Çocuğu Olmadığı İçin Bunalım Geçiren Hanımefendiye

Selamun aleyküm hocam,

Bundan 6 yıl önce eşimle Allah rızası için bir evlilik yaptık,. Gerek düğün sürecimizde, gerek yeni kurduğumuz ev hayatında her zaman ilk önceliğimiz Allah rızasıydı. Evimizde tebliğ çalışmaları, kitap okuma programları ve sohbetler vardı. Eşim 24 ben 20 yaşında bu yolda çok aktif gençlerdik. Ama bu çok uzun sürmedi. Yaklaşık 1 yıl sonra tıbben çocuğumuzun olması -kocamdaki bir rahatsızlıktan dolayı- imkansıza yakın olduğunu öğrendik ve dünyamız değişmeye başladı. İlk duyduğumda “Rabbim imanımı artır ki sabrım da artsın ” diye dua ederdim, ama yıllar geçtikçe imtihanımız sanki daha da ağırlaştı. Sadece çocukla değil ailelerimiz ve kardeşimiz dediğimiz insanların dedikodu vb. şeyleriyle de imtihan olduk ve sanki bu daha zordu. Kitap okumak için yanıp tutuşan ben kitapların kapağını açmaz oldum, sosyal ortamlara girmez oldum. Buna sohbet ve dernek işleri de dahil. Çünkü nerde insan varsa orada benim canım yakılıyordu. Gerek bilerek, gerek bilmeyerek ve her şeyden soğutuldum. Şuan Allah rızası için işin içinde insan faktörünün en az olduğu şeylerle uğraşıyorum. Şimdi hocam size birkaç sorum var:

1- Hocam, gençleri inşa ediyorsunuz, aileyi Kur’an ve sünnetle inşa ediyorsunuz. Peki biz ve bizim gibiler ne olacak hocam? Böyle ağır bir imtihanı yüklenen bizler, 2 kişi kaldığımız için toplum nazarında aile bile sayılmadığımız için bu dünyada nasıl inşa olacağız.

2- Bu imtihandaki hikmet nedir hocam? Bambaşka bir hayat düşünürken, özellikle beni Allah yolundan alıkoyan bu imtihanın bir sebebi var mıdır ya da olmak zorunda mıdır?

3- Hocam zaten gurbetteyiz, koca evde yalnız olmak, hastalandığında sana bakacak kimsenin olmaması, yaşlılığında bile yalnız kalmak düşünceleri beni çok üzüyor. Bu imtihanın bir ilacı var mı? Nasıl sabretmeliyiz? Ya da verdiği acıyı nasıl hafifletiriz?

4- Çocuk sahibi olamama belirli bir kader midir? değişmez mi?

5- Kur’an’da ve hadislerde, bizim durumumuzdaki nice insan için bir şey var mı? Rasulullah (s.a.v) “cennet annelerin ayakları altındadır” buyurmuş ya, ya anne olamayanlar için de bir şey demiş mi?

6- Hocam, bu durumda olup da evlat edinebilir miyiz? Bu helal olur mu?

7- Hocam, bu konularla alakalı bir sohbet yapabilir misiniz? Çocuk sahibi olamayan yüreklerin ateşi belki bir nebze söner.

Rabbim ilminizi artırsın.

Selam ve dua ile……

 

Selamünaleyküm.

İlk başta şunu belirtmeliyim: Ateş kesinlikle düştüğü yeri yakar. Sizin acınızı ben ne kadarını hissedebilirim? Elbette siz acının sahibi olarak daha derinden yaralısınız. Bunu biliyorum, bu bilgi ile size yazıyorum.Şimdi size söyleyeceklerim var. Lütfen mü’min bir kardeşiniz, sizi hakikatlerin acı yüzü ile tanıştırmaya çalışan biri olarak okuyun beni. Başta dedim, acınızı hafif görmüyorum ama söylemem gerekenlerde de sizin beni hafife almamanızı rica edeceğim.

Şimdi siz, çocuğunuz olmadığı için, size ‘anne’ diyecek biri olmadığı için, hastalanınca yanınızda duracak, sizi hastaneye götürecek biri olmadığı için kederleniyorsunuz. Cenneti ayağınıza getirecek nimetten mahrum olmak sizi incitiyor.Bunlara itiraz edebilecek kimse yoktur bu dünyada.Benim de size soracaklarım var, lütfen siz de bunları cevaplandırın kendi içinizde. Sonra da bir denge kurmaya çalışın. Doğurduğu çocuğun ettikleinden ötürü kanser olup ömrünün sonunu onkoloji bölümünde kıvranarak geçiren anneler, evinde hasta haliyle beklerken oğlu veya kızı yanına uğramayan anneler, oğlunu-kızını yetiştiremediği için cehenneme girecek amellerle karşılaşan anneler ne yapsın sizce? Onlara da ağlayalım mı yoksa ağlanacak sadece siz misiniz?

Ortada bir yanlışlık var. Bu yanlışlığa, bu zamanın iman edenleri olarak çok yoğun bir şekilde batmış bulunuyoruz. O da şudur: Evleniyoruz, evlendiğimiz eşlerimizin bizim malımız olduğunu zannediyoruz. Çocuğumuz oluyor, çocuğumuzu malımız zannediyoruz. Biz faniyiz, öbür faniye dayanmak isitiyoruz. Öte yandan da Allah’a imanda koca koca laflar etmeye de devam ediyoruz. Hani Allah bize yeter idi? Hani ‘Hasbunellah’? Hani, hani? Allah bize yeter deyip, eş veya çocuk olmayınca tükenip gitmek olur mu hiç? Neden kendimizi şeytana salalım böyle bir durumda! Ben size mi ağlasam, yoksa doğum yaparken ölen ya da sakat kalan kadınlara mı, çocuklara mı? Size mi ağlasam, çocuğu iki yıl içinde ölecek diye uyarılan ve iki yıl sonra öleceğini bildiği bebeğini kucağında taşıyan ölü taşıyıcısı gibi bilinen bir anaya mı? Kime ağlasam sizce? Rabbimizin bizi nasıl imtihan edeceğini biz mi belirleyeceğiz, yoksa O mu? Olmaya siz, kapınıza kadar gelen cenneti göremiyorsunuz da, doğurcağınız çocuğun muhtemel cennet müjdesi ile avunuyorsunuz? İmtihanın ortasında ve en hararetli yerinde, burun buruna gelmişken cennetle, kaç günlük ki şu dünya sizi kederlendiriyor!

İnsanlar konuşsun, siz dinlemeyin. İnsanlar irdelesin, siz yürüyün. Çocuk mu, anne mi, varlığı mı yokluğu mu, kızı mı erkeği mi.. hangisi hayırlı bilemeyiz ki. Bir tek şey bilir, bir tek şeye iman ederiz: Rabbimiz ne yaptıysa güzeldir o, ne emrettiyse hayırdır o, o kimseyi kapısından çevirmez asla. Böyle bilir böyle inanırız. Ayağa kalkın ve dik durun. Salıvermeyin kendinizi şeytanın rüzgarında.

a- Gününüzü tam doldurun, boş vaktiniz kalmasın. Yorulun. Yatağa zor yetişecek kadar yorulun. Gerekiyorsa para kazanın, sadakalar verin o parayla.

b- Eşinizle hergün yeniden evlenir gibi sarılın durun birbirinize. Siz onun çocuğu olun o da sizin çocuğunuz olsun.

c- İman ayetlerini bir kere bir kere daha okuyun. Teslimiyeti, dünyanın faniliğini nakşedin beyninize.

d- Yirmidört ayına gelmemiş bir çocuğu emzirebilirseniz, o sizin süt çocuğunuz olur. Eşinizin de çocuğu durumunda olur. Onu evlat gibi büyütebilirsiniz ama bu da sizi kesin teselli etmeyecektir. İnsanlar, doğurup büyüttükleri ile teselli bulmuyor da siz başkasınınki ile nasıl teselli bulacaksınız. Bizim teselligahımız, cennettir biiznillah; orada doyacağız beklentilerimize. Sabır oraya kadar, sabır.

e- Şeytan ve şaytanılığı iş zanneden çevreniz, size başkası ile evlenmek fikirlerini zerk edebilir. Bu düşünce, önce eşinize karşı soğuma ile başlar, sonrasında ondan nefret etme devam eder. Çocuksuz kadın iken geçimsiz ve bela bir kadına dönüşmeden kendinize gelin. Toparlayamayacak olursanız, eşinizden boşanma istemeniz ve hastanelerde tedavi görmenizden daha iyidir. Ama bunu ölümcül durumların tedavisi olarak bilin.

f- En büyük silahınız duanızdır. Her saat açın ellerinizi, Rabbinize sığının. Ona sığınmak kadar rahatlatan bir meltem rüzgarı yoktur. Sığının sizi bu derde düçar edene. Edebinizle, gözyaşınızla, ısrarınızla.

g- Tamam, ağlayın. Üzülün, endişelenin ama abartmayın bu işi. Kaç gündür ki bu dünya, kaç gününü ağlayarak geçireceksiniz. Sizi dedikodu dalgalarında boğmaya çalışan müfsit çevrenizi de abartmayın. Yok sayın rahat edin.Kendinize, eşinize ve bütün mü’minlere dualar edin. Sıkıntınızın kıymetini bilin derim size, yüreğiniz yaralı ise diliniz de dualıdır.

Allah’a emanet olun. Biz de duanızı bekleriz.

Selamünaleyküm.

Nureddin Yıldız