Ramazancı Değiliz!

Git gide yaygınlaşan ‘dini Ramazana, takvayı Kadir gecesine sıkıştırma’ anlayışına karşı, ‘hayatı Ramazanlaştırma’ teklifi…
Ramazanda Hapis Değildik!
İrademizle Rabbimizin davetine icabet ettik. İrademizle uykumuzu bölüp kalktık, aç kaldık. Malımızı bölüp fakire pay verdik. Soframıza ortaklar getirdik. Mescitlere koştuk.
Tabi tutulduğumuz sabır imtihanını kazanmak için gayret ettik. Kazanacağımızdan umutlu olduk… Zorla değildi.
Bir ay süren Ramazandan sonra hem bedenimizin hem irademizin mükemmel bir kulluk için uygun olduğu görülmüş oldu. Mazeretlerimizi kendi elimizle imha ettik. Bir ay yapabildiğimizi en az bir ay daha sürdüremeyişimizin elle tutulabilir bir engeli yoktur. Ramazanın ayını bitirebiliriz; ama aşkını ve heyecanını bitirmemeliyiz.
Kulluğun Mevsimi Olmaz!
Ramazan ve Şubat ayının yaratıcısı aynıdır. Ramazanda cehennemden korktuysak o cehennem Şubatta da kaynamaktadır. Ramazanda cenneti özlediysek Martta da cennet özlemi devam etmelidir. Ramazanda takvamız öne çıktıysa diğer aylarda da takvaya muhatabız. Belki de diğer zamanlarda takvamız bize yetsin diye Ramazan eğitimi gördük. İmtihan bir mevsim için değil, bir ömür içindir.
Nimetler bir mevsim değil yaşam boyu bize ulaşıyor. Şükrümüz ve amelimiz kesintisiz ve istikrarlı olmalıdır. Amellerin mevsimlik olanı değil devamlı olanı hayırlıdır.
Neden Ramazan gündüzü gibi bir gündüzü yıl boyu yaşamayalım?
Neden en azından kimi gecelerimiz Ramazan geceleri gibi olmasın?
Neden Kur’an’a alakamız Ramazandaki gibi sürüp gitmesin?
Neden Ramazandaki dua ve zikir samimiyetimiz devam etmesin?
Neden Ramazandaki gibi bir sadaka geleneği oluşturmayalım?
Ramazan bitti; ama Rabbimizin murakabesi bitmedi ki! O görüp gözetiyor. Amelimizi bizim için yazıyor.
İbadet Bayrama Kadar Değil Mezara Kadardır
Ölüm gelinceye kadar ibadet etmek zorundayız. İmanla ölmek, ibadetlerle o imanı canlı tutmaya bağlı olduğuna göre, ölüm gelinceye kadar ibadete mecburuz. Bayramdan bayrama namaz kılanı küçümsediği halde kendisi Ramazandan Ramazana takvalaşan, sonra da hayatın akışına uyup giden bir insanı nasıl tarif edebiliriz?
Ramazandan sonra ibadet heyecanımızın sürmesi Ramazanda yaptıklarımızın kabul gördüğüne delildir.
Sadece ibadet değil, insani ilişkilerimiz de önemlidir.
Ramazanda sadaka veren, Ramazandan sonra kul hakkı yememelidir. Ramazanda iftar ettirip yemek yediren, Şevval ayında ölçüleri çiğnememelidir. Midemiz eğitildiği gibi dilimiz de Allah’ın haramlarına karşı eğitilmiş olmalıdır. Müslümanların ihtiyaç duyduğu insani hizmetlere diğer zamanlarda da fiilen iştirak etmeliyiz. Bir görev almak için depremi veya bir afeti beklemek meziyet değildir. Bayram, oruçtan kurtulduğumuza değil mağfirete erdiğimizedir.
Mağfirete ermişken tekrar eskiye dönmemiz, Ramazanda elleri kelepçeli İblis’i sevindirir. Bu nedenle:
• Kullukta muvaffak olabilmemiz için Allah’tan yardımını dileyelim. Ayağımızı kaydırmaması için yalvaralım.
• Ramazancılarla değil, salih kullarla bir arada olmaya çalışalım. Ramazandaki şevkimizi kırabilecek yer ve kişilerden uzak duralım. Ümmetin geçmiş büyüklerinin örnek hayatlarını öğrenelim, değerlendirelim.
• Bilhassa farz ibadetlerde küçük bir gedik bile açılmamasına özen gösterelim. Az da olsa, sürekli olan nafile ameller yapalım. Sürekli olan amel Allah’a daha sevimlidir.
• Kitabımız Kur’an’a olan alakamız artan bir hızla devam etmelidir. Her Ramazandan sonra düz okuyuşumuzu, ezber miktarımızı artırarak devam ettirmeliyiz.
• Zikir virdimizi aksatmadan sürdürmeliyiz.
• Günahlarımızın yolumuzu tıkayan engeller olmaması için sık sık samimi tövbe etmeliyiz.
Korku İle Umut Arasında Gidip Geliyoruz
Bu ümmetin geçmiş büyükleri bir ibadeti yapmak kadar o ibadetin kabul edilmesine karşı hassas olurlardı. Büyük bir korku ile ama coşkulu bir umutla Rabbimizin kapısında beklemeliyiz. Her halükarda tek kapımız O’nun kapısıdır. Bir yandan bizim eksikliğimizin altında ezilirken öte yandan da Rabbimizin rahmetine, o rahmetin genişliğine göz dikeceğiz. Mubahlarda aşırılık afetine karşı uyanık olalım; çok yeme, çok uyku ve çok söz bir afettir.
Hasan Basri rahmetullahi aleyh diyor ki: “Allah Ramazanı kulları için bir yarış meydanı yapmıştır. Kullukta hepsi yarışmaktadırlar. Yarışı önde bitirip kazananlar ve geride kalıp helak olanlar olur. Kazananlar ve kaybedenlerin bir arada olacağı günde vay gülüp eğlenenlerin haline!”
Neden Birdenbire Ramazandan Kopuluyor?
Çünkü:
• Ramazandaki ameller ihlâs sıkıntısı yaşıyordu. Tam bir ihlâsla yapılmayan, çevreden, örften etkilenmiş amellerin Ramazandan sonraki fırtınalara, şeytanın saldırılarına dayanması çok zordur.
• Ramazan ayında itidalli davranılmıyor.
İftar, sıla-ı rahim, ziyaret vb. abartılıyor.
Birkaç hatim birden izleniyor; ama birkaç ayet tefsiri öğrenilmiyor.
• İnsan benliğinin ihtiyacı olan dinlenmede de artı veya eksi manada aşırılık yapılıyor.
• En önemlisi de çevre değişikliğinin etkisine dikkat edilmiyor. Ramazandaki çevre yakalanmadan o havanın yakalanmasının mümkün olmadığı kavranamıyor.
Meyveli Ramazan
• İftar ayı değil, oruç ayı olarak algılanır. Oburlaşılmaz, kilolanılmaz o ayda. Sofradan sofraya değil, Kur’an’dan Kur’an’a, meclisten meclise koşulur.
• Gelenek görenek, örf âdete göre değil ayete hadise göre yaşanılır. Sadece ashab-ı kiram örnek alınır.
• Son günlerinde herkesi bir hüzün kaplar. Bitmesine gözyaşları akıtılır. ‘Ne çabuk geçti mübarek’ gibi edebiyat yapılmaz. ‘Acaba amellerimiz kabul olundu mu?’ diye bir heyecan ve umutlu bir bekleyiş sarar herkesi.
• Bayramından sonra oruca veda edilmez; Şevval ayında altı gün daha tutulur. Pazartesi-Perşembe orucu, muharrem orucu gibi nafilelerle oruca devam edilir.
• Aman ecrimiz zayi olmasın diye, Ramazan bittikten sonra kul hakkına daha fazla dikkat edilir.
• Sadaka vermeye devam edilir. Haftalık, aylık sadaka takvimleri yapılır.
• İnsani faaliyetlerden geri kalınmaz. Deprem oldukça insanlığı kabaran, televizyonlarda yetim-yoksul filmi gördükçe merhameti coşan gösteri adamı Müslüman olunmaz. Nerede hizmet orada ben anlayışı ile çalışılır.
• İtikâf ibadeti bir saatliğine bile olsa ihya edilmeye devam edilir. Namaza gitmişken ezanı caminin bahçesinde değil içinde bekler.
• Kur’an tilaveti artarak devam eder.
• Ramazan görmüş bir Müslüman olduğu en az altı ay her halinden belli olur.
Meyvesiz Ramazan
• Meyvesiz Ramazanın en belirgin özelliği, edebiyatının kendinden daha fazla meşhur oluşudur. ‘Nerede o eski Ramazanlar?’, ‘Eskiler şöyle şöyle yaparlarmış…’ türünden masalımsı ağıtlar kuru bir avuntu olarak dilden dile dolaşır. Adeta fakirler zenginlerin malını sayar gibi olur.
• Meyvesiz Ramazanın yiyecekleri meşhurdur. Pidesinden tatlısına kadar… İftarı sahurundan daha yaygındır. İftar programları olur. İftar menüleri önceden ilan edilir. İftarlarında açlardan çok toklar doyar. İftarlarına oturanların teravih kılması zorlaşır. O iftarlara oturanlar kimi zaman akşam namazını bile yetiştiremez de namaz kazaya kalır.
• Ramazandan sonra namaza karşı soğukluk geri gelir. 33 rekât camide kılabilenler, 4 rekâtlık yatsının farzına evlerinde bile vakit bulamazlar.
• Sadaka ve infak unutulur.
• Bayram neyin bayramı olduğu belli olmadan geçip gider. Bir mağfiret bayramı iken şeker bayramına dönüşüverir.
• Mushaflar kitaplıklara konur. Camiler garip kalır.