Corona Hayatı Durdurdu. Daha Ne Kadar Sabredeceğiz?

Selamünaleyküm değerli hocam,

 

İnşallah sıhhat ve afiyettesinizdir.

 

Zor zamanlardan geçtiğimiz şu günlerde korona virüsü meselesini nasıl ele almamız gerektiğini size danışmak isterim. Ülkemizde ve dünyada virüsten korunmak için alınan tedbirlerin orta vadede ciddi ekonomik krizlere sebebiyet vereceği âşikar, ki ülkemizde 2-3 hafta çalışamamak demek küçük esnafın ve işletme sahiplerinin ciddi sarsılmasına sebebiyet vermesiyle beraber satın alma gücünün düşmesi, işsizlik en beklenen etkiler olarak ortaya çıkacaktır. Hâlihazırda dünyadaki büyük firmalar dahi üretimlerine ara vermiş, uluslararası ticaret durmuş durumdadır.

 

Şu anda evden çıkmamaya özen gösteriyoruz. Ancak bu durumun 2-3 haftayı aşması durumunda piyasaların bu şekilde durması ile nesil ve mal emniyetini tehlikeye atmış olmaz mıyız? “Her ne olursa olsun bu dünyada yeter ki yaşamaya devam edelim, dünya batarsa batsın tavrı gösterirsek inancımızla çelişmiş olmaz mıyız?” şeklinde bir sorum var. Önlemlerin uzaması derin ekonomik krizlere, dış borçlanmaya ve dolayısı ile dışarıya daha bağımlı ve tavizkâr hâle sebebiyet verecek, diğer taraftan, yaşayacak olanlardan zaten zar zor geçinenlerin gelecekleri daha da heba edilmiş olacak diye düşünüyorum şahsen. “Biz niçin tüm dünyadaki ticareti, geçim kaynaklarımızı durdurmayı göze alacak bu kadar yaşamayı istiyoruz? Dünyada daha yapacak iyi işlerimiz olduğu için mi?” gibi sorularımın çok Müslümanca karşılıkları olmadığı için biraz kafam karışık.

 

Kısaca sorum, “Yukarıdaki bağlamda, şu 2-3 haftalık süreçten sonra bu virüs yok olmazsa ki yok olmayacağı yönünde de görüşler var, tedbirli bir şekilde hayatımıza, planlarımıza devam etmeliyiz tavrı içinde mi olmalıyız yoksa bu önlemlerin devamını savunmalı mıyız?” şeklindedir.

Selamünaleyküm.
 
Bu virüs ve daha çoğu ya da farklısı artarak devam etse de biz, ‘elimizdeki son fidanı’ bile dikmek zorundayız. İmanımız bunu emreder. Kaldı ki mevcut durum bir kıyamet alarmı değildir. Henüz hamile kadınlar sokak ortasında yüklü olduklarını düşürmüş durumda değildirler. Zaten bu salgından daha bariz, kıyametin ön işareti denebilecek işaretleri göremediğimiz için salgın salladı bizi. Allah Teâlâ akıbetimizi hayretsin.
 
Umutsuzluğa düşmemiz hiç doğru değildir. Daha büyük ve yaygın afetlere hazır olmalıyız.
 
Şöyle bir uygulama yapabiliriz:
 
1- Her zamankinden daha fazla Allah’a yönelmeye çalışırız. Tevbe eder, istiğfar ederiz. Bari şimdi günahlardan, dünyayı kirleten haramlardan arınalım deriz. Çevremize “mülkün sahibi Allah’tır, ona karşı saygımızı toplayalım” deriz. Kur’an okuruz. Zikir yaparız. Dinin şov sayılabilecek işlerle değil, samimi ve sürekli ibadetlerle yaşanabileceğini anlarız. Gelecek kuşağa maddesi ve manasıyla kirlenmiş bir dünya bırakmamaya çalışırız.
 
2- Maddî olarak da hastalıktan uzak durmak ve kurtulmak için gerekenlere dikkat ederiz. Devletin tavsiye ettiği korunma yöntemlerine uyarız. Bireysel aykırılığı doğru bulmayız. Devlet ricalinin uygulamalarında isabeti yanlış tutumlar bulunsa bile bunu gerekçe yapıp kendimizi ve çevremizi tehlikeye atacak iş yapmayız. Bunu da bugünkü musibetten çok genel karakterimiz olsun diye yaparız.
 
3- Bu dönemler şeytanın, aile içi sıkıntılar üretmesine uygun zamanlardır. Birbirimizi her zamankinden daha fazla idare edebilmeliyiz. Sıkıntılarımızın çözümü için daha münasip zamanlar aramalıyız.
 
4- Fitne için oldukça mümbit bir zaman dilimi olarak şayialara, aykırılıklara alet olmamak dikkat edilecek en önemli inceliklerden biridir.
Ve sabır, yegâne silahımızdır.
 
· İman eden,
 
· İşini sağlam yapan ve
 
· Sabretmesini bilen zarar görmez. Böyle bilir, böyle yaşarız biiznillah.
 
Selamünaleyküm.
Nureddin YILDIZ
fb.com/nureddinyildiz
twitter.com/nurettinyildiz
instagram.com/nureddinyildiz