Eğitimcilerimizin Müslüman Aile Kızları İle İmtihanı

Selamünaleyküm Kıymetli Hocam,
Size taptaze bir yaradan bahsetmek istiyorum.
Ortaokul yaş grubunda olup okula giden ve gitmeyen kızlarımız için hafta sonu programı tertip etmekteyiz. Bir günümüzü onlara ayırıyor; gönüllü kardeşlerimizle birlikte onlara ilmihâl, Arapça, dikiş, yemek, kitap, hayat alanlarında bir şeyler öğretmeye çalışıyoruz; birlikte namaz kılıyoruz; hassasiyet kazanmaları için gayret ediyoruz. Onlara kitapları/yazarları/âlimleri tanımalarında; güncel meselelerden haberdar olmaları ve Müslümanca bir endişeyle dünyayı tanıyıp izlemeleri noktasında, gelişen olaylar karşısında bir Müslüman’ın nasıl davranması gerektiği konusunda benim “hayat” dediğim dersi vermekteyim ben ve öğretmenim.
Kendi çocuğum olmamasına rağmen dertli annelerin bu Ümmet’in genç kızları için duydukları endişe beni; eşim, ailem, akrabalarım ve Allah’n -lütfederse- bana bağışlayacağı evlatlar için endişeye sokuyor. Birçok vakıf, cemaat, kurs vb. yerlerde İslami faaliyetler yapan kardeşlerimizin uygulamalarını bilen biri olarak söylemem gerekir ki sanıyorum ne sıkı yönetimler ne bombalar ne savaşlar ne de zulümler kız evlatlarının yetiştirilmesi konusu kadar mühim. Bu asırda Müslümanların yumuşak karnı bu.
Ne süt maya tutacak kadar sıcak ne de mayada annelikten eser var. Yeni annelerin mayası nasıl tutacak? Hayatlarımız ve uygulamalarımız “Ya tutarsa?” gibi bir piyango maalesef.
Kızlarımızın çoğu tesettürlü ve hepsi İslami hassasiyeti olan ailelerden geliyorlar. Lakin hepsinin yabancı müzikle ve yabancı şarkıcılarla başı dertte. Annelerimiz de bundan şikâyetçi ve artık bu durum kendi aralarında inatlaşmaya kadar varmış. Kızlarımız arasında oldukça popüler olan –yabancı- müzik grupları, şarkıcılar o kadar gündemlerini işgal ediyor ki bu programımız arasında verdiğimiz molalarda konu bunlar olabiliyor. Yaptığımız derslerin birinde bu konuyu kapatmak yerine istisnasız hepsinin bildiği isimler üzerinde biraz sohbet etmek ve düşüncelerini öğrenmek istedim.
Bazıları annelerinin bu konu hakkında endişeli olmasını normal karşılarken dinlemekten de vazgeçemeyeceklerini söylüyor. Bazıları ise konuşulan isimleri bilmeyen arkadaşlarıyla alay ediyor ve üzülerek söylüyorum ki “hayranı olduğu” şarkıcı hakkında olumsuz eleştiri yapan arkadaşıyla kavga ediyor. Kıyafetlerini, makyajlarını, kliplerindeki hayat tarzlarını normal görüyorlar. Çoğunun evinde televizyon var ama evlerinde televizyon olmayan kızlar da bunları internetten izlediklerini söylüyorlar. Anlayacağınız durum vahim ve kontrolden çıkmış durumda. Üsteki bu kızlarımızın yaş aralığı 11-14. Okula giden de bu isimleri biliyor; annesinin korumak için okula yollamadığı, evinde televizyon ve internet olmayan kızlar da. Türk şarkıcıları beğenmiyorlar hatta.
Ben duyduklarım karşısında dehşete kapılarak bu konu hakkında kafalarında soru işareti oluşturacak şekilde birkaç şey söyleyip daha sonra konuşmak üzere konuyu kapattım lakin kızlarımıza nasıl yol göstereceğim noktasında oldukça endişeliyim. Bunu ellerinden çekip almaya ailelerin de gücü yetmiyor.
Bu konuda yapılacak şeyin onların müziğe özellikle de yabancı müziğe olan bakış açılarını değiştirmekle başlayacağını düşünüyorum. İslam’ın kendilerine izzet bahşettiğini, gayrimüslim bir şarkıcının onların örneği olamayacağını, iman ettikleri sürece onlardan daha yüksekte olduklarını dolayısıyla bir Müslüman’ın ahireti olmayan insanlara özenmesinin abes olduğunu söylemek gibi… Ben bununla başlama düşüncesindeyim, siz ne önerirsiniz? Adı geçen şarkıcıların kliplerini izleyerek büyüyen bir nesil karşısında nasıl denir “Bu cadde çıkmaz sokak!”? Ellerinden almaya çalıştığımız ve onların eğlencesi hâline gelmiş bir faaliyet yerine kızlarımıza neyi, nasıl sunabiliriz; onları nasıl vazgeçirebiliriz? Onların bakış açılarını nasıl değiştirebiliriz? Bu konuda nasıl davranmamız gerekir?
Ümmet kan kaybediyor ve bu kan, geleceğin annelerinin yani geleceğimizin kanı. Dualar edin lütfen doğacak evlatlarımız için, geleceğimiz için. Allah razı olsun.

Selamünaleyküm.
Bu dertleri bir gün bitecek zannetmeyesiniz sakın. Yaşadığımız dünya böyle bir hamurla yoğrulmuştur. Başarabilenler burada başaracaklardır. Kazanmak burada mümkündür.
Size şunu tavsiye edebilirim:
1- Mevcut durumu helak olma noktası olarak görmeyin. Böyle bir bakış sizde şevk ve heyecan bırakmaz. Doğal olan budur. Bu noktada siz varsınız. Onlar ve siz bu noktadan imtihan olacaksınız. Bir önceki nesil veya daha öncekiler böyle şeylerle karşılaşmamış olabilirler ama onların da benzer tuzaklarını kurmuştu şeytan. Tuzak çeşitlerini sayıp, ambarlamakla ile ömür geçiremeyiz. Ne yapmamız gerektiği ile yoğrulmaya bakmalıyız. Şeytanın taktiklerinden biri de, insanın üzerindeki dertleri, programın yoğunluğunu, mü’minin azminden daha büyük olarak göstermektir. Böylece de çalışmaya gerek olmadığı düşüncesini oturtmuş olur. Hâlbuki mü’min, en büyük yükün altında bile ezilmeden yol alabileceğine inanır. Allah ile beraber olduğuna inanmasının gereği budur. Yük, Uhud dağı kadar ise mü’min Uhud dağından daha ağırdır, daha dayanıklıdır. İmanımızdan büyük bir şey olamaz. Mü’minin azminden ve sabrından daha sürekli bir kavram bulunamaz. Böyle inanmaya mecburuz ya da iman budur. Kur’an’ımızın bize örnek olarak zikrettiklerinin imanı bu idi. Firavn’un karşısına böyle dikilmek mümkündür. Nemrud’un ateşinde yanmamak da ancak böyle mümkün olabilir.
2- Kız veya erkek gençlere, zihinlerini ve gündemlerini dolduracak bir şey vermeden ellerindeki oyuncakları alamayız. Eğer bir şey vermeden ellerindekini alırsak onları bize karşı nefrete ya da iki yüzlülüğe itmiş olabiliriz.
Gençlerimizin önününe insan olarak bizim büyüklerimizi koyalım. Kızlarımız Asiye’yi örnek alsınlar. Asiye olmak diye bir hedef belirleyelim. Veya benzer bir isim önlerine konsun.
Önlerine bir iş listesi koyalım.
Çalışma programı koyalım. O program zararı yok, önceleri gezi olsun, yarışma olsun ama biz bir şeyler belirleyelim. Yasaklayarak değil doldurarak onları boşluktan kurtarabiliriz.
Yalnız şunu belirtmek isterim:
Biz büyükler ve hocalar olarak, geçlerimizin programını dolduramıyorsak veya bol bol kitap okumalarını tavsiye etmekle yetiniyorsak, bu bizim acziyetimizdir. Kendi sorumluluğumuzu gençlerin üzerinden örtbas ediyor olabiliriz. Değişen çağın şartlarına dikkat etmeden çalışma takvimleri yapmak bir hatadır. Talebesinden daha düşük zekada bir insanın binlerce emsalini geçmek için imtihandan imtihana koşan gençlere hocalık yapması bir başarısızlık nedeni olabilir. Bu ve benzeri sebepleri iyi tahlil etmek gerekir. Bütün kabahati gençlere yıkıp kendimizi avutuyor olabiliriz. Evet, durum ağırdır, sıkıntımız büyüktür ama davamız büyük bir davadır ve biz bu büyüklüğü bilerek altına girdik biiznillah.
3- Kendimizi, çevremizi, okuduğumuz kitapları, konuşma tarzımızı, ilişki mantığımızı sürekli yenilenebilir tarzda tutmalıyız. Kullandığımız kelimeler gençlerin kullandığı kelimeler olmalıdır. Hiçbir genç kendisine nasihat eden bir hocayı anlamak için sözlük taşımak zorunda değildir. Sözlüğe bakmayı gerektirecek kelimeler kullanan bir hoca da hoca değildir. İlmi olabilir, zühdü olabilir, gayreti ve ihlası olabilir ama bunların hiç biri gençlere dönüşümü olan şeyler değildir. Hocalığı kendinde gömülü bir durumdadır o hoca.
Şüphesiz Şeriat’ımızın temel ilkelerini esnetme, taviz denebilecek tutumlar içinde olmamız istenemez bizden. Son fıkıh kaidesini müdafaa eden son mü’min olarak ölmek isteriz biz. Dinimizden verebileceğimiz tavizimiz yoktur. Tarz ve malzememiz üzerinden bir esneklik ve renklilik söz ediyoruz.
4- Bizim gibi çalışmalar yapan mü’min kardeşlerimizin tecrübelerini muhakkak görmeliyiz. Doğru bulduklarımız kopyalar, tereddüt ettiklerimizi de bırakabiliriz. Tek başımıza her şeyi bilen bir iddia sahibi olmanın gereği yoktur. Şura ümmeti olmamızın en tabii gereği olarak bu noktayı ihmal etmemeliyiz.
Sabredelim, davamız da düşmanımız da büyüktür. Biz ise büyük işlerin adamıyız. Allah yardımcımız olsun.
Selamünaleyküm.
Nureddin Yıldız