Ailemiz için, ümmet için dua etmekten başka çare yok mu?

Selamünaleyküm hocam. Allah’tan ilminizi ve azminizi arttırmasını, sizin gibi değerli hocalarımızın sayılarını çoğaltmasını niyaz ederim. Hocam, öyle zor bir dönemde yaşıyoruz ki etrafımızda ve dünyanın her yerinde oluk oluk müslüman kanı akarken bizler de dünya sevgisi, telaşesi, geçim sıkıntısı gibi türlü bahanelerle kendimizi engelleyip, mü’minin gerçekten bir silahı olan fakat başka silah yokmuş gibi ‘dua’ etmeye yönlendirmemiz ne kadar doğru? Yaşadığımız yerlerde Suriye’li kardeşlerimizin içler acısı hallerini görüyoruz. Medya ve internetten bütün İslam aleminin genel durumunu görüyoruz ve sadece dua ederek işlerin düzeleceğini sanıyoruz. Birileri tarafından da kendi ülkemizde işlerin çok güzel olduğu, İslam’ın en güzel yaşandığı belde olduğu ve demokrasi ile İslam’ın bir arada yaşandığı dünyaya model olarak gösterilen bir yer olduğu pompalanmaktadır. Tüm bunlara rağmen kendimiz, ailemiz ve ümmet için gerçekten dua etmekten başka bir yol yok mu?

Aleykümselam. Hayır kardeşim benim, elbette sadece dua etmek yeterli değildir.
Bir de unutmamak zorunda olduğumuz bir gerçek daha var:
Duasız da olmaz.
Tıpkı yaşamak için havasız olmaz derken sadece hava ile yaşanmayacağı gibi.
İslam hayat dinidir. Hayatı olduğu gibi kuşatan bir dinimiz vardır. Hayatı kuşatan bir dini satır başlarından seçilmiş bir iki cümle ile özetlemek mümkün değildir. Orada bir sıkıntı var ise elbette biz burada bir şeyler yapmaya mecburuz. Bu bir şeyler dua olur, siyaset olur, ticaret olur, silahlı cihat olur; yerine ve zamanına göre her şey olur/olmalıdır. Neyi, nerede, ne zaman yapacağımızı başımızda bulunması gereken ve bizi Allah’ın kendilerine emanet ettiği alimlerimiz belirleyeceklerdir. Alimler bize ‘yapmanız gereken şudur’ diyecekler ve biz yapacağız. Eğer alimler böyle bir görevi yerine getiremiyorlarsa o zaman bizim Suriye veya başka bir yer için ağlamaktan evvel kendimize ağlamaya başlamamız doğru olur. Gereken ve aciliyeti olan ilk şey bu olsa gerek.
Müslümanlar olarak hâlâ, oralı buralı/onlar şunlar gibi kavramlarla anılıyor ve bundan yerinmiyorsak yani ‘Ümmet-i Muhammed’ olmak bizim ana çatımız ve iftihar gücümüz olmuyorsa senin ‘dua yeter mi hiç?’ şeklindeki haykırışın doğru bir soru olarak önümüzde duracaktır. Şuranın Müslümanları/buranın Müslümanları denmesinin yani tek bir ümmet olamamanın tabii sonucu budur. Bu da bize ikinci bir noktayı hatırlatıyor: Müslümanlar olarak Medine merkezli bir hayatın peşinde olmak zorundayız. Medine’ye bağlı şehirlerimiz olmalıdır bizim. Ümmet olmakla ümmete bağlılık iddiasında Müslümanlar olmak arasındaki büyük uçurumu gözlerimizle görüyoruz şimdi.
Bir üçüncü başlık da şudur:
İslam, hayat dinidir diyoruz. Siyasetin ticaretine, ziraattan sanata kadar her şey üzerinde izlenebilen bir Müslümanlık Müslümanlıktır. Kiminin siyaseti öne çıkarıp gerisini olmasa da olur şeklinde algıladığı, kiminin sadece sakallı olmayı mükemmel bir Müslümanlık olarak öne çıkardığı bir anlayışın akıbeti budur: Koca bir toprak erozyonda kayar gibi gözelerimizin önünde kayıp giderken sadece dua ile veya sadece izleyerek geçiştiririz. Bu sonuç, ellerimizle getirdiğimiz bir sonuçtur.
Ve en önemli nokta şudur:
Allah Teâlâ kimseye zulmedici değildir, herkese hak ettiğini veriyor. Fertlere de toplumlara da hak ettiğini veriyor. Ne hak ettik ve ne bulduk sorgulamasında şüphesiz hatalı bir sonuçla karşılaşmayacağız; tam aksine hak ettiğimizi bulduğumuzu söylememiz doğruyu itiraf etmek olacaktır. Çare tektir ve kesindir: Biz değişeceğiz, Allah Teâlâ da bizi değiştirecek. Önceden de biz yanlışa doğru bir kayış gösterdiğimiz için bu sonucu ellerimizle getirmiş olduk. İyiye doğru dönüşüm de böyle gerçekleşecektir biiznillah. İstanbul’a geldiğinizde Topkapı Sarayı ile Dolmabahçe Sarayı’nı gezin. Bu değişimin nasıl cereyan ettiğini gözlerinizle görürsünüz.
Size bir hususu hatırlatarak sözlerimi bitireyim:
Herkes din hususunda birilerinin çok şey yapmasını beklemektedir. Kendisine gelince ‘tek başına ne yapabilirim ki?’ şeklinde sahte bir maskeye bürünür insanlar. Dünyalığa gelince kimse ‘ben tek başıma bunca imkânı ne yapabilirim ki?’ demiyor, dine gelince mazeret hazır. Şöyle bilmek gerekir: Ben varım ve kimsenin olmasına da gerek yoktur. Bunu ilan edebilenler, gençler ve hanımlar bulundukça bu dinin geleceğini parlak görmemiz haktır. Allah’ın izniyle de durum budur.
Çokça dua edelim birbirimize. Rabbimiz ayaklarımızı kaydırmasın, kalbimizi sabit tutsun.
Sizlere dualar ederim.