Hadisleri Yok Sayan Hocalarla Müslümanların İmtihanı

Hocam Selamünaleyküm,

İhsan Eliaçık gibi ilahiyatçılar birçok hadisi yok sayıyorlar. Bu arkadaşlarla birçok tartışmalara giriyoruz. Hadisler Emeviler zamanında yazıya geçirilmiş Moğollar Abbasi Devleti’ni yıktığında bütün hadisler yakılmış şimdiki hadis kitapları ise uydurulmuş diyorlar. Bize bu konuda bilgi verirseniz çok sevineceğim.

Selamünaleyküm Aziz kardeşim,

Bu ümmetin azameti, imtihanının da ağır olmasını gerektirmiştir. Bütün insanlık için çıkarılmış bir ümmet olduğumuzdan, bütün insanlık kadar ağır sıkıntılar ve sorunlarla karşılaşırız. Her doğan gün, bizim için bir ümmet olma çalışması getirdiğinden güneşin altında ışık bulan bütün sorunlar da üzerimize üzerimize gelir. Ümmet olmanın gereği budur.

Bu zamanda önümüzde duran sorunlara karşı ümmet olarak içine düştüğümüz en büyük çıkmaz, ümmet olmanın zorluklarını başta Siyonizm olmak üzere dış düşmanlardan bekliyor olmamızdır. Cihat kavramını, Allah’a iman etmeyenlerle mücadele etmekle sınırlı tutan anlayış, sözünü ettiğimiz çıkmazı yaşamamıza neden olmuştur. Düşmanı ve derdi dışarıdan beklerken, iç dertler kemirip içimizi oydu, bunu fark edemedik. Kâfir güçlerden bir gücün topraklarımızdan bir yeri uçaklarıyla bombalamalarına karşı tüylerimiz dikenleşirken, aynı güçlerin gençlerimizin beyinlerine akidemizi zayıflatacak telkinlerde bulunduğunda bunun bir tehlike olduğunu bile anlayamayanımız oldu. Soğuğa karşı tedbirler alırken kanserden ölen insana benzedik. Önce bu derdimizi sizinle paylaşmalıyım ki, bundan sonraki sözümüz iyi anlaşılsın.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin Veda Hutbesi’ni irad edip ümmetine veda ettiğinden beri biz ümmet olarak sıkıntılar yaşıyoruz. İç sıkıntılarımız ve iç sıkıntılardaki zayiatımız, bizi imha etmek isteyenlerden gördüğümüz sıkıntılardan çok daha fazla ve bedeli çok ağır sıkıntılardır. Çünkü biz, işinden evine gidip ailesiyle akşam muhabbetleri yapacak bir davayı omuzlamadık. Sevgili peygamberlerini henüz toprağa gömmeden, peygamberlerinin davasını boşlukta bırakmamak için bir kenarda toplanan Ebu Bekirlerin mantığı ile yola çıkmış bir kitleyi önümüzde bulduk. Peygamber aleyhisselamın davasını, Peygamber aleyhisselamın zatından daha üstün tutan idrak, o idraktir. Allah onlardan razı olsun. Köşesinde insanlığın efendisi, Allah’ın en çok sevdiği kulu, şefaat umudu Peygamber aleyhisselamın kabri şerifi bulunan mescidde oturup akşama kadar ibadet etmeyi bile ‘yapılması gereken iş’ olarak görmediler de, ‘bir insanı kurtarma’ heyecanıyla çöllere açıldılar. Dilini bilmedikleri insanların diyarlarına adım adım yolculuklar yaptılar.

En başta bu heyecanın asıl sahibi olan sahabiler çıktıkları yollarda aşılmaz barikatlarla karşılaştılar. Dertleri ardı ardına omuzlanmak zorunda kaldılar. Yoruldular, dinlenmeye vakit bulamadan öbür dert bindirdi omuzlarına. Dışarıdan geleni tepmeden içeriden başka bir dert bindirdi. Ta o günden bugüne bu böyle geldi, böyle gidecek de.  Bunu tartışılamayacak bir hakikat olarak tespit edelim. Sonra da sizin sorunuza ışık tutacak meseleye temas edelim. Kitabımız Kur’an, insanlığın hidayet kaynağıdır. İnsanlığın sonuna kadar bütün ihtiyaçları ve dertlerine çareler onun içindedir. Bu nedenle de Kur’an’ımız, sıradan bir vaaz kitabı değil, kelimeleri üzerinden bile destanlar üretilebilecek nitelikte derin bir kitaptır. Belli bir kurala tabi olmadan onu okuyup anlamaya çalışanların delirmesi bile mümkündür denebilir. Delirtebilir, ayak kaydırabilir. Tıpkı etkili bir ilaç gibidir. Ölçüsüz kullanıldığında faydasından çok zararı olabilir. Bin dört yüz yıllık tarihimiz bu hakikatin örnekleriyle doludur. Bu nedenle bu ümmetin iç dertlerinden bir dert olarak zikredebileceğimiz sıkıntılarından biri Kur’an’ımızı uluorta bilgi kaynağı olarak kullanmak isteyenlerle ilgili olanıdır. Onu, konularından bir konusuna daraltarak ele alanlar ya da anlamaya gerek görmeden yüzeysel olarak okuyup geçmek isteyenler, buna benzer sorunlar ürete gelmişlerdir.

Kimsenin ismi üzerinden polemik yapmak istemiyorum. Böyle bir polemiğe de gerek yoktur zaten. Biz, bugün olan yarın ise ne olacağı belli olmayan isimleri irdeleyerek vakit kaybedemeyiz. Şeytanın pişirip pişirip önümüze koyduğu çorbası, o çorbayı kaşıklayanlardan daha önemli bir konudur. İsimlere cevap vermiyorum. Neden cevap vermediğimi de lütfen bu benzetmemden anlayınız. Hem onları, cevap verme külfetine sokmam doğru olmaz hem de asıl muhatap olarak o çorbanın aşçısını görüyorum. Umarım bu boyutu anlamışsınızdır. Size de hararetle tavsiye ederim; isimlere takılı kalmayın. Bugün onlar vardır yarın yeni isimler gelir, çorba aynı çorbadır, aşçı aynı aşçıdır. Lokantanın müşterileri değişiktir sadece. Her müşteri ile birebir uğraşmak yerine aşçıyı kestirmek daha akıllıca olur.

Kur’an’ımızın ismini kullanarak felsefe üretenlerin öne sürdükleri fitnelerin kimi, hadisleri yok saymaktadır. Bir başkası Ümmet’imizin imamlarını küçümsemektedir. Bir diğeri başka bir keşifle karşımıza çıkmaktadır. Adı ve pratiği ne olursa olsun, bu tarz bir çalışma içindekilerin neredeyse tamamının ortak alt yapısı şudur:

  • Bunların bir ilim nesebi yoktur. İlimlerini şu, şu zatlardan Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme, ondan Cebrail’e Cebrail’den de Allah’a dayandıramazlar. Dayandırma ihtiyacı da hissetmezler. Hâlbuki bizde mahzâ ibadet olan, ecir kazanmak için elde edilen ilim, Allah’a dayandırılabilen şeyin adıdır. Allah’a dayandırılamayan ve Allah için olmayan şeye ibadet denemez, ibadet olmayınca ilim olmaz o.
  • Bu kimselerin bir medresesi ve orada ders okuttuğu talebeleri yoktur. Yaşadıkları zamana göre medyaları ve sıradan insanları vardır. Onların omuzlarında yükselirler.
  • Tatlı ve haklı gibi konuşurlar. Konuştuklarında dinlenmemeleri mümkün değildir adeta. Çekicidirler, inandırıcıdırlar. Bâtılı hakkın kıvamında anlatırlar. Yer yer, çarpıcı örneklerle yola gündeme gelirler. Mantık ve muhakemeleri gayet güçlüdür.
  • İbadetlerine düşkün değildirler. Sabaha kadar teheccüt kıldıkları vaki değildir. Kur’an’ı anlatırlar ama doya doya Kur’an okudukları pek duyulmaz.
  • Bütün insanlığı ve bütün sorunları, dünya ve ahireti kuşatan İslam’ı bir veya birkaç köşesinden alırlar. Kapsamlı olmazlar. Bir ezip bir şişirler. Onların çalışma alanı ne ise İslam odur sadece zannedilir. Bu da yetersizliklerinden ya da samimiyetsizliklerinden kaynaklanıyor olmalıdır.

Netice olarak şunu tespit etmeliyiz:

Bu din insanlığın dinidir.
İnsanlık dert küpüdür adeta.
İnsanlığı kuşatan bir dinin, insanlık kadar dertler barındırması tabiidir.
Bu dertlerin dışarıdan gelenleri kadar içeriden üreyenleri de olacaktır.
Sözünü ettiğiniz örnekler, içeriden üreyen dertlerimizdendir.
Bu dertlerin giderilmesi asla mümkün değildir. Dertlerimizle yaşayacağız. Rabbimizin rızasını kazanırken ilgi alanımızda o dertlere kapılmamak da olacak. Kaderimiz budur. Kaderimize razıyız. Cennet istiyoruz. Cennetin bedellerinden biri de budur.
Cihat budur, böyledir. Böyle idi, böyle olmaya devam edecektir. Sahte para ile orijinal parayı ayrıt etmek her vatandaşın görevi olduğu gibi Allah’a davetin Ebu Bekirleri ile renksizlerini ayırt etmek de her mü’minin tabii görevidir.
Sizi Allah’a emanet ederim, dualarınızı beklerim.

Selamünaleyküm.

Nureddin YILDIZ

www.twitter.com/nurettinyildiz
www.facebook.com/nureddinyildiz
www.sosyaldoku.com
www.fetvameclisi.com
www.ailehayati.com
www.gencdoku.com