İlla Mevlüt okutmalı mıyız?

‘İlla Mevlüt okutmalı mıyız?’ adlı videonun yazılı dökümanı aşağıdadır.

İlla Mevlüt okutmalı mıyız?

Kardeşler, mevlütün yazılış sürecine dikkat edin. Mevlüt, aşağı yukarı 1000 seneye yakın geçmişi olan bir hatıradır. Ama Türklerde bin senesi yok, bizim bildiğimiz mevlüt. Her Müslüman milletin bir mevlütü vardır. Çünkü ilave etmeye herkesin hakkı var. Bu ruhsatı veriyorsan sadece Türkler ilave edebilir dine diye bir kayıt yok. İlave mi ilave! Vatandaşın hakkı, her gelen dükkân ruhsatı alıyor, tehlif hakkı yapıyor. İlk defa Fatımi Devleti’nde Fatımilerin korsan devlet anlayışı örtünsün diye Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin her doğum yıldönümünde binlerce büyük baş hayvan kesilip haftalarca onlar pişirilerek hazırlanarak Mısır’da, mağrib ülkelerinde bütün Müslümanlara ziyafetler verildi Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin doğum yıldönümü diye. Mevlüt törenleri ilk defa böyle başladı. Bu yemekler esnasında da oradakilere, şimdiki anlamda ilahiler okunur gibi işler yapıldı, bu mevlütün girişidir. Türkiye’deki, bizim milletimizdeki ilk mevlüt uygulaması bir Müslümanın Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme olan sevgisini, aşkını beyan etmek için yazdığı bir şiirdir. Peygambere olan hasretini yazmış, Allah rahmet eylesin, Allah razı olsun. Muhteşem ifadeler, çok güzel duygular… Sahih hadisler açısından tenkit edilecek yönleri olsa da nihayetinde bir aşk sembolü bu. O aşkın beyanı esnasında törpülenmesi gereken ifadeler de var, yok değil. Ama ilk yazılışı bir peygamber sevgisini beyan etmek içindir. Daha sonra bu dua mantıklı, yani söylerken senin de imanına katkısı olsun dediğimiz tarzdan dua içerikli bir şiire dönüştü, belki bir asır sonra belki iki asır sonra. Daha sonra buna oturup makam bestelendi. Makam bestelenince nasıl oldu? Gelişigüzel açıp da şiir okur gibi okuyamazsın bunu, bu mevlüt ne yapıyorsun sen! Dikkat ediniz! Bu mesele gülme meselesi değil, Kur’an’ın tecvidi olur da mevlütün makamı olmaz mı? İndi melekler gökten geliyorlar, diyemezsin sen öyle! Hem dinlenmez hem saygısızlık olur. Nasıl Rabbilalemin diyemiyorsun, Kur’an’ın bir tecvidi var, talimi var. Mevlütü de gelişigüzel okuyamazsın. Rakip geliyor… Sonra makamlanınca Kur’an’ın zulmen ve kahren okunmasının bir kenara itildiği, elif cüzünün idamlık suç kabul edildiği, Kur’an bilenleri önce asılıp sonra mahkemesinin yapılmasına kara verildiği zamanlarda mevlüte kimse dokunmadı. Bunun yerine mevlüt Kur’an gibi dini temsil etmeye başladı. Çünkü bir yerde Yasin okumak için toplanınca toplananların hepsi hapse, orada Yasin okuyan idama gidiyor. Ama mevlüt için toplanınca, ‘mevlüt toplantısı bir zarar olmuyor’ diye mevlüt boş bulduğu piyasaya daldı bu sefer. Şimdi ne oldu? Şimdi ne oldu? Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem vefat ettiğinde onun için delirecek durumda olanlar vardı. Ömer gibi bir adam bile delirdi o gün. Kalktı dedi ki; ‘Muhammed öldü diyenin kafasını vuracağım’ dedi. Ebu Bekir tuttu kolunda, ‘ne yapıyorsun sen yahu?’ dedi. O da beşerdi. Hiç Kur’an’ı görmedin mi sen? Kur’an demiyor mu; sen de insansın, onlar gibi öleceksin. Hakikaten ben bunu niye hiç düşünemedim, diyor. Aşkları buydu. Böyle bir delice seviyorlardı Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemi. Ruhu için bir Bakara suresi okumadılar. Çünkü Kur’an ruhu diri tutmak içindir. Kur’an yeryüzünü Allah’a teslim olmuş bir hayat mantığıyla yaşanan, renkli, İslam’la canlı bir medeniyet haline getirmek içindir. Eğer bir ölünün ruhuna, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin ruhuna okunacak olsaydı, herhalde onun ilk hafızları, ilk sesi güzel Ebu Musa el-Eş’ari’leri, ilk derya gibi hafızlar, Ubey ibn Ka’b’ler kabrinin başından vefat edinceye kadar, ruhlarını teslim edinceye kadar ayrılmaz, milyarlarca kere Allah’ın kitabını okurlardı. Öyle yapmadılar, onun devleti tarumar olmasın diye hemen siyasi faaliyetlere giriştiler. Pabucunu kapan, eline bir demir parçası bulan Hindistan’dan Asya’nın uçlarına, Afrika’ya, Kıbrıs Adası’na kadar Allah’ın dinini yaymak için çıktılar. Çünkü peygamberlerinin onlardan emeli buydu. Veda Hutbesi’nde, ‘kim benden bir söz duyduysa onu bir başka Müslümana duyursun. Allah böyle yapanın yüzünü güldürsün.’ diye dualar edip gitmişti. ‘Arkamdan mevlütler okuna ha, selamı ihmal etmeyin’ diye vasiyet edip gitmemişti. Şimdi ne oldu? Ashab, ibadet olduğu yüzde yüz olan, her bir harfine Allah’ın, tek bir harfine on sevap yazıp on da günah sildiği şu büyük Kur’an, şu bütün kitapları içinde barındıran Kur’an ashabın Rasulullah için okuduğu bir kitap değilken şimdi bir şairin yazdığı şiir doğum gününde filan gününde Rasulullah’a hediye edilmek üzere okunuyor. İçeriği yanlış değil; taktik yanlış. O, Kur’an’ın tecvidi gibi onun da makamı olduğu gün bu bataklığa batmıştı zaten. Gelişi güzel okunmaz, bir babı var, faslı var, makamı var, oyunu kuralına göre oynayacaksın dendiği gün zaten iş bitmişti. İşte bid’at budur.