Mezhepsizlik, sapıklık mıdır?

Mezheplerden birine bağlanmadan yaşayan bir Müslüman’a ‘sapık’ gözüyle bakılabilir mi?

Mezhep imamlarımız Kur’an ve sünnet üzerine yaptıkları çalışmaların bir sonucu olarak, belli bir birikime sahip oldular. Samimiyetleri ve çıkış tarzları itibarıyla da hem dönemlerindeki Müslümanların hem de sonraki asırlardaki Müslümanların takdirini kazandılar. Ortaya koydukları ilmi birikim yani ictihatları, Allah rızası için yapılmış bir çalışmadan ibarettir. Tespitlerindeki doğrular için iki ecir, yanlışlar için bir ecir alacaklardır biiznillah. Hatalarından ötürü de mazurdurlar, hiçbir Müslüman onları yanıldıkları için kınamamıştır.
Hiçbir imam, Müslümanları kendi mezhebine bağlanmaya davet etmemiştir; aslında onların böyle bir derdi de olmamıştır. Onlar Kur’an ve sünnete davet ettiler. İmamların düzeyinde bir bilgiye ulaşamayan diğer Müslümanların tabii olarak bu imamlardan birine uyması gerekirdi, öyle de oldu. Bu bir partileşme gibi görülmemelidir. Eğer bir Müslüman, Kur’an ve sünneti, içinden ahkâm çıkaracak düzeyde biliyorsa yani bir Ebu Hanife kadar biliyorsa, neden Ebu Hanife’ye ittiba etsin ki? Elbette o da bir Ebu Hanife’dir. Kur’an ve sünnet ona yeter. Yeter ki, ‘bilmek’ kelimesiyle oynamayalım. Mezhepsizlik, birilerinin bizimle oynaması, bizim de nefislerimizi tatmin etmemiz içinse ona denecek yoktur. Dinin oyun olmadığını bildikten sonra ne denebilir?