Aşure yemek ne kadar sevap?

Bu videoyu bilgisayarınıza indirebilirsiniz. İndirmek için tıklayınız.

(Dosyayı indirmek için sağ tıklayıp Farklı Kaydet i seçiniz)

Bu videonun sesini bilgisayarınıza indirebilirsiniz. İndirmek için tıklayınız.

(Dosyayı indirmek için sağ tıklayıp Farklı Kaydet i seçiniz)

‘Aşure yemek ne kadar sevap?’ adlı videonun yazılı dökümanı aşağıdadır.

Aşure yemek ne kadar sevap?

Mesela size bir aşure çorbası pişireyim. Bir de aşure çorbası pişireyim. Nereden kaldı bu aşure? Nuh aleyhisselamdan. On muharrem Nuh aleyhisselamın gemisinin karaya çıktığı gündür. Tam altı ay suların üzerinde yüzdü Nuh aleyhisselam. Ve ceviz, badem, iyi kuru üzüm, fıstık, kuş üzümü, gül suyu gibi deposunda kalan, geminin ambarında kalan şeyleri toplayıp onları geminin hızlı bir fırın sisteminde pişirip çorba yaptılar, aşure olarak yediler. Dokuz yüz sene Allah diyen bir peygamberi de biz hatıra olarak canlandırmayacağız mı? Biraz insan da haya olması gerekir! Kardeşler, ya rakamı söylerken acaba yanlış mıdır diye insanın aklından geçiyor. Dokuz yüz elli tane üç yüz altmış beş gün Allah’a iman edin, Allah’a iman edin, Allah’a iman diye ağlayan bir adam ya! Bu dokuz yüz elli sene yeryüzünde Allah’a bir kişi toplamak için çıldırasıya çalışmış bir insan ve seksen kişi toplayamamış dokuz yüz elli senede. Sonunda beddua etmiş; ‘neslini kurut bunların Allah’ım’ demiş. Allah da bu duayı kabul emiş ve ona bir gemi yapmasını emretmiş. Marangozluğa soyunmuş bu sefer. Dokuz yüz elli sene onunla alay edenler, ‘ooo senin derdin bizden çivi toplamaktı demek ki, sen bunun için bu dedikoduları yapıyordun’ diye marangozluğuyla alay etmişler. Alaylar, humanyalar altında bir gemi yapmış. Allah ona o gemiye kendisine bir sene yetecek kadar erzak almasını emretmiş, hayvanlardan da birer çift almasını emretmiş. Fili, öküzü, boğası, ineği, yılanı, böceğini doldurmuş gemiye. Bir kendisi, çocuklarını bile alamamış. Mü’min olmadıkları için çocuklarını da gemiye alamamış. Gemiye veda ederken de çocuğu, ‘baba merak etme, tepeden selam veririm sana’ diye alay etmiş onunla; Kur’an’dan öğreniyoruz. Altı ay dağ yok, ağaç yok, nehir yok, dere yok; yeryüzü su olmuş altı ay. Altı ay suyun üzerinde akibetimiz ne olacak diye merak etmişler. Ambarlarında fıstık, ceviz, kuş üzümü, gül suyu mu vardı da onunla çorba yaptılar? Hiç mi Allah’tan utanmaz insan böyle büyük bir mucizenin, Kur’an bunu ibadet, zikir, cihad, peygamberlik… ne dersen de hepsinin en güzel örneği olarak o gemide Nuh aleyhisselam Allah’ın 124 bin peygamberinin içinden ilk beşine girmiş, ilk beş insanı Allah’ın yeryüzünde yarattığı, insanlardan birisi olmuş, o büyük mücadeleyi biz her 10 muharremde oturup gözyaşıyla, ‘biz acaba 80 kişi toplayabildik mi, 950 sene ömrümüz olsa bunu Allah için harcayabilir miydik?’ diye oturup teffekkür edip sabahlara kadar, ‘acaba Nuh’un biz kıyamet günü yüzünü görebilecek miyiz, onun bastığı cennet toprağını görebilecek miyiz?’ diye bir hasret, içimizde bir emel kaynaması gerekirken alay etmek, basite almak değil midir her zaman piyasada bulunmayacak kadar, beş tane sütlaç kalitesinde, filanca fırın sütlaçtan daha kaliteli bir çorba yapacaksın, şekeri, şerbeti, şeker bile kullanmayacaksın, gül suyu kullanacaksın içinde tatlı olsun diye, her biri piyasada aşureye katılan şeyler kiloyla bile satılmıyor, gramla satılıyor, küçücük on gram poşetlerde satılıyorlar onlar hep. Neden? Çok pahalı şeyler çünkü. Yani ceviz kiloyla satılıyor ama diğerleri gramla satılıyor; on gramlık, yirmi gramlık mini poşetlerde satılan şeylerden alay eder gibi bir peygamberle aşure hatırası yapacaksın! Yoksa sen peygamberin torununun şehadetini kutlamak için mi o çorbayı yiyorsun, içiyorsun? Müslüman elli tas çorba içebilir, yirmi tane helva yiyebilir ama bunu Allah için yapamazsın, bunu yapamazsın. Bir peygamberin dokuz yüz elli senelik cihadını sen bir kâseye sığdıramazsın, sana Allah’ın laneti iner! Onu sen, şarap katılmış bir çorba gibi içmemen, yememen lazımdı. Yok, içinde fıstık, badem, kuş üzümü, filanca üzüm, çavuş üzümü, elli çeşit bulunan bir tatlı yenebilir, hiçbir sakıncası yok. Ama bunu sen bana niye uzattın? Nuh aleyhisselamın mücadelesinin yıl dönümü diye. Bu işte, ‘uhud gazilerinin ruhuna, uhud şehitlerine orkestra’ demek gibi bir şey. Bu işin ucu salındığı zaman, Nureddin hoca bunu gündeme getirmediği zaman, aman millet üzülmesin diye düşündüğü zaman hoca efendiler, adamın biri kalkar, peygambere en büyük hizmeti yaptım. Ne yaptın? Mevlüdü yüz kişilik bir orkestrada okuttum der. O yüz kişiyi bulsaydı Rasulullah da, tebliğci olarak Yemen’e gönderseydi, aleyhissalatu vesselam. Kardeşler, en pahalı tatlı, en kaliteli yiyecekler mü’mine helaldir. Ama kardeşim, bu ne çılgınlık ya! Altı ay, altı ay geminin üstünde aç, susuz, suyu içilmez fırtınalar, bütün yeryüzü su dolmuş, gözün fırtınadan başka bir şey görmüyor, fillerle, öküzlerle, ineklerle, yedi katlı bir gemi değildi takdir edersiniz, gemi dediğin de ne zaten, sandaldan büyük bir şey. O öküzlerin, ineklerin, fillerin, yılanların, akreplerin ortasında altı aşureyi nasıl yedi Nuh aleyhisselam? Utan Allah’tan utan! Neyi neye benzetiyorsun? Tabi hocası da, İslam’ı yaşatmak için kurulmuş derneği de, partisi de kamuya mal olmuş bir şey aşure. Tabi kamuya mal olduğu için bunu söyleyecek hoca da hayatından vazgeçmiş olması lazım. Her türlü ithama hazır olacaksın bu sözü söylemek için. Nuh olmak da zor, Nuh’un mücadelesini müdafaa etmek de zor, velev ki beş bin sene sonra olsa bile, zor bunlar. Elbette tatlı yemek herkesin hoşuna gidiyor. Allah’tan dondurma yoktu da o bid’at günlerinde de ‘Nuh dondurması’ diye bir dondurma çıkmadı. Sırada dondurması da olur bunun, mesela dondurmalı aşurenin ne sakıncası var? Daha sevap! Kaymaklı olursa aşure daha makbul değil mi? Madem bunu Allah için yapıyorduk. Kardeşim, sabah namazı benim vaktim var, iki rekât yetmedi dört rekât kılayım diyebiliyor muyum? Dedim ve yaptım, bundan sonra sabah namazı böyle olacak diyene Müslüman deniyor mu? Allah’ın dinine ibadet maksadıyla olsa, sabahleyin namaz kılmak şeklinde de olsa ilave yapmak var mı? Allah, Hıristiyanlığı el değmesi üzerine kaldırdı, Yahudiliği kaldırdı, İslam’ı kaldırmayacak ama kıyamete kadar pak bir nesil yüz tane iki yüz tane de olsa, muvahhit, Muhammed aleyhisselamın getirdiği dini eksiltmeden ve fazlalaştırmadan müdafaa eden yüz tane berrak naciyeyi mensure diyeceğimiz bir grubu Allah muhafaza eder, bid’atçiler, bid’atleriyle yoğun kamuoyu desteğiyle yaşarlar, yüz tane genç de Rasulullah’dan kalan dini o berraklığıyla yaşarlar, onlar da fırkayı naciye olurlar işte. Burada düşülebilecek en büyük tuzak, kamuya mal olmuş bid’atlerin aldatmasıdır. Aşure; bütün namaz kılanı, kılmayanı, oruç tutanı tutmayanı, şekeri olanı olmayanı, kolesterolü olanı olmayanı şifa, ibadet, zemzem gibi bir şey. Kolesterole de faydası var, şekere de faydası var, tansiyonu da düşürüyor, çıkarıyor, ne niyetle yersen artık, aşure! Nuh aleyhisselam altı ay neyle sabretti? İşte o kaliteli aşure ile! Sadece inna lillahi ve inna ileyhi raciun diyerek teselli buluyorum. Bununla biz imtihan oluyoruz, çok ağır bir imtihan içerisindeyiz. Aman Allah’ım! Hele kadınların bu işe düşkünlükleri, fesubuhanallah! Yirmi sene yalvarsan bir başörtü taktıramazsın ama ‘aşure’ de, müthiş Müslüman, ihlâs! Onu ne aşkla pişiriyorlar, ne ihlâsla kapı kapı dolaşıyorlar… Kendi kapısına kırk kere vursa bir dilenci, ‘Allah için bir dilim ekmek’ dese kapıyı açmaz, o aşure tabakları elinde o daire senin Allah kabul etsin. -Allah kabul etsin. Ne yaptın? Umre mi yaptın, hacdan mı geldin, neyi kabul etsin Allah? Nuh ile eğlendiğini mi Allah kabul etsin? Nuh aleyhisselam o fillerin, gübrelerin içinde altı ay geçirdiği günlere mi benziyor senin pişirdiğin o gül kokulu aşure? Nefret edip iğreniyorum onu gördükçe, iğreniyorum. İçindekiler sempatik şeyler olabilir, pişiriliş tarzında sıkıntı var, çok kötü bir şey.