Başörtüsü ve ağırlaşan imtihanı soran Müslüman hanım efendiye mektup

Ben 25 yaşında öğretmenlik mezunu bir bayanım. Malum sebep yüzünden Kpss’ye girmedim, özellerde de nasip olmadı çalışmak. Bu yüzden üç senedir evdeyim. Denk geldiğinde özel ders veriyorum. Esasında hayatımdan şikayetçi değilim, Allah’ın takdiri diyorum, yalnız aile ve çevre faktörleri -cahilce yaşantı ve söylemler- beni sürekli kışkırtıyor. Bunun imtihan olduğunu da biliyorum ama öyle vesveseler geliyor ki sanki önüme yüksek bir duvar getirilmiş ve ben ilerisini göremiyorum, beynim işlemez oluyor. 35 senelik evli olan annem ve babamın hala kavgalı olması, babamın sorumsuzlukları bazen öyle bir çıkmaza götürüyor ki kendimi kedi gibi bir köşeye sinmiş gibi hissediyorum o anlar. Aynı çatı altında yaşayan insanların bir yabancı gibi -hatta yabancıdan da farklı bir durum- sevgisiz saygısız tutumları kalbimi parçalıyor. Bazen ben de o saygısızlık çemberinde bulunuyorum ve çok pişman oluyorum. Bu şartlar altında evden ayrılmak çok istiyorum. Evdekilere dua ediyorum. Benim için ya iş ya eş, bir sebep olacağına inanıyorum. Okulum biter bitmez ilk tercihim hep eşten, evlikten yana olmuştur ama maalesef henüz nasip olmadı. Hatta bir nişanlılık bile geçti -çok kısa bir süre-. Yaşadığım yer küçük bir yer. Zaten birçok heveslerimden uzaklaştığımı hissediyorum. Günüm hep Kur’an ve mealini okuyarak, kitaplarla, ev işleriyle geçiyor diyebilirim. Kur’an sayesinde gönül dünyamın ümitvar olduğunu hissediyorum, elhamdülillah. Lakin beynim çok durgun, yorgun, düşünceli. Hele insanların -bir de en yakınlarımın- batılı yaşayarak önüme rahatça sunmaları bazen bende ‘ben hayal dünyasında mı yaşıyorum?’ diye vesveselere sebep oluyor. Hatta bazen vesveseler öyle artıyor ki dilime alamıyorum. Üzerinde durmamaya çalışıyorum ama daha tesirli bir şey arıyorum. Bu şartlar içerisinde olan ve tek gayesi Müslümanca yaşayıp Müslümanca ölmek isteyen birine ne tavsiye edersiniz?

Değerli hanım efendi,

Allah kalbinizi rahatlatsın, huzurunuz ziyade olsun.

Fani dünyada bulunmanın gereklerinden birini yaşıyorsunuz. Siz, Allah’a hamd edin; meselenin bir imtihan olduğunu anlamışsınız. Anneniz babanızın durumunu tahlil edebiliyorsunuz. Bir de kendinizi helake sürükleyecek bir dar anlayış, kısır görüş içinde olsaydınız ne yapacaktınız. Zarardan zarar üretmek gibi bir yıkılışa doğru kaymak yerine Allah’ın lütfu ile zarardan kâr üretmeye çalışıyorsunuz. Doğru olan da budur zaten.

Özellikle bilmelisiniz ki, sizin gibi olmayan üç kişisi yoktur bu dünyanın. Şu kadar farkla ki, kimimiz evinden bunalır, kimimiz malından, kimimiz çevresinden bunalır; kimimizin de sıhhat derdi vardır. Bir başkamız yetimlikten, öbürü düşman istilasından çekmiştir. Hepimiz dertlerin çocuklarıyız. Amma, biiznillah imanla kalabildiğimiz sürece hepimiz cennetin çocuklarıyız. Sonu cennet olan bir yol olduktan sonra çilenin adı mı olur? Cennetten daha büyük bir çile olabilir mi?

Keşke imtihanınız, evinizden olmasaydı diyemeyeceğim. Neden biliyor musunuz? Çünkü hiçbir imtihan aslında diğerinden daha hafif veya daha ağır değildir. Bütün imtihanlar, karşılığı cennet veya cehennem olduğu için ağırlıkları aynıdır. Allah Teâlâ, kime hangi imtihanı takdir buyurdu ise o imtihana göre o kuluna cennet verecektir veya cehenneme koyacaktır. Adaleti gereği herkese aynı ağırlıkta sorular yöneltir ki, kıyamet günü kullarından biri çıkıp ‘benim imtihanım zordu’ demesin. Bu nedenle ‘keşke’ diyemiyorum. Sizi, mesela evlenip yuva kurup, eşinden dayak yiyen, her gün sarhoş salyası silen bir kadından daha iyi veya daha kötü göremiyorum. Onu da sizden daha iyi veya daha kötü görmeye aklım yanaşmıyor. Hepimiz imtihan hâlindeyiz. Kimimiz ebeveyniyle, kimimiz kâfirlerle; ama hepimiz.

Şu müthiş bir teselli kaynağımız olmalıdır: Şu hâlinizi ve sıkıntılarınızı, yüreğinizin İslam heyecanıyla köpür köpür olduğunu Rabbimiz görüyor ve kaydetmiyor mu? Cevabımız elbette ‘evet’ olacaktır. O, size veya başka birine kaldıramayacağı bir yük yükler mi? Elbette hayır! O zaman, meseleye hangi gözle baktığımızı inceleyelim; üç günlük bir dünya gözüyle bakıyorsanız, siz ölmüşsünüz bile, kendinize ağlayan bulun! Hayır mesele ebedi bir hayat meselesi ise, saatiniz açılmış, hesabınıza kaydedilen bir kâr işletiyorsunuz. Bunların hepsini bulacaksınız. Sabrınız sizin için bir ecir olacak. Her şeye rağmen nezaketiniz, ebeveyn hukukuna riayetiniz ecir olacak.

Asla zararda değilsiniz. Evet, sıkıntıdasınız ama zararda değilsiniz. Kim zarardadır biliyor musunuz? Bu sıkıntılar katlanıp onları ahiret yatırımına dönüştüremeyen zarardadır. Onun ne huzurlu bir dünyası ne de kazançlı bir ahreti vardır. O taraf da bu taraf da zarar edilmiştir.

Size bir iki tavsiyem olsun; inşallah bize dua etmenize vesile olur:

  • Bir: Asla olayı ‘aile sorunu’ gibi kısır dairelerde görmeyin. Rabbinizin sizi imtihanı olarak görün. İşe imtihan ciddiyeti ile sarılın. Böylece zarardan kâr üretirsiniz.
  • İki: Hiçbir durumda anne veya babanızla sürtüşmeyin. Onları hasta gibi kabul edin. Onlarla olan ilişkinizin melekleri çok ilgilendireceğini anlamalısınız. Zaten sizin de gördüğünüz gibi imtihanın şifresi onlarda gibi durmaktadır. Onlarla aranızda istenmeyen bir durum olunca hemen telafi etmeye çalışın. Asla aralarındaki sürtüşmeye katılmayın. Sizin için ikisi de değerli olmalıdır. Onların Allah ile olan münasebetlerine de karışmayın.
  • Üç: Muhakkak çok dualar edin. Bıkmadan usanmadan dua etmelisiniz. Asla acele etmeyin duada.
  • Dört: Evlenme hakkında düşünceleriniz doğrudur. Evlenip gitmeniz sizin için bir kurtuluş gibidir. Fakat sakın evlenmek kurtuluştur diyerek kendinizi daha berbat bir eve taşımayasınız. Evlenmeyi, uygun olduğu zaman kabul edin. Evlenmeden de yaşayabileceğinize inanmanız gerekiyor. Bekâr olmanız, terakkinize mani değildir.
  • Size sıhhat ve afiyetler diliyorum. Dualarınız arasında bulunmak isterim.

    Allah sizi korusun, sabra muvaffak kılsın.

    Nureddin YILDIZ
    facebook.com/nureddinyildiz
    twitter.com/nurettinyildiz