Uçlara çekmeyeceğim, ortayı göstereceğim. Varsın eksikliğim bu olsun.

Selamünaleyküm hocam. Bir soru sormak istiyorum, biraz uzun olacak ama lütfen okuyunuz ve net, keskin cevaplar veriniz.
Dört yıllık evli bir erkeğim. Eşim, ilk evlendiğimizden bu yana sizi takip ediyor. Ben daha önceden sizi tanımıyordum. Eşim vasıtasıyla tanıdım. Sorum şu:
Gerek videolu gerekse yazılı olarak verdiğiniz cevaplarda, hemen hemen hiç kesinlik, netlik yok. Her soruya yuvarlak olarak cevap veriyorsunuz. ‘Allah-ü teâlâ arşta mıdır?’ diye soru soruluyor, siz “bu konuyu âlimler hep tartışmış ve yıllarca bir sonuca varamamışlar. Allah nerede onu bırakalım da, biz Allah’a ne kadar yakınız ona bakalım” gibi, garâbet dolu cevaplar veriyorsunuz. Birincisi, bu bir itikat konusu. İtikat yani iman hususunda ki bir soruya, böylesine bir cevap vermek uygun mudur? İkincisi, âlimler bunu hep tartışmış ama halledememişler demek, Peygamberlerin vârisi olan âlimlere hakaret olmaz mı? İtikat konusunu bile halledememişlerse, binlerce fıkhî meselede ne yapmışlar demez mi bunu okuyan? Üçüncüsü, Ehl-i Sünnet İtikadına göre Allahü teâlâ, zamandan ve mekândan münezzehtir. Bunun aksini söyleyen Mücessime fırkasıdır. Âlimler hep bu bozuk fırkalarla mücadele etmişler.

 

    Aynı şekilde, vehhâbî olduğunu söyleyen birine, ‘siz benim din kardeşimizsiniz, sizi seviyoruz, önemli olan la ilahe illallah Muhammeden resûlullah deyip inanmaktır’ diyorsunuz. Bu adamların yüzlerce sapık yönü var. Herkesi şirk ile itham ediyorlar. Allahü teâlâ göktedir diye inanıyorlar. Kuran’ı kendi kafalarına göre yorumluyorlar. Neden bu insanlara; ‘bakın kardeşim, amelî konularda herkesin hatası olabilir. Ancak itikat konusunda hata yapmak felakettir. Ehli Sünnet İtikadından kıl kadar sapmamanız lâzım ve amel konusunda da dört hak mezhepten birini taklit etmeniz lâzım’ demek yerine, her şeyi muallakta bırakıyorsunuz?
    Başka bir husus, size kimi sorarlarsa sorsunlar, ‘kardeşim Muhammed aleyhisselâm’dan başka herkes hata yapabilir. On kişi den başka kimsenin cennet garantisi yok. Doğrularını alın yanlışlarını atın’ diyorsunuz. Allah aşkı için, Seyyid Kutup da kitap yazmış, İmâm-ı Azam da. Sizin mantığınıza göre bu ikisi arasında bir fark yok. Her ikisi de hata edebilir. Siz bu sözünüzle yüce ashabı, onları takip eden ve mutlak müçtehitler yetiştiren tabiîn ile, tebe-i tabiîn ile, her türlü bidat ehli cahil din adamını aynı kefeye koymuş oluyorsunuz. Said Nursi’yi soruyorlar size; “İslam için mücadele etmiş bir dava adamıdır. Kitaplarını okuyun, yanlışları da olabilir. Zaten Muhammed aleyhisselâm’dan başka herkes yanlış yapabilir.” anlamına gelebilecek sözler söylüyorsunuz.
    Said Nursi, ehliyeti olmadığı halde tefsir yazan, bu tefsirde de sayısız yanlış yapan bir kimsedir. Doğrusu yok mu? Elbette var. En bozuk din adamının bile doğrusu vardır. Abduh’un bile kitaplarında tonla doğru var. O masonun kitaplarını da mı okuyalım şimdi? Said Nursi bir âyeti tefsir ederken, “bu âyette böyle buyrulmuş ama eğer şöyle denilseydi daha iyi olurdu” diyerek, Allahü teâlâ’yı eleştiriyor. Bir kimse bunu okusa ve buna hak verse, bunu beğense, anında kâfir olur! Bütün bidat ehlinin kitapları için bu tehlike mevcut. Harama helâl diyenler, şefaati inkâr edenler, kâfirleri cennete sokanlar, Allah-ü teâlâ göktedir diyenler vs vs. Tamam da kardeşim, ben doğrusunu alın yanlışını bırakın diyorum zaten gibi bir savunma yapamazsınız. Adam ne doğru ne yanlış bilse zaten ne o kitapları okur, ne de size bir şey sorar.

 

    Mastürbasyon caiz midir diye soran birisine, ‘Nasıl caiz olur. Boşalmak istedim yaptım’ nasıl denir? O zaman efkar basan birisine de, bir kadeh içki içme müsaadesi verelim. ‘Ancak uzman bir doktor, senin el ile boşalman caizdir derse, o zaman caiz olur, yoksa olmaz’ diyorsunuz. Hiçbir fıkıh kitabına müracaat yok, hiç bir âlimden nakil yok, sadece düz mantık. Oysa İbni Âbidîn nikâh bahsinde, ‘el ile boşalmak, zevk için olursa haramdır, çok sıkışıp sükunet bulmak için olursa mubahtır, zina tehlikesi varsa vaciptir’ diyor. Yanlış mı söylüyor şimdi?

 

    Özet olarak, itikat konuları başta olmak üzere ki en net en keskin olmanız gereken konu bu konu, bütün hususlarda hep yuvarlak konuşuyorsunuz. Okuyan istediği yere çekebilir. Eğer dinimiz böyle derseniz, bu nasıl kemal bulmuş bir din ki, hemen hemen hiç bir konuda kesinlik ifade etmiyor. Yok sizin tarzınız böyleyse, bu durum hem size, hem de takipçilerinize büyük zarar verir diye düşünüyorum. Belki üslup biraz sert oldu ama amacım hakaret etmek değil, münakaşa da değil. Ebedi saadet veya ebedî felaket mevzu bahis. Sebebi budur. Selametle.

Aleykümselam.
Güzel kardeşim, Allah Teâlâ sizi de bizi de rızasına erdirsin.
Ne diyeyim, gayet güzel izah etmişsiniz; benim sizin kadar kati görüşlerim olmadığını, insanları cehenneme sevk etmekten çekindiğimi anlamışsınız. Madem biliyor ve anlıyorsunuz, siz o keskin üslubunuzla çözün bu dertleri. Benim becerebildiğim bu kadardır. Ben, bir caminin mihrabında namaz kıldıran biri değilim. Köşe bucak toprağımızı dolaşıyorum. Adeta yangının ortasında duruyorum. Binlerce insanın cehenneme doğru kaydığını, ümmetimin parçalanma sürecine girdiğini görüyor ve uykularımı yitiriyorum, aklımın uçmasından korkuyorum. Bir kıvılcım daha az çıksın diye çırpınıyorum. Masum değilim, ne yapayım, bu kadardır becerebildiğim. Said Nursi hakkında söylediklerimi de buna kıyas edebilirsiniz, diğerlerini de bu incelikle yazdığımı anlayabilirsiniz. Ben kendimi kasap yerinde görmüyorum, görmeyi de abes buluyorum. Ümmetimin biraz daha fazla dağılmasına kahroluyorum.
Bir küçük not daha kaydedebilirim sizin için:
Sizin İbni Abidin’den naklettiğinizi ben de naklettim ama ben, bu çağın dili ile ve keyfe göre yönlendirilemeyecek bir ifade ile kaydettim. Siz ise cümlesini aynen aktardınız. Dönüp bakın, hangimizin nakli bir genci keyfe göre yönlendirebilir?
Güzel kardeşim,
Bana yazmadaki kastınızın adavet olduğunu söyleyemem, belli ki beni ikaz etmek istiyorsunuz. Allah sizden razı olsun. Size, niyetinizin karşılığını versin. Keşke göndermeden önce bir kere daha okusa idiniz yazdıklarınızı; beni tenkit ederken ortaya çıkardığınız akide idrakinde size katılmıyorum.
Beni adeta dini eritmekle itham ettiniz.
Bir kâfiri öven tek bir kelime yazımı gördünüz mü? Veya küfre karşı esnek denebilecek bir cümle kurduğum oldu mu? Maazallah! Bende gördüğünüz eksiklik nedir peki? Mü’minlerin arasındaki gerginliği hafifletme çabası. Kendi omuzumdaki yükü ağırlaştırıp, riske katlanıp ümmetimi rahatlatma gayreti! Varsın eksikliğim bu olsun. Bundan sonra da biiznillah aynı heyecanla ümmetimi bir arada tutma gayreti içinde olacağım. Bin kusuru olanı da mü’min olduğu sürece küfürle itham etmeyeceğim. Ashab-ı kirama hakaret edenlerin dışındakileri düzelebilir kabul edeceğim. Ezilebileceğim ama ezdirmeyeceğim. Uçlara çekmeyeceğim, ortayı göstereceğim.
Bir başka husus da şudur:
Mü’min kardeşlerim, İbni Abidin’den okuyup anlayacak olsalar zaten bana müracaat etmezlerdi. Sitede soru bölümü açık olduğunda günlük üç yüz civarında soru geliyor. İnsanlar, bir cümle öğrenip dinlerini kurtarmaya çalışıyorlar. Bulunduğum konumu, bir ilim/akademi platformu gibi kullanmayı zaman ve umut israfı olarak görüyorum. ‘Hoca adam’; kitapların isimlerini zikredip ilmini ispat eden değildir. Bu zamanın hocası, insanlara anlayacakları dil ve seviye üzerinden Allah’ı anlatan insandır. Benim yapabildiğim bu kadardır. Ümmetimin gençlerini birbirine kırdırmayı maharet görmüyorum. Klavyenin başında ahkam kesen dijital allamelere malzeme üretemem. Bu kadar becerebiliyorum, fazlasını veya daha iyisini yapabilirsiniz. Ya da yapabilenle bulunabilirsiniz. Nasıl olsa her şeyin muhasebesini tutan Allah’ın huzuruna çıkacağız değil mi?
Dualarınızı bekliyorum. Allah’a emanet olunuz.
Selamünaleyküm.
Nureddin YILDIZ
facebook.com/nureddinyildiz
twitter.com/nurettinyildiz