İmsak tartışmaları, oruç birliğimizi ve cami beraberliğimizi bozmamalı

Selamünaleyküm. Ben Uçak ve Uzay bil. Fak. mezunu Meteoroloji mühendisiyim. Çalıştığım sürede, yıllarca istidlalcilik ve rasatçılık yaptım. Bir ara Meteoroloji Gn. Md. Yardımcılığı da yaptım. İmsak vakti konusundaki videonuzu izledim. Bakara suresi 187. ayette bildirilen “Fecrin siyah ve beyaz ipliği sizce seçilinceye kadar yiyin için” emrinde, gerçekleşen atmosferik olayın tespiti benim mesleğimi ilgilendirdiğinden, bu yazıyı yazma ihtiyacı hissettim.
Kutuplar ve yakın bölgeleri hariç Dünyanın her yerinde sabahın başlangıcında; ufuk boyunca ve yatay olarak “siyah hat – fecr kızıllığı – beyazlık” gerçekleşmektedir. Ayette geçen ‘leküm’ kelimesi, herhangi bir alete ihtiyaç duyulmadan, çıplak gözle bakmayı gerektirir. Öyle hızlandırılmış videoyla veya çeşitli aletlerle bakarak falan açıklamaya gerek yoktur. (O zaman bize göre değil, alete göre tespit olur)
Sizin anlattığınız, belli belirsiz dediğiniz, çok zor görünür dediğiniz atmosferik olay, Astronomların kullandığı tabir olarak, gecenin bitiş zamanını tarif eden, ‘Atmosferik Tan’ olayıdır. Burada belli belirsiz bir aydınlık söz konusudur, daha sonra, doğu ufku üzerinde soluk ve geçici aydınlık dikey olarak gerçekleşir. Bu olaydan sonra tekrar karanlık gerçekleşir. Ancak daha sonraki dakikalarda bu karanlık doğu yönünde, beyazlıkla ayrışmaya başlar. Ayetin kasdettiği siyah ve bayaz iplik ayrımı zamanı bu andır. Ankara’ya göre 03.50’de falan gece devam etmekte, aydınlık söz konusu olmamaktadır.

Diyanet Vakfı’nın İslam Ansiklopedisi’nde de, “Fecr-i kâzib, sabaha karşı doğuda tan yerinde ufuktan göğe doğru dikey olarak yükselen, piramit şeklinde, samanyolu ışığına benzeyen akçıl ve donuk beyazlıktır. Fıkıh literatüründe buna “uzunlamasına beyazlık” (beyâz-ı müstatîl) denildiği gibi Araplar arasında “kurt kuyruğu” (zenebü’s-sirhân) veya “yalancı sabah” (es-subhu’l-kâzib) olarak da anılır. Fecr-i kâzib gecenin bir bölümü kabul edildiği için ayrıca dinî bir hükme konu teşkil etmez. Bu geçici beyazlıktan sonra yine kısa bir süre karanlık basar. Ardından da ufukta yatay olarak boydan boya uzanan, giderek genişleyip yayılan fecr-i sâdık aydınlığı başlar. Fıkıh literatüründe bu ikinci fecre “enlemesine beyazlık” (beyâz-ı müsta‘razî) denilmesi, fecr-i sâdık beyazlığının doğu ufkunda tan yeri boyunca yayılarak genişlemesi sebebiyledir. Sabah namazının vaktinin girmesi, sahurun sona erip orucun başlaması gibi dinî hükümlerde esas alınan bu ikinci fecirdir. Nitekim Hz. Peygamber, “İki çeşit fecir vardır. Kurt kuyruğu gibi olan fecir herhangi bir şeyi ne helâl ne de haram kılar. Ufukta genişliğine yayılan fecre gelince işte sabah namazı o vakitte kılınır, sahur yemeği de o vakitte haram olur” (Dârekutnî, II, 165) derken iki fecir arasındaki bu farka dikkat çekmiştir.” denilmektedir.

Ayet ve hadislerde tarif edilen Fecri Sadık’ı tespit, teknik olarak benim mesleğimle ilgilidir. Ancak, sabah namazının bu vakitte kılınmasının hükmünü fetvasını sizin vermeniz gerekir.

Diyanet takvimine göre tespit edilmiş imsak vakti, Fecri Kâzip zamanı bile daha girmemiş olan çok erken bir vakittir.

Konu mühendislik konusudur. Eğer ayet ve hadis bilgilerinde başka ayet veya başka hadis yoksa: konu Matematikseldir ve kesindir. Başka şekilde yorum imkanı yoktur.

Sizin görüşlerinize değer veren bir Müslüman olarak, yaptığınız açıklama konusunda mesleğimi ilgilendirdiğini düşündüğüm için bu yazıyı gönderme ihtiyacı hissettim. Kusurumuz olduysa af dilerim.

Aleykumselam.
Böyle bir hassasiyet göstermenize çok teşekkür ederim. Allah sizden razı olsun.
Bir kere bu meselenin benim ilgi alanımı aşan boyutu bulunduğu için bizzat görüş beyan etme hakkımın olmadığını zannediyorum. Bunu da sorulan yoğun sorulara verdiğim cevapta defalarca ima ettim.
Şahsi kanaatim şudur:
a- Bu meselede henüz çözülmemiş, çözümü için ciddi kararlar bekleyen bir boyut vardır. Mevcut takvimler, hesaplamalar tatmin edici değildir.

b- Mesele şahısların veya hocaların görüş belirtip bağlayıcılık sağlayabileceği düzeyin çok üstündedir. Bu mesele, kurumlar arası işbirliğini gerektirmektedir. Burada da en önemli görev, DİYANET İŞLERİ’ne düşmektedir. Diyanet dışında hiçbir kurum, Türkiye çapında bir fikir birliği ve gönül rahatlığı sağlayamaz. Bu nedenle sevabıyla günahıyla mesele onların omuzundadır. Bu realite de bizim onların takvimini esas almamızı gerekli kılmaktadır.

c- Bildiğim kadarıyla Diyanet bu hususta ilmî çalışmalar yapmıştır. Şu anda yapıp yapmadığını bilmiyorum ama geçmişte yapıldı. Zannederim Ortadoğu Üniversitesi ile bağlantılı bir çalışma yürütüldü. Gelinen noktada, sadece bir hoca fetvası değil teknik destekli bir rapor üzerinden hareket edilmektedir.

e- Meselenin fıkıh boyutuna gelince: Gerek imsak ve gerekse sabah namazı vaktinde tereddüt bulunduğu konusunda bir kanaat vardır. Buna rağmen ısrarla Diyanet’in esas alınmasını gerekli görüyorum. Yüzlerce kere de bunu teyit ettim. Zira mevcut durumumuz, Müslümanlar olarak içinde bulunduğumuz kaos ortamı, üzerine orucumuzu ve sabah namazımızı tuz biber olarak dökemeyeceğimiz kadar vahimdir.
Altını çizerek belirtiyorum:
Diyanet’in imsak hesabının yanlış olma ihtimali olsa bile ona uyulması gerekmektedir. Yanlışa rağmen oluşabilecek sonuç, asla Müslümanların imsakta bile ayrı düşmelerinden daha vahim olamaz. Kaldı ki Diyanet’teki kardeşlerimiz de, beraber oruç tuttuğumuz mümin kardeşlerimizdir. Mevcut durumda Diyanet araştırmaya devam eder, bize yeni bir görüş belirtirlerse onu ele alırız. Değilse bu durumda oruç birliğimiz, sabah namazı beraberliğimiz korunmalıdır.

f- Bu mesele ile alakalı olarak farklı bir içtihada kani olan mümin kardeşlerimizin kendi ikna oldukları takvimi esas almaları, bunu fitneye sebep olacak şekilde yaymamaları kaydıyla mümkündür. İbadet açısından sakıncası olmayacağını düşünüyorum. Meseleyi tiyatroya çevirenleri ise makul ve makbul bulmuyorum.
Allah amellerimizi kabul buyursun, ümmetimizin yaralarına acil şifalar getirmeyi bize müyesser kılsın.
Selamünaleyküm
Nureddin YILDIZ
* twitter.com/nurettinyildiz
* facebook.com/nureddinyildiz