Diriliş Manifestosu

Ümmeti Dirilmeye Çağırıyoruz..
Ümmeti Samimiyete Davet Ediyoruz..
İslam Davasını Yüklenmek Yerine, Davasına Yük Olanlara Sesleniyoruz..
Hâlimizin Tespitini Okumak İsteyenlere..
Bırakın Kur’an Meallerini, Hâl-i Pür Melalimiz Ortada Ey Müslümanlar!
Şahit olun Hâlimizin Hâlsizliğini İlan Ediyoruz..
Davanın Hâdimi Değil Hamili Olacaklara Sesleniyoruz..
Omuzları Davanın Derdiyle Nasırlaşanlara Sesleniyoruz..

Selamünaleyküm.
Arkadaşlarım,
İmanımın kardeşleri, davamın ortakları!
Artık, ‘İşimiz vaktimizden çok!’ demeye bile mecal kalmamıştır. Bunca cehalet ve duyarsızlık karşısında bir Riyazussalihîn dersini hafife alanlara yanarım kıyamet günü. Onlar Mus’ab (radiyallahu anh) ile aynı cenneti nasıl paylaşırlar onu anlayamam.

İmam hatiplerin ve camilerin çoğalmasına kananlar, şeytanı uyuyor zannedenler, düşman olarak sadece Siyonist Yahudi’yi tanıyanlar; billahi yanarım onlara!

Eyvah ki eyvah, sadece Filistin’e yardım etmeyi iş zannedenlere eyvah!
Bombalanmadıkça bir yer orayı şeytanın terk ettiğini zannedenler!
Vakfına, derneğine gelenlerle çay içmeyi hizmet zannedenler!
İnsanların zekât ve sadakalarını toplayıp dağıtmayı mahza cihat zannedenler!
Kendisi bile bir İlmihal kitabını baştan sona bir kere ders olarak okumayanlar!
En az bin hadisi ezber olarak bilmeden Peygamber aleyhisselam’a âşık olduğunu vehmedenler!
Dinin edebiyatı üzerinden sanal kazanımlarla melekleri imrendirdiği zanneden ve bu rüyaya dalanlar!
Ey bu diyarın, sadece namaz kıldırarak dine hizmet ettiği için maaşını alıp çoluk çocuğunu geçindirenler!
Dinine âşık ama dinin yükünü kendi hocasına atanlar!
Bugün diktiği fidanı, yarın koca ağaç olarak görmek isteyen fakat imtihan nedir, sabır nasıldır, Nuh aleyhisselam neden zikredilir kitabımızda anlamayanlar!
Üniversite imtihanı kazandırmayı, matematiği, biyolojiyi her şey hatta tek şey zannedenler!
Diplomanın ücretsiz hizmetkârları!
İşte, Kur’an nassı ile yasaklanan, telaffuz etmekten bile içtinap edeceğimiz bir çirkinliği işleyen iki insan duruyor önümüzde. Bunlar imansız değiller; Uzaklarda değiller; İstanbul’da burnumuzun dibindeler. Ezan duyuyor, kandil yaşıyorlar.
Ve biz,
Biz ise koca koca hizmet erbabıyız. Sofralarımız, gezilerimiz, tatlı uykularımız, hoş çay sohbetlerimiz.. bilmem helal midir bize?
Bilemem Mus’ab bir saat uyuyabilir mi idi böyle bir afeti duysa idi?
Ben bilmem, bildiğim bir şey varsa bunu Rabb’imin benden soracağıdır. Sadece benden mi sorar onu da bilmem ama ben kendimi bilirim, derdimi bilirim. Utanırım Rabbimden. O’ndan utanırım. Mus’ab ile bir arada durmaktan şimdiden utanıyorum geliyor bana. Benim bu ezikliğimi bilmem cennet gizler mi? Bugün herkes kendini muhakeme etsin! Dini bürokrasi din midir? Din edebiyatı din midir? Para toplamak mı dindir? Başkalarının hizmet hatalarını derin derin tenkit etmek din midir? Ziyafetlerle, toplantılarla mı din ayağa kalkacak?

Dostlarım,
Mağaralaşan şu dünyadaki mağara yârenlerim, Etrafımdaki, Masamdaki, Soframdaki, Önümdeki, Hayalimdeki, Emelimdeki, Hasretimdeki dostlarım, kardeşlerim, yârenlerim;
Tutun elimden, tutuşalım el ele, bir tek biz bile kalsak ‘Allah’ diyen, ‘Şeriat bilen’, yürüyelim. Veda hutbesindeki o, dağlarda yankı bula bula bize kadar ulaşan o yanık ses gibi ben de soruyorum: ‘Duyurdum mu size arkadaşlar, duyurdum mu? Yaşadığımız toprakların hâlini anlattım mı? Basit işlerle uğraşmanın, büyük işlere adanmışları basit işlerle meşgul etmenin akıbetini iş’ar ettim mi?’ Sen duy Rabbim sesimi, Sen duy rabbim! Kullarından tek biri bile Sen’in Şeriat’ından en son hakikatini duymadan uyumayı kendine haram eden, lezzetleri yok sayan olmak isterim. Yalnız kalırsam, çelmelenirsem, engellenirsem, oyalandırılırsam Sen bana inayet et, beni kaldır, beni yürüt, beni hızlandır. Nefessiz bırakmadan beni heyecansız bırakma Rabbim! Çocuklarımla, eşimle, akrabamla lezzet alacağım diye dinine hizmetten geri kalacaksam istemem o hayatı! Beni eksikliğimle, hatalarımla görüyorsun ama hasretimi ve sevdamı da gör Rabbim! Dostlarıma, yol kardeşlerime ve bana heyecan yağdır, sağanak sağanak heyecan yağsın bize. Kuru toprağımız Mus’ablaşıncaya kadar. Bin yıl yetsin bize o yağdırdığın heyecan. O heyecan kadar da sabır ihsan et. Çatlasın taşlar da yılmayalım biz. Son kulun, son kelimeyi idrak edene kadar Rabb’im!
Nureddin Yıldız