‘İlla Bir Hocaya Tabi Olmak Gerekir mi?’ Diye Soran Müslümana Mektup

Günümüzde bir alime ben size tabiyim demek gerekli midir? Örneğin müftü diye tabir ettiğimiz, itibar ettiğimiz kimselerin belli meseleler hakkında görüşlerini öğrenip ufak farklılıklar dahi olsa bunlar arasında bir tercih yapılabilir mi? Bir örnek: Bir kimse zuhri ahir namazını aynı mezhep imamları arasında bile ihtilaf olduğundan tavsiye ederken, diğer bir kimse kılmakta bir sakınca yok, ama kılmayan için kötü bir iş yaptı demek uygun olmaz diyorsa, nasıl bir tavır içinde bulunmamız gerekir?
Allah sizden razı olsun, sizi de razı etsin Üstadım. Duakarım, dualar beklerim.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden başka hiç kimseye kayıtsız şartsız bağlılık olamaz. Ona bağlılığın dışında bir âlim zata bağlanmak, bu sözünü ettiğimiz kayıtsız-şartsız olmamak şartıyla gereklidir. Çünkü insanların hepsinin din hususunda hatta dünyevi işler hususunda kendilerine yetecek çapta olmaları mümkün değildir. Yıllarını ilme vermiş bir âlimin dizi dibinde olmak büyük bir ayrıcalıktır. Turizm bile, onu iyi bilenlerle daha yararlı olmaktadır.

Mü’min kişinin bir âlimin dizi dibinde olması aynı zamanda bir nasip meselesidir. Allah Teâlâ’nın bir kuluna ilme yakın bir yer lütfetmesi bir ihsan meseledir. Böyle görüldüğünde de bir nevi şükrü de yapılmış olacaktır.
Seçeceğimiz rehber âlimde şu karakterleri aramalıyız:

1- Allah korkusu ve takva ağırlıklı bir hayatı olacak. Dünyevi endişeler taşımayacak. Şehitliği insanlara anlattığı gibi ilk şehit adayı da olmayı bilecek, örneklendirecek. İnsanlara, ahiret ebedîdir diye mesajlar verirken kendisi ev, iş yeri taksiti ödemekle ömür tüketmeyecek. Dünya metaına minnetsiz bir yaşam tarzını belgelemiş olacak.

2- Peşinden gidilecek, adımlarına adım uydurulacak âlim, dengeli olmalıdır. Bu denge onun ahlâkında, ibadetinde, işinde, sözünde görülmelidir. Tek tarafı ağır basan bir âlim, peşinden gidilme meziyetlerini yitirmiş âlimdir. Mesela, ahlâk konusunda çok hassas ama Şeirat’ın muamelatında pasif olmamalıdır. Tasavvufu abartırken tefsir ilmini yok saymamalıdır ya da aksi de olmamalıdır. Dini dengeli bir şekilde alabilen, aktarabilen olmalıdır. Aile düzeni hakkında yoğun gündemi olan, çocuk yetiştirmeyi önemseyen ama ekonominin kimin elinde olduğundan habersiz olan âlim sempatik değildir. Bütün dallarda uzman olmasın ama kimya ilminin neyi işlediğini bilsin ki, gıdalarda helal konusu işlenirken seyirci kalmasın.

3- Âlim insanın akademik ünvanlı olmasını şart koşmayız. Akademik ünvanı bir tür parazit bile görebiliriz. Âlim, gerektiğinde akademik ünvana da sahip olur ama asıl maksadı, bilgi depoculuğu olmaz. Bildiği amel etmek içindir. Peşinden gidilecek âlimde bu pratiği ararız.

4- Âlim, ihtilaf körüklemez. Konuştuğu ve yazdığı konular, yaşadığı zamandaki mü’minlerin acil ihtiyaçlarına yöneliktir. Tarihte kalmış konularla zihin meşgul etmemelidir âlim. Zamanının neyi acilleştirdiğini anlamayan bir bilgi sahibi için âlim vasfını kullanamayız.

5- Âlim, günübirlik konulara takılı kalmaz. Siyasetçiler başta olmak üzere, gelip geçici işleri yürütenlerle seviyeli ve mesafeli durur. Kişiliğinin nübüvvet makamını temsil ettiğini bildiğinden o makamı korur kollar.
6- Âlim insan, kendi görüşünü putlaştırmaz, istişare ehlidir.

7- Âlim, kendisinden irşat bekleyenlerden hiçbir şey beklemez. Bir beklenti içinde olan âlim, kaybedebileceği en ağır değeri kaybetmiş demektir. Ücretli danışmanlığa dönüştürülmüş ilim adamlığı portresi bu ümmete ait değildir. Âlimin beklentisi Allah’tandır. O’ndan beklediğinin avansını kullarından almaz.

8- Âlim, vakarla tevazu arasında bir yerde durur. Tebessüm eder kahkaha atmaz. Örnekliği tamdır. Çocukları ve ailesi üzerinden izlenir ama asla ailesinde zafiyetlerden ötürü kınanamaz. Peygamberlerin bile zorlandığı bir hususta bir âlimin eli kolu elbette bağladır. Ama o, gayretlidir, himmetlidir, azimlidir. Yılmaz, yorulmaz, usanmaz.

Aradığı bu âlimi bulan hemen peşine takılmalıdır, sözüne uymalıdır.

Nureddin Yıldız