Tarikatları Eleştirdiğiniz Kadar Niye Selefîliği Eleştirmiyorsunuz?

Selamünaleyküm.
Sitenizden Selefilik – Vehhabilik ile ilgili, Tasavvuf – Tarikat konularıyla ilgili fetvaları okudum. Lakin, bu iki -birbirine göre- uç kavramlara bakışınızın -haddimi aşarak- adaletli olmadığını düşünüyorum. Selefilik ve Vehhabilikten bahsederken iyi yönlerini ele alıyor ve böyle yapılması gerektiğini tavsiye ediyorsunuz. Maalesef ki aynı tutumu Tasavvuf – Tarikat konusunda göremiyoruz… Şeyhlerin, sistemin yanlışlığından bahsediyor, sert ve ironik eleştiriler yöneltiyorsunuz. Bu tutumunuzu yanlış mı algıladım? Yok doğru anladım ise bu tutumunuzun amacı nedir, sizce tutumunuz adaletli midir?
Hocam haddimi aştığım için çok özür dilerim ama bu konu içimi kemirdi, sormalıydım.
Hakkınızı helal ediniz.
Sizlere duacıyız.
Selamünaleyküm.

Selamünaleyküm.

Güzel kardeşim:

a- Yazınızı bir kardeşin kardeşine ikazı, sorusu olarak anladım. Ortada kırılıp küsmeyi gerektirecek bir durum göremedim.

b- Ben de elbette yanlış yapmış olabilirim. Sorunuz üzerine bir nevi iç muhasebe yaptım. Allah senden razı olsun. Hatamız olsun ama ihanetimiz olmasın. Belirttiğin hususta ise bariz bir hata hissedemedim (En doğrusunu Allah bilir). Sen de zaten genel çizgiler çizmişsin; ‘şu ifadende, şurada’ dememişsin. Buna göre de ben sana, genel hatları ile cevap vermek durumundayım.

c- Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Refik-i A’lâ’ya yükselirken bize İslam’ı bırakıp gitmiştir. İslam içinde bize ‘İslam gibi kutsal kurumlar’ bırakmamıştır. Tasavuf, selefilik, mezheb ve benzeri mevcut kurumların tamamı için bu ilke geçerlidir. Hiç biri bizatihi İslam değildir. Ancak “İslam’ın içinde önem verilebilecek kurumlar” olarak görülmeleri mümkündür. Daha ileri götürülmesinin tehlikeli sonuçları olur. Bu belirttiğimiz ‘İslam’ın içinde’ kaydı da neticede o kurumların İslam’a kazandırdıkları ve kaybettirdikleri ile dengelenerek haklarında hüküm verilmesini gerektirmektedir. Kim bu kurumlardan birini maazallah İslam’dan daha değerli ve öncelikli duruma getiriyorsa, onu İslam’dan kabul edemeyiz. Öyle bir kurumu da lanetleriz.

Zannedersem bu ilkede bir ihtilafımız yoktur.

d- Binlerce konuşmam ve yazımda ‘Vahhabiliği’ öven ve ön plana çıkaran bir tek kelime bulunduğunu hatırlamıyorum. Zihnimde öyle bir boşluk bulunmamaktadır. Siz sehven yazmış olmalısınız onu.

Selefilik hakkında ise özellikle tekit ettiğim husus, defalarca yazılı ve sözlü olarak benden sadır olmuştur. O da şudur:

Selefilik, kavram olarak her mü’minin güzergâhıdır. Kimse bu ümmetin selefinin dışında bir güzergahta mü’min olarak yol alamaz. Ancak mevcut Selefilik ile selef arasında bariz farklılıklar vardır. Mübarek bir kavram kolay ve hoyrat bir mantıkla eskitilmemelidir.

Benim, Selefilik ve Selefiler hakkında defalarca açıkladığım budur. Bu hususta da inşaallah yakın bir zamanda bir ders dizisi yapmayı planlıyorum.

Tasavvuf hakkında ise TARİKATLARIN DÜNYASI isimli dersim, halen internette mevcuttur, izlenebilmektedir. O dersimde ne söyledi isem onun arkasındayım biiznillah. Tasavvuf, İslam’ın ince ayarlarının yaşatılmasıdır. Holdingleşmiş, taassuba, bid’ata, gösterişe ve politikaya râm olmuş tarikatların elindeki değildir. Tarikatı şeriattan öncelikli gören, haramları helalleştiren, Rasûlullah’ın ve selef-i sâlihîn’in yolundan sapan sözde tarikatları ise kökünden reddederim. Tasavvufu kötülemekten Allah’a sığınırım. Tasavvufun en büyük imamlarından İmam Rabbânî hakkındaki dersim de internette RABBANİ İMAM adı ile mevcuttur. Açın izleyin. Tasavvufu kesinlikle yok sayamayız. Tasavvuf, ümmetimize değer katmış kıymetli bir kazanımıdır. Fakat tasavvuf üzerinden dinimin sömürülmesini nasıl kabul ederim? Şeriat’ımdan değerli gibi lanse edilebilecek bir anlayışı neden kabul edeyim?

e- Tahmin edebileceğiniz gibi bir denge üzerinde durmaya çalışıyor, o denge üzerinden de dinimin aslını ihya etmek istiyorum. Ayrıntılara takılmıyorum. Ayrıntıların dinimin aslı gibi olmayacağını haykırıyorum. Şahısların değil dinimin baki olması gerektiğini söylüyorum. Allah, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve Ashab-ı Kiram dışında ‘şartsız, kayıtsız’ bir isim peşinde olamayacağımızı söylüyorum. Dinimin tarihinde adı ve emeği bulunan herkesin ağırlığı kadar takdir edilmesini, tartışmalı bölümlerinin yok sayılıp hayırlı bölümlerinin alınarak amellerinin ihya edilmesini tavsiye ediyorum. Daha ötesini ise, bu zaman açısından israf olarak görüyorum.

f- Yazılarımda ve konuşmalarımda, bu belirttiğim ilkelere aykırı bir husus tespit ederseniz hiç tereddüt etmem biiznillah ve onu tashih ederim.

Umarım anlatabilmişimdir. Allah’a emanet olunuz.

Selamünaleyküm.

Nureddin YILDIZ

facebook.com/nureddinyildiz

twitter.com/nurettinyildiz