İmtihandan korkan Müslümana mektup

Altı aydır başörtüsü kullanmaktayım. Bu yüzden babam beni görmek istemiyor. Ne yapsam, ne desem boş. Kur’an ayetleriyle konuştuğumda daha günahkâr oluyorlar. Bir türlü kabullenemediler. Ablamlar saygı duymadı. Allah’tan korkuyorlar, Kur’an’ı kabul ediyorlar ama içki ve kumar gibi bir günaha yakın olabiliyorlar. Ben sanki o aileden değilim. Sevgileri içimde öyle azaldı ki… Yine de Allah rızası için iyi davranmaya çabalıyorum. Ben aramasam kimse aramıyor. Annem babam çok üzülüyormuş. Ben de bunları duyunca üzülüyorum. Bu sefer eşimle kötü oluyoruz. Eşim de doktor ben de. İki kızımız var. Bu süreçte neredeyse ayrılacaktık. Ailem eşim üzerinden de üstüme geldi. Eşim ailemle arama girmedi ama ‘ben de başörtüsünü istiyorum’ demedi. Sustu. Annem, başörtüsü ve Hac emirleri dışında İslami her şeyi yapıyor. Başörtüsünü cahiliye dönemi için düşünüyor. Bir gün çok bunaldığımda duamda dedim ki, “Allah’ım, ben senin dinini korudum sen de dinini koru.” Günler sonra annem mutfak tezgahından düşmüş, kafası dahil vücudunda kırılmamış kemiği kalmamıştı. Şimdi üzülünce tansiyonu yükseliyor. Önümüzdeki aylarda ziyarete gelecekler. Ben gurbette doktorum, herkesten uzak ve başörtüsü sonrası ‘kimsesiz’. Şimdiden annem gelecek diye strese girdim. Çok yoruldum. Eşim ailemle görüşmemi istemiyor. Görüşürsem sonrasında evimizde huzur kalmıyor. Eşim de benden kopma noktasına geldi. Eşim bana, ‘ailen gelince başını aç, onlar ölünce üzülür, vicdan azabı çekersin’ diyor. Ben İslami eğitimli kişilerle istişare yaptım ve eşimi dinlemedim. Telefonda da yalan konuşmadım ve eşim beni, onu dinlemediğim için affetmedi. Ablamlar, ‘biz hepimiz kendimizi ortaya koyduk, sen başörtüsünü bize tercih ettin. Biz senin ibadetine engel değildik ki, biz de Müslümanız, biz sana bir şeyi Allah’a ortak koşmadık haşa’ dediler. Kalbimden damarlara akan kan değil yanardağdan fışkıran lav sanki, tüm vücudumu yakıyor. Ne yapacağım şimdi hocam?

Müslüman olmak, teslim olup rahatlamak değildir. Bilakis İslam, belli bir sınavı göğüslemektir. Biz Müslümanlar olarak şunu iyice idrak etmeliyiz:

Allah Teâlâ, kullarını sınayacaksa bu sınama ordularıyla saldıran dış güçlerle olabileceği gibi yaşadığımız hayatın ayrıntılarından biriyle de olur. Müslüman’ın kendi çevresi, yakınları, ebeveyni, çocukları, iş ve ev ortamı kesinlikle bir sınanma aracı olabilir. Tarih bunun canlı örnekleriyle doludur.

Biz, ‘şu imtihanı beğendik, beni onunla imtihan edin’ diyemeyiz ya! Allah’a iman etmek, O’ndan gelene ve O’na dönecek her şeye razı olmaktır.

Yaşadığınız sıkıntıları size ait, sadece sizin yaşadığınız olaylar olarak görmeyin. Neredeyse her Müslüman’ın benzer sıkıntıları olmuştur, olabilmektedir; sabredenler kazanacak, sabretmeyi beceremeyenler eriyip gidecektir. Mü’min, Allah ile beraber olma uğruna tek kalmaya razı olan insandır. Tek kalmaya hazır olamayan kalabalıklar arasında bile huzursuz olur. Muhakkak direneceksiniz. Ama insani niteliğinizden ödün vermeden direneceksiniz. Evladı olduğunuz çevreye evlatlığınızı kaybettirmeden, eş olduğunuz çevreye de eş olma prestijinizi sarsmadan direneceksiniz. Kültürlü olmak, büyük bakmak, emel taşımak budur.

Size bu arada en önemli tavsiyemiz, sıkıntılarınızla baş başa kalmamanızdır. İyiliğine itimat ettiğiniz bir çevreniz bulunmalıdır. Sözlü veya yazılı iletişim imkânlarıyla o çevre sizin için iyi bir destek olur.

Allah’a açılmayı da ihmal etmeyin. Mutlu dua anları yaşayın. Rahat ettiğinizi, derdinizi sevdiğinizi göreceksiniz.

Sabredin, geleceğe bakın; önünüze bakarak kendinizi karartmayın. Allah’a emanet olun.

Nureddin YILDIZ
facebook.com/nureddinyildiz
twitter.com/nurettinyildiz