamadan ya da bocalama zemini oluşturmadan siyasetle ilgilenmeli ve siyasilerin mü’min kimlikleri ile kararlar vermeleri hususunda üzerimize düşeni yapmalıyız.
Allah Teâlâ yardımcımız olsun, kalbimize huzur ihsan etsin.