Hocaların birbirleriyle tartışması konusunda tavrımız nasıl olmalı?

Hocam, acizane Müslümanları seviyorum ama şimdilerde iki sevdiğimiz insanın birbirlerini ağır ithamlarla suçladıkları şahsiyetlerden soğumaya başladım. Biri diğerinin fikirlerine şirk diyor, diğeri ona vahhabi, sapık vb. ithamlarda bulunuyor. Hayızlı iken oruç tutma/Kur’an okuma, kader vb. tartışmalar. Diğer taraftan tevessül, şefaat vb. konularda değişik ve de çok enteresan konular gündeme getirilerek zaten paramparça olan Müslümanlar, böylece İslam düşmanlarının ekmeğine yağ mı, bal mı sürmüş oluyorlar diye düşünüyorum. Bu konularda nasıl düşünmeliyim, hangisine itimat etmeliyim, Cübbeli Ahmet hoca mı Mustafa İslamoğlu hoca mı?

Aziz kardeşim.
İmkânınız olsa da İslam tarihini başından itibaren bugüne kadar satır satır inceleseniz. Ne yazık ki bu Ümmet’in en ağır imtihanı iç imtihanı olmuştur. Sözünü ettiğiniz tartışmalar sadece şu anda bulunan sıkıntılar değildir. Tarih, benzer sürtüşmeler, tartışmalar ve ithamlarla doludur. Ama o muhteşem kullukları yaparak bu imtihanı kazanıp gidenler de o tartışmaların arasından sıyrılarak gitmişlerdir. Yani şunu söylemek istiyorum: Bizim imtihanımız müşrikleri, Yahudileri ve bize düşmanlığını bildiğimiz kitleleri aşarak Rabbimize gitmek değildir. Allah Teala, önümüze neyi çıkarırsa onu kazanmaya mecburuz. Ashabı kiram başta olmak üzere bütün nesiller bu imtihana tabi tutulmuşlardır diyebiliriz. Bize düşen bundan ibret almaktır. Kâfirin önünde ceketini düğmeleyen ama mü’min kardeşinin önünde kaplan kesilen mü’min kendisi ile çelişen bir tavır içindedir. Bu üzücü ama gerçektir. Bu dini böyle yaşayacak ve Rabbimizin rızasını kazanacağız.
– Mü’min değerlidir. Hiçbir günah mü’mini atma nedenimiz olamaz.
– Mü’minler Allah’ın kitabı, peygamber aleyhisselamın Sünnet’ini katiyetle tartışamazlar. Âyetler ve hadisler bizim imanımızdır.
– Ümmet’imizin büyükleri olanlar, ulemamız, fukahamız, meşayıhımız, mücahitlerimiz önderlerimiz ve örneklerimizdir. Ama putlarımız değildirler.
– Kur’an ve Sünnet ölçülerinde içtihat ederek önümüzü açan, bize yol gösteren müçtehitlerimizi hürmet ve takdirle anmaya mecburuz. Allah’ın Şeriat’ını anlamamıza katkı sağlayan her içtihat bizim için bir nimettir; kıymetini biliriz.
– Müçtehidi peygamber gibi göremeyiz elbette. Onun makamı hiçbir şekilde nübüvvet makamının şu kadarı bile sayılamaz. Dolayısıyla peygamberlik makamına göre durumu belli olan bir müçtehidin sözü de hadislerin yanında kendisinin peygamberlik makamındaki yeri gibidir. Ve elbette bir müçtehidin sıradan bir mü’mine göre mevkii ölçülemeyecek kadar farklıdır. Müçtehidin sözü ile sıradan bir mü’minin sözü arasında da bu mesafe vardır.
– Mü’minlerin nefislerini tatmin için dinimize ait konuları kullanmaları en iyi ifadeyle bir çirkinliktir. Birbirimizi ezmek için dinimiz dışında bir şeyi kullanmalıydık.
– Aklı olan, mü’minle uğraşmaz. Uğraşılacak şirk ehli, dalalet ehli mi kalmadı? Aynı şekilde, mü’minle uğraşanla uğraşmak da akıllılık değildir.
– Fitneden uzak durun. Mescitlere gidip namazlarınızı eda edin. Evinizin kıymetini bilin. Mü’min kardeşlerinizi cennet arkadaşları olarak bilin.
İslam’ı cemaatinden, tarikatından ibaret görenlerin kısırlığı sizi boğmasın. İslam, bütün kâinatı kuşatacak güçtedir. Sürtüşerek değil kuşatarak Allah’a ulaşabiliriz. Kötüleri örnek görmeyin. Yılmayın, usanmayın. Allah’a emanet olun.