İftar Çadırları Ne Kadar Masum?

Esselamualeykum ve rahmetullahu ve berekatuh değerli ve kıymetli hocam,

Ben Almanya’dan sizi sürekli takip eden ve video üzeri derslerinizi işlemeye çalışan öğrencilerinizden biriyim. Hatta bundan 1 sene önce size yine bir mail yazmıştım.

Öncelikle ramazan ayınızın ashab kalitesinde geçmesini niyaz ederim.

Mübarek ramazan ayını nasıl geçmesini sizin sohbetlerinizle öğrendik ve bu sene 3-4 arkadaş olarak iftar çadırlarını protesto ettik (dil ile) ve katılmadık. Fakat teşkilatımızın başkanı, bizim bu tespitlerinizin doğru olduğunu bize katıldığını ve bunun avrupa için geçerli olmadığını söyledi. Çünkü burası küfür diyarı ve o çadırla birlikte sesli ezan ve kuran okunuyor. Bu çadırlar ramazan festivalleri gibi değil, yani ilahi grubu vs. yok ama bizler taviz tavizi getirir kanaatindeyiz.

Bu konu içimi çok sıkıyor hocam, siz ne dersiniz?

Selametle kalın,
Dua eder dua beklerim

Selamünaleyküm.

Aynı gerekçeler, Türkiye’deki faaliyetleri yürütenler tarafından da kullanılmaktadır. Şeytan, yaptığı veya yaptırdığı işleri kendine göre belli bir mantık üzerine oturtur. Dış yüzünden bakıldığında da o mantık gerekçeleri uygun gibi görünür. Biz ise mü’miniz, olayları imanımıza göre değerlendiririz. İmanımız da Peygamber aleyhisselamı ve ashabını ölçü almayı emretmektedir. Ramazan ve oruç ayrıntıları, Kur’an ve Sünnet’te belirtilmiştir; O ayrıntılar üzerinden yapıldığında ibadet değeri taşırlar. Aksi halde ise yapılan iş, ibadet olmaktan çıkarabilir. Dinimizin orjinalliğini korumamız, dinimizi korumamızdır. Hıristiyanlık, belki kaybolmuş bir din değildir ama orjinali kaybolduğu için tümü yok sayılan bir din olmuştur. Şimdi mü’minler olarak bizim , Hıristiyanların yolunu taklit eder gibi işler yapmamız dikkatimizi çekmelidir. Git gide ibadetlerimiz, kendi ellerimizle törene dönüştürülmektedir. En son yaşadığımız garip örneklerden bir iki hususu zikredebiliriz:

Bu yıl Bursa’da meşhur bir kadın şarkıcı kalabalığa, Ramazan ayına uygun müzik ikramında bulunmuştur. Bu da haber niteliği taşırmış gibi, Ramazan haberleri arasında mü’minlerin gözüne sokulmuştur. Buna sadece ‘vay hâlimize!’ diyerek çıkış yapabiliyorum.

Bir başka durum da Diyanet İşleri Başkanı’nın da katıldığı ve teravih kıldırdığı bir dini gösteri Bursa Ulu Camii’nde yapılmıştır. Haberin özetine bakıldığında dikkatten kaçan bir ayrıntı vardır. DİB başkanı, teravihin her dört rekatını ayrı bir türk sanat müziği kıvamında kıldırmış.. Bunun anlamı nedir sizce? İbadetin müzik makamlarına göre icra edilmesi, bir Hıristiyanlaşma temayülü değil midir? Töreni izleyenlere göre de iftardan sonraki manzara fena değildir şüphesiz. Tek kalabiliriz, herkes aksini düşünebilir ama bizim itirazımız var bu gidişata. Bize hemen şu çıkışı yapıyorlar: ‘İbadeti ve orucu sevdiriyoruz.’ Biz de buna karşılık diyoruz ki: ‘İbadetlerimizi bir asırdır laik zorbalardan kurtarmaya çalışıyorduk, şimdi bu mu çıktı karşımıza?’

Hiç gizlenemeyecek sorun şudur:
Vakıflar ve dernekler, sizin oralardaki kuruluşlar, Ramazan ayı içinde faaliyet yaparken ORUCA HİZMET, İBADET ŞUURU gibi maksatlar gütmemektedirler. Ne yazık ki bunu üzülerek söylüyorum: Ramazan faaliyetlerinin neredeyse tamamı siyasi maksatlıdır. Bu siyaset bildiğimiz siyaset olmayabilir ama derneği, kuruluşu teşhir etme maksadı da siyasi bir maksattır. Ramazan’da derneğin faaliyetlerini tanıtma ve özellikle maddi kaynakları zenginleştirme maksadını İBADET olarak görmeyi reddediyoruz. İbadeti sadece ibadet gibi görmeliyiz. Sıkıntı da burada başlıyor. Zira bir mü’min, kendi emellerini, velev ki İslamî maksatlar için kurulmuş olsa bile derneğini, derneğinin faaliyetlerini ibadet gibi görmesi riskli bir çıkıştır. Türkiye’de belediyelerin ramazan’da yaptıklarını, ibadete hizmet gibi göstermeleri ise yıl boyu, laiklerin yaptığını taklit ederek yaptıkları ve Rablerinin huzurunda hesabını veremeyecekleri çirkinlikleri örtbas etme hastalığıdır.

Bunun yanında başka bir sıkıntımız da, ibadetlerimizin Hıristiyanlarda olduğu gibi, festivallere dönüşme riskini görememek, eski ümmetlerin düştüğü bataklığı anlayamama körlüğüdür. Bu bataklığı tek başımıza kalsak da görmek ve göstermek vazifemizdir. Bizde çadır ancak cihat meydanlarında kurulabilir. Bu mevcut çadırlar reklamdır, gereksizdir, ibadet kalitesinde işler değildir. Görünürde şunu kazandık, şu kişi orucu beğendi gibi gerekçeler bizi tatmin etmemelidir. On kişi kazandık ama kaç kişinin ibadet kalitesi heba oldu, onu neden değerlendirmiyoruz?

Emribilmaruf vazifemizi, eğlencelerle telafi etmeye kalkışamayız.

Evlerimizde oruç eğitimi vermediğimiz aile fertlerimize karşı sorumluluklarımızı bu şekilde gideremeyiz.

İbadet reklam işi değildir. İbadet rikkat ve huşu işidir.

Allah’a emanet eder, dualarınızı beklerim.

Selamünaleyküm.

Nureddin Yıldız