Gündemden yorulan, bunalan, çıkış yolu arayan Müslümana mektup

Hocam, bize dayatılan gündem konuları sırasında umutsuzluğa düşüyoruz ve ‘halimiz ne olur’ korkusuna kapılıyoruz. Müslümanları bölecek veya bir sebeple sıkıntılı bir döneme düşürme ihtimali olan fitne durumlarında Müslüman nasıl davranmalıdır? Tavsiyeleriniz olur mu? Allah razı olsun.

Güzel Kardeşim,
Allah Teâlâ iman ve salih amellerle huzuruna çıkmayı hepimize kolay kılsın. Doğru söylüyorsunuz; enteresan bir gariplik yaşıyoruz. Baştan sona karışmış bir coğrafyadayız. Her şeyin rengini solduran bir fırtınanın ortasında bulunuyoruz. Camilerle bankalar aynı binada bulunabiliyor. Haramla helal aynı terazide tartılabiliyor. Anne ile evlat yer değiştirmiş olabiliyor. Fitneden başka hiçbir kelime ile anlatılamayacak kadar karmaşık bir durum var ortada.
Evet, bize dayatılan bir hayat tarzı var, bu doğrudur. Ne var ki, kabul etmemiz gereken bir başka doğru da şudur: Biz adeta böyle bir kaostan memnunuz. Verdiğimiz görüntü budur. Tarihimizdeki elim olaylardan ibret alabilmiş değiliz. Dün tarihten bir olay okuduğumuz her hangi bir olayın aynısını bugün biz icra edebiliyoruz. Allah yardımcımız olsun.
Her şeyden önce şu hakikati tekit etmemiz şarttır: Biz, Rabbimizin huzurunda öncelikli olarak kendimiz ve birinci derecede mesuliyetini taşıdıklarımızdan hesap vereceğiz. Evet, bir mü’min olarak dünyanın her yeri bizimle alakalıdır. Her yerde her şey bizimle ilgilidir ama bir sıralama bulunması gerekiyor. Bu sıralamaya göre çalışmamız, sonuç beklememiz doğal olandır. Önce kendimiz sonra ailemiz ve daha sonra çevremiz şeklinde bir değerlendirme yapmalıyız. Bir alana daralıp kalmak da yanlış olur her şeyi çözmeye uğraşırken hiçbir şey yapamamış olmak da yanlış olur.
Biz Ümmet-i Muhammed’iz. Gecemizin de gündüzümüz kadar aydınlık olması gerekiyor. Karşımıza çıkan her sıkıntıya karşı bizim bir planımız bulunmalıdır, vardır da. Asla çaresiz değiliz, yalnızlık bize göre değildir. Yılanın derisinden de akrebin zehrinden de yararlanmamız gereken bir ortamda bulunmaya mecburuz. Mü’miniz, mü’min olmamız bunu gerektiriyor.
Kaosun hâkim olduğu zamanlarda özellikle dikkat etmek durumunda olduğumuz bazı ilkeleri şu şekilde tespit edebiliriz:
a- İmanımıza ait değerleri başta Kur’an ve Sünnet olmak üzere Şeriat’ımızı bütün zamanların ve bütün mekânların hiç değişmez değeri olarak kabul ederiz. Bu imanımızı tartışma konusu yapmayız, yaptırmayız. İçinde bulunduğumuz kaos ortamının bizim şahsımıza zarar vermesine katlanabiliriz ama imanımıza dair konuların arada ezilmesini kabul edemeyiz.
b- İnsana göre din değil dine göre insan anlayışımıza sahip çıkarız. Kim ne kadar dinimize göre iyi ise ona o kadar iyi deriz. Şahıslar ne durumda olursa olsunlar, onları esas almayız. Esas olan dinimizin önümüze koyduğu ölçülerdir.
c- Zor zamanlarda ahlâk anlayışımız başta olmak üzere bize ait değerlerin pratik dışında kalmasına göz yummayız. Mesela alkolü bütün zamanlarda haram kabul ettiğimiz gibi gıybet ve dedikoduyu da bütün zamanlarda haram kabul edip ona göre davranırız. Bizi kuşatan sıkıntılarımıza dayanarak şeytanın, ahlâkımızı zayıflatmasına sebep olmayız.
d- Başta ashabı kiram olmak üzere, ümmetimizin büyüklerini tartışma, onlar üzerinden dinimizi tenkit gibi hatalara göz yummayız.
e- Çalışma planlarımız, hataların ve hatalıların üzerinden olmamalıdır. Biz, iyi ve güzel bildiğimizi yaşamaya ve yaymaya gayret ederiz. Hata ve hatalının üzerinden mesai harcamamızın bir kayıp olabileceğini düşünürüz.
f- Fitne ve kaos dönemlerinde öncelikli olarak aileyi, helal yiyip içmeyi, kardeşliği korumayı, ibadetleri ihmal etmemeyi, gücümüz oranında temiz bir ortam oluşturmayı ilke edinmeliyiz.
g- Dinimizin bir bütün olduğu gerçeğinden yola çıkarız. Mesela namazı önemli tutup zekâtı ihmal etmeyeceğimiz gibi ticareti veya siyaseti, filan konuya göre önemsiz gibi tutamayız. Din hayattır. Hayat olarak karşımıza ne çıkıyorsa ona sahip olmak durumundayız. Sabah namazını, güne başlamanın şartı gördüğümüz kadar hangi gazeteyi okuduğumuzu, kimin TV’sini izlediğimizi de önemseriz. Hayatı bir bütün olarak görüp yaşamaya çalışırız. Kiminle hac yolculuğu yapabileceksek onunla komşuluk ya da ticaret yapmamız gerektiğini biliriz.
h- Eğitimi sadece çocuklarımızla alakalı bir konu olarak görmeyiz. Yaşadığımız sürece eğitimle bir alakamızın bulunduğunu biliriz. Eğitir ve eğitilir durumda kalırız.
Sabır ve sebatla devam ettiğimiz sürece Allah’ın yardımının bizimle olduğunu unutmayalım. Biz sabretmezsek kim sabredecek?
Dualarımıza sığınıp Rabbimize güvenerek bu badireleri atlatabiliriz.
Allah yardımcımız olsun.
Selamünaleyküm.
Nureddin Yıldız
www.twitter.com/nurettinyildiz