“Helal Gıda” Ama Nereye Kadar?

Selamünaleyküm hocam. Helal gıda ile ilgili konferansınızı dinledik. ( Ne yiyelim: http://www.sosyaldoku.com/hayatrehberi/182-ne-yiyelim )Allah sizden razı olsun. Sizin de bahsettiğiniz gibi jelatin denen madde birçok üründe kullanılıyor. Bunun dışında da bazı ürünlerin şüpheli maddeler içerdiğini biliyoruz. Birçok tavuk eti üreten firmanın sulu yolum yaptığını biliyoruz. Maalesef ülkemizde kurulan domuz çiftliklerinden dolayı kırmızı ete hiç güvenemez olduk. Benim sorum bir misafirliğe veya bir davete gittiğimizde yapılan yemeklerde margarin veya herhangi başka jelâtin içeren bir ürün olup olmadığını veya etli yemek ise hangi firmanın olduğunu bilemediğimiz için yemek yiyemiyoruz. Ancak ekmekte dahi şüpheli madde olduğunu öğrenince artık ne yiyeceğiz ne yapacağız bilemez olduk. Ne yapmalıyız muhterem hocam? Kendi evimizde bile yemek yerken şüpheye düşer olduk. Cevabınız için şimdiden Allah razı olsun. Allah yardımcınız olsun hocam. Sizi çok seviyor ve sohbetlerinizden istifade etmeye çalışıyoruz. Bizler de Allah rızası için cihad teşkilatlarında mücadele veren bir kardeşiniz olarak dualarınızı bekliyoruz. Allah’a emanet olun.
Selamünaleyküm

Selamünaleyküm;
Gıda konusu en hassas olmamız gereken konulardan biridir. Dünya zalimleri ile sadece siyaset alanında meşgul olurken bu konuyu arada kaybettik zannediyorum. Allah Teâlâ yardımcımız olsun. Bilhassa çocuklarımızı yetiştirirken ne yenir ne yenmez kültürü vermeye mecburuz.
Böyle hassas bir konuda vesvese seviyesine inmekte de sakınca vardır. İki önemli çizgiyi takip etmenizi tavsiye ederim:
a. Muhakkak marka ve kişi seçin. Bunu markette de misafir olduğunuz evde de uygulayın. Mesela filan marka iyidir dediğiniz gibi, filanca kardeş bu konuda titizdir de diyebilmelisiniz.
b. Zorunlu ve keyfi olanlar diye iki ayrı liste üzerinden gıda tüketin. Çikolata ile ekmeği aynı kefeye koymayın. Peynir ile sos ihtiyacını aynı görmeyin. Zaruri olanlarda Allah’ın affına ve rahmetine sığınma hakkımız vardır. Şeriat’ımızın zaruret şartlarını nasıl tespit ettiğini defalarca anlamamız gereken bir alandır bu alan.
Zorunlu olanları en titiz ne kadar davranabileceksek o kadar titizlikle tüketelim. Zorunlu olmayanlara da tepkimizi muhakkak gösterelim. Zorunlu olmayanlar konusunda tavize yanaşmayalım.
Böyle bir uygulama içinde iken bir iki hususu da dikkatten kaçırmamamız gerekiyor.
1. Bizim bu hassasiyetimiz bizden olmayanların iştahını kabartabilir. Onlar da helal üretmeye başlayabilirler. Bu sefer, haram ve helale inanmayanların bizim için ürettiği helal gıdayı tüketiyor da olabiliriz. Bu noktayı ihmal etmemeliyiz. Bunun adını, bile bile sömürülmek olarak koyabiliriz.
2. Bizim bu hassasiyetimiz, bizden olduğunu bildiklerimizin suiistimaline neden olabilir. Bizi, ‘bizim kesim’ diye görüp, helal olup olmadığına bakmadan üzerine bir ‘helal’ damgası vurarak bize iyi bir dost hilesi yapabilirler. Bu da imtihanımızın başka bir boyutu olsa gerek. Buna da dikkat etmeye mecburuz.
3. Böyle bir hassasiyetin yayılması ile beraber bizim adımıza adına ‘hizmet, dini hassasiyet’ gibi kılıflar giydirerek bizim adımıza helal damgası vuran kuruluşlar türeyebilir. Bu da farklı bir sömürü boyutudur. Bu konudaki ‘helallendirme’ kuruluşlarının laboratuar ve teknik imkân açısından hiçbir varlıkları olmadığı hâlde helallik belgesi vermelerini dikkatle incelemek gerekir. Bu bir sömürü türüdür. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmuş olmayalım!
4. Mevcut gıda sıkıntımız hususunda yılları bulacak fıkıh araştırmaları gerekmektedir. Bir âlimin tek başına çözemeyeceği kadar derin ve karışık konularla iç içe bir meseledir bu. Sadece fıkıh bilgisi yetmiyor. Kimya, biyoloji ve benzeri ilim dallarının da meseleye katılması şarttır.
Sözünü ettiğimiz kurumların onlarca âlimi bir arada tutan bir fıkıh konseyleri de yoktur, öyle bir araştırma alanları ve kapasiteleri de yoktur. Belki bir üniversite düzeyinde ancak yapılabilecek araştırmalara ihtiyaç vardır. Bu sebeple helal belgelerinin kimin kanaatine göre elde edildiğini de iyi incelemeliyiz.
5. Gıda üzerindeki bu hassasiyetimizin önümüze koyacağı sorunlardan biri de çocuklarımızın gözleri meselesidir. Yaygın olarak tüketilen ve herkesin elinde, sofrasında bulunan şeylerin bizim çocuklarımızın elinde ya da sofrasında olmayışının çocuklarımızda oluşturacağı kompleksi düşünmek zorundayız. Çocuk kapasitesi ile bu konunun izahı zordur. İlim adamlarımız, psikologlarımız bunu da düşünmelidirler. Büyüklerin bile ikna olmakta zorlandıkları bir meseleyi küçük çocuklara nasıl izah edeceğiz? Bunu uzun uzun düşünelim. Mekke’nin Fethi toplantısı yapacak yerde ‘mutfaklarımızın kurtarılması’ toplantıları daha yararlı olacaktır biiznillah.
6. Böyle bir konuda sadece fıkıh bilgisi ile yola çıkamayız. Kararlarımızda tıbbın kanaatleri çok önemlidir. Tıbbî veriler muhakkak dikkate alınmalıdır.
Duayı ihmal etmeyelim. Dua edelim, Allah yardımcımız olsun. Yoksa İsrail mutfağımızdadır; domatestir, prasadır, bıçaktır o.
Selamünaleyküm.
Nureddin YILDIZ

www.twitter.com/nurettinyildiz
www.facebook.com/nureddinyildiz
www.sosyaldoku.com
www.fetvameclisi.com
www.ailehayati.com
www.gencdoku.com