Hadisleri Fazla Abarttığımı Söyleyen Müslümana Tenkit ve Teşekkür Mektubu

Selamünaleyküm hocam. Sizi severek takip ediyor ve istifade ediyoruz. Ama bazı soruları sormaktan kendimi alı koyamıyorum: Bazı çok kesin ifadelerinizin, Kur’an-ı Kerim’de karşılığının almadığını düşünüyor ve şaşırıyorum. Mesela Müslümanın Müslümana 3 günden fazla küs durmasını, Kur’an-ı Kerim’de açıkça yasak edilen ve Allah ve Resulüne savaş açmak olarak değerlendirilen haramla bir tutuyorsunuz. Öyle olsaydı, onun da haramlar arasında Kitapta geçmesi gerekmez miydi? Yine geçenlerde eski bir dersinizi dinlerken, Buhari ve Müslim hadislerinin Kur’an’dan sonra en kesin deliller olduğuna inanıyorum, iman ediyorum dediniz. Bildiğim kadarıyla, imanın şartları arasında Buhari ve Müslim’e iman diye bir madde yok. Söylendiğine göre Müslim “Ben bu hadisleri 600.000 hadis arasından seçtim. Şimdiki aklim olsaydı daha fazlasını atardım” demiş. Buna rağmen sizin bu şekilde, ağzınızı doldura doldura ve üzerine basa basa böyle kesin ifadelerle konuşmanızı anlamakta güçlük çekiyorum. Dahası da var: Sahabenin hepsi hatasızdır, cennetliktir gibi sözleriniz de sorunlu. Bu hususlara sahih delilleriyle cevap verirseniz sevinirim. Dinimizin kaynağı Kitap ve Sünnettir. Herkes aklına geleni din diye satarsa, 1,5 milyar müslüman varsa o kadar da din olur. Sonra avuç içi kadar Yahudi, o kadar Müslümana her türlü hakareti göstere göstere yapar. Biz de ‘erkekliğimizi’, dinimizin düşmanlarına gösteremez ve birbirimizi döveriz.

Selamünaleyküm.

Aziz kardeşim,

Mübarek bir Ramazan gecesinde, ümmetimizin Yahudi’den dayak yiyişinden beni mes’ül tutan yazınıza cevap veriyor olmaktan müteessirim. Benim yüzümdem, mü’minlerin asırlarca itibar ettiği değerlere zarar vermenizi istemediğimden size cevap verme ihtiyacı hissettim. Biiznillah gayem sizi ezmek değildir. Sizin cevabımı beğenmeniz veya beğenmemenizi de çok önemsemiyorum. Rabbimizin huzuruna alındığımızda, birbirimize karşı kardeşlik hakkını yerine getirmiş olmayı yeterli buluyorum. Rabbimden beni bu hususta muvaffak kılmasını dilerim. Sizden de ricam, duygularınızla hareket etmeden cevabımı değerlendirmenizdir. Buna rağmen siz, sözünü ettiğiniz gibi düşünüyorsanız bir diyeceğim olmaz. Ne siz benim için ne de ben sizin için çalışıyorum. Rabbimizin rızasını kazanmaya çalıştığımıza göre birbirimizle cedelleşmemizin manası yoktur. Biz yapamadık bari siz Yahudi’nin tokadından kurtarın mü’minleri de en güzel işi yapmış olun.

Siz şahit olun, sizinle beraber Allah’ın bütün mü’min kulları şahit olsun. Kardeşiniz Nureddin Yıldız Hoca, asla âlimlik hatta hocalık iddiasında değildir. Bildiği bir dalda uzmanlık iddiası da yoktur. Becerebildiği kadar dinine hizmet etmek isteyen bir mü’mindir sadece. Hata etmez diye bir şey olamaz. Bilerek veya bilmeyerek hata edebilir. Eksikliğini ve hantallığını da itiraf etmektedir. Mü’minleri rencide edecek her ne yaptı ise ondan Allah’a sığınmak onun boynunun borcudur. Siz veya başka bir mü’min, onu yaptığı yanlışta ikaz eder ve düzeltmesine vesile olursa ona minnettardır o. Lütfen bunu bir itiraf olarak kabul edin.

Yazınızda altı ayrı konuda irdelemişsiniz beni. Bunları sırası ile benim üslubumla zikredeyim:

Diyorsunuz ki:

1- Küslükle ilgili hadislerden yola çıkarak, üç günden fazla küs kalmayı haram sayıyor. Kur’an’da böyle bir yasak geçmediğine göre, Kur’an’daki hükümlerle denk bir kavram olan ‘haram’ bunun için nasıl kullanılır?

Aziz kardeşim,

Şu anda elliden fazla farklı rivayet hatırımdadır. Bu rivayetlerin tamamında Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ‘la yehillü/helal olmaz’ diye başlayan bir ifade ile mü’minin mü’min kardeşine üç günden fazla küsmesini yasaklamaktadır. Helal olmayan şeyin adı haram olmaktan başka ne olabilir sizce?

Kaldı ki kim Kur’an’da küs kalmaya izin vardır diyebilir?

Bu arada yazınızda geçen ‘Kitap’ta’ ifadesinin ne kadar soğuk olduğunu lütfen dikkat etmenizi rica edeceğim, lütfen.

Yazınızın sonunu bağlarken bizim için Kitap ve Sünnet’in kaynak olacağını söylüyorsunuz. Elliden fazla hadis size göre Sünnet değil de ne olabilir ya da siz Sünnet’ten neyi anlıyorsunuz?

Allah’ın kitabında haram ve helal kuralları konduğu gibi Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de helaller ve haramları Allah adına koymuştur. Peygamber aleyhisselam efendimizi, sıradan bir kargo görevlisi gibi görmek tehlikeli bir çıkış olur. Allah muhafaza buyursun.

2- Buhari ve Müslim’i abarttığımı söylüyorsunuz.

Bir kere siz de işaret ettiğiniz gibi ‘Kur’an’dan sonra’ ifadesini özellikle vurguluyorum.

Buhari ve Müslim, bir yazarın telifi olmaktan çok bu ümmetin alın terinin adıdır. Hiç bir peygambere nasip olmayan, sözlü kültürünün gelecek kuşaklara taşınması, bu ümmetin peygamberine nasip olmuştur. Mübarek ağzından çıkan sözler ve hareketleri adeta satır satır kayıt altına alınmıştır. Sözünü ettiğiniz iki kitap da bu alandaki iki mü’min ve talebelerinin muhteşem emeklerinin adıdır. Kur’an asla değildirler ama asla bir dergi de değildirler. Yazıldıkları tarihin üzerinden yaklaşık olarak bin iki yüz yıla yakın zaman geçmiştir. Bu zaman dilimi içerisinde ümmetin en önde isimleri arasında bütün asırlarda ve bütün mekânlarda Buhari ve Müslim bir numara olarak yer almıştır. Onları sevmeyen, tenkit edenler de olmuştur elbette ama bu ümmetten olmayı kendisine iftihar vesilesi kabul edenler arasında her iki kitap da, Kur’an’ımızdan sonra ilk kaynak olarak kabul edilmiştir. Bugün kıldığımız namazdan yaptığımız cihada kadar hemen hemen her konuda ‘dinimiz’ dediğimiz ne varsa onun kaynağı büyük oranda bu iki kitaptır. Bizden önceki nesiller bu iki kitabı, hadis ilmi literatürü diliyle ‘SAHİH’ kitaplar olarak kabul etmişlerdir. Ben, kendimden bir şey söylemiyorum, söylemem de biiznillah. Müslümanlıkları, okullarda içi şirk dolu antları içerek gelişmemiş olan, bilakis mü’min bir aile ve toplum içinde yetişmiş olan binlerce imam düzeyindeki âlim, bu iki kitabı benim ifade ettiğim dille övmüşlerdir. Ben de onları izledim.

Bu iki kitabın tenkit edilmesi, Napalyon’un Ezher’i işgal ettirme planı ile beraber gündeme gelmiş bir şeydir. Yani sizin ifade ettiğiniz şeylerin telif hakkı, Batı kültürünün mümessillerine ve onların ağzına bakanlara aittir. Lütfen beni bırakın, ben benden önce mü’min bir toplumun önderleri olarak yaşayıp gidenlerin icma düzeyine yakın kanaatleri ile yaşayıp öleyim. Bu kanaatler de benim hatam olarak kalsın. Böyle bir hatayı kabul ederim ama, ümmetimin kadim düşmanı batılıların sakızını çiğnemeyi kabul edemem. Buhari ve Müslim sevgimi, hürmet ve takdirimi mezara götürmek istiyorum.

3- Buhari ve Müslim sevgisi imanın şartlarından değildir, diyorsunuz. Yüzde yüz doğrudur. Ben de öyle diyorum. Şu kadar ki, ben bir cümle daha ilave ediyorum bu çıkışa: Buhari ve Müslim sevgisi imanın şartlarından elbette değildir, olamaz da ama, imanın şartları Sahih-i Buhari ve Sahih-i Müslim’dedir.

4- Ağzımı doldura doldura Buhari ve Müslim dediğimi zikretmişsiniz. Allah sizden razı olsun. Sizi umduğunuza nail etsin aziz kardeşim. Mü’min bir insan olarak beni ne kadar mutlu ettiniz, bilemezsiniz. Allah sizden razı olsun. Allah sizden razı olsun. Ne olursunuz, bu şahitliğinizi unutmayın. Benim bu dünyada ve herkesin sevdiği ile beraber tutulacağı o diyarda Buhari ve Müslim ile gözü dönmüş biri olduğuma şahitlik edin. Namaz kılan ve ümmetini dert eden biri olarak sizin gibi birinin şahitliğini değerli tutuyorum. Ağzımı doldura doldura konuştuğumu söylemişsiniz ya, nereden bileceksiniz şüphesiz; o dolu zannettiğiniz ağzım volkanlaşmış yüreğimin çok az bir kısmını yansıtabilmektedir. Ağzım, gözlerim, beden dilim olarak neyim varsa her şeyim, içimdekinin gayet küçük bir bölümünü dillendirebilmektedir. Ağzım ve dilim yüreğime yetişemiyor. Bin iki yüz senedir sevilen ve telif ettiği kitabı, cihat meydanlarında cihadın kaynağı, mescitlerde namazın, teheccütlerde gözyaşının, ailede huzurun, Harem-i Şerif’te tavafın kaynağı olan o iki kitabın muhtevasındaki ruha feda olmuş bir kimlik sahibi olarak dirilebilsem, ne isterdim Allah’tan ne!

5- ‘Sahabenin hepsi hatasız…’ dediğimi diyorsunuz. Zannederim, başka biri ile karıştırdınız benim sözlerimi. Ya da iyice sinirlendirdim sizi de öyle karıştırdınız. Ashab-ı Kiram hakkında yüzden fazla konuşmam vardır. Bu konuşmalarımın tamamı internet ortamındadır. Neredeyse her birinde cümleme başlarken ‘.. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden başkasını masum görmeyiz. Ashab da insandır. Büyük hatalar bile yapmışlardır..’ demişimdir. Bu çıkışınıza cevap vermeyeceğim. Durum ortada, bana ait olmayan bir sözü bana mal etmek istemişsiniz.

6- Müslümanları Kitap ve Sünnet’e davet ediyorsunuz. Yüzde yüz doğru söylüyorsunuz. Doğru da Sünnet’i nereden toplayacaksınız, onu anlayamadım. Buhari ve Müslim bile sizin listenizden gitti. Bu merakımı da mazur görün.

İsminizi yazmadığımız için size isminizle hitap edemediğim ve isminiz üzerinden dua edip teşekkür edemediğim için müteessirim. Niyetinizi katiyetle tenkit etmiyorum, yüreğinizin kaynadığı belli. Dertli bir mü’min haykırışı ile konuşuyorsunuz. İyi de ben mi perişan ettim bu ümmeti?

Mübarek bir gecede birbirimize dua edelim. Allah Teâlâ sizi de bizi de rızasına yakın amellere muvaffak kılsın. Bana ‘kesin ifadeler kullanmak’ diye bir suç isnat ettiniz ama sizin benim için kullandığınız ifadelere keskinlikten daha kesici bir kelime bile bulamadım.

Rabbime emanet ederim sizi. Sıhhat ve afiyetler dilerim. Ümmetimizin aziz olduğu günleri beraberce görmeyi bize nasip etmesini dilerim Allah Teâlâ’dan.

Selamünaleyküm.

Nureddin Yıldız