Hocam, itikatta ihtilaf olur mu?

Selamunaleykum hocam. Allah, huzur ve afiyeti sizin ve ailenizin üzerinden eksik etmesin. Biliyorum, ümmetin içindeki ihtilaflarla ilgili konuşmaktan uzak duruyorsunuz. Ama benim amacım bu konularla ilgili bir fetva almak değil. Sizden bir hüküm beyan etmenizi beklemiyorum. Sadece bazı şeyleri iyi anlamamız için yardımcı olmanızı istiyorum. Size sorulan sorulara verdiğiniz cevaplardan ve bizim de kitaplarda okuduklarımızdan anladığımız kadarıyla ‘fıkıh’ gibi konularda ihtilafın normal olduğu fakat akidede ihtilafın mümkün olmayacağıdır. Akidede yanlışların ve farklılıkların insanları sapıklığa götürebileceği belirtiliyor. Peki hocam bu akidenin sınırları tam olarak nedir? Akide tam olarak nedir veya ne değildir? Özellikle öğrenmek istediğim şey budur. Allah’ın mekândan ve zamandan münezzehliği meselesi, cehennemin ebediliği veya Allah’ın eli, yüzü gibi meseleler akide içerisine girer mi? Bu konudaki ihtilaflar sapıklığa götürür mü? Bir tarafın dediği doğru ise diğer taraf sapıklık içinde midir? Bu durumda ümmetin neredeyse ikiye bölündüğü bu konulardan dolayı ümmet âlimlerinin yarısı sapıklık içindedir mi diyeceğiz? İbni Teymiye’nin akidesi doğru ise İmam Maturidi sapık mıdır? İmam Maturidi doğru ise İbni Teymiye sapık mı olur? Yani sormak istediğim, bu saydığım konularda bir birlik yok. Eğer akide içtihada kapalı ise ve akidedeki sapmalar sapıklık ise bu durumda biz ne düşüneceğiz? Allah’ın gökte olup olmadığı ya da eli ve yüzü gibi kavramlarla ilgili sorularla muhatap olduğumuzda bu konuların avam arasından konuşulmaması gerektiğini söylüyoruz, bunu sizden öğrendik. Fakat insanlar bu konuların itikat meselesi olduğunu ve bundan hiçbir şekilde uzak durulamayacağını söylüyor. Biz hiçbir görüş beyan etmeyince akidemiz bozuk mu oluyor? Hocam bizi tatmin edecek ve insanları da tatmin edebileceğimiz bir şekilde açıklayın lütfen. Ben burada size Allah gökte midir değil midir diye sormuyorum. Bunun akidenin neresinde olduğunu soruyorum. Son olarak, akidede içtihad yoksa seleften âlimler dururken biz neden İmam Maturidi veya İmam Eş’ari’yi akide hocası olarak kabul ediyoruz? Size sorulan bir soruda, “Ebu Hanife fıkıh hocamız İmam Maturidi akide hocamızdır” demişsiniz, peki neden? İmam Malik bize akide olarak bir şey aktarmadı mı? Seleften âlimler dururken neden İmam Eş’ari ve İmam Maturidi? Akide madem içtihada kapalı o zaman en temiz hali ile sahabeden, tabiinden almaz mıyız? Hocam inşallah derdimizi anlatabilmişizdir. Allah ilminizi bereketlendirsin. Dua eder dua bekleriz. Allah’a emanet olun.

Aleykümselam.
İnsan bedeninin bir hayati organları vardır bir de o düzeyde olmayan organları. Kalp ile parmak aynı değildir. Akidemiz için de bunu söylememiz mümkündür. En temel akide konularında içtihat edilemez, ilaveler yapılamaz deriz. Bunu hayati organlara benzetelim. Bu konular yani mümin için hayati düzeyde gördüğü iman konuları, ashabı kiramın çocuklarına öğrettiği iman konuları ile sınırlı olmalıdır. Daha sonraki konular ise o düzeyde değildir, o düzeye getirilemez de. Bu nedenle akidede içtihat olamaz diyoruz.
Sizin belirttiğiniz alan bu ikinci kısma yani hayati olmayan alana tekabül ediyor. Üzerinde onca yoğun ihtilaf da bundan ötürüdür. Temel akide esasları üzerinde tartışma helak edicidir. İkinci derecedeki konuları önemsiyoruz ama Allah’a iman ile Arş’ı istiva konusundaki yorum farklılıklarını aynı tutmuyoruz. Birini hayati görürken diğerini önemli görüyoruz. Meseleye bakışımız budur.
Size bu hususla alakalı olarak şu notu düşmek isterim:
Şu yazınızda dertlendiğiniz konu, sizin için ahirette sırf dertlendiğiniz için bir kazanç konusu olmayacaktır. Ahirette sorgulanacağımız şey ne İbni Teymiye’dir ne de İmam Maturidi! Onlar da sorgulanacak kullar iken bizim onların etrafında tükettiğimiz nefesler nasıl kazancımız olabilir? Siz bu dertlenme yerine üç kere tesbih yapsa idiniz, göklerden daha ağır hasenatınız olurdu.
Diyeceksiniz ki, insanlar….?
Ben de size derim ki:
Bugüne kadar bu konuları tashih etmek için kim bir kelime konuştu ise o konuşması, yayı biraz daha germekten başka bir iş görmedi. Niyetlerin iyi olması bir şey değiştirmiyor. Oturup cennete girmemizi kolaylaştıracak ameller yapmalıyız. İmanımızı çalmaya azimli şeytana karşı tahkim yapmalıyız.
Ashabı kiramın iman ettiği şeyler cennete girmek için yeterlidir. Kasemen billah yeterlidir.
Ashabı kiramın iman ettiği başlıkların ayrıntıları üzerinde ise pek çok ekol oluşmuş durumdadır. İmam Maturidi rahmetullahi aleyh bu ekollerden biridir. Diğerlerini yok sayma anlamında asla değil ama sınırlı bir değerlendirme vakti ve alanı bulunan nesil olduğumuz için onunla yetinmeyi yeğleriz. Aksi takdirde alternatif bolluğu içinde eli boş kalma riski taşırız. Yoksa Ebu’l-Hasan el-Eşari de imanı gibi iman ettiğim birisidir benim için. Zira onunla İmam Maturidi arasında yukarıda zikrettiğim, ashabı kiramın iman ettiği liste açısından hiç bir fark yoktur. İbni Teymiye için de aynı şeyleri söylemek mümkündür.
Bu, dışarıdan bakıldığında bir tür ‘kavgadan kaçış’ tarzı olarak görülecekse, vallahi öyledir. Müminle kavga ederek iman takviye etme yöntemi yoktur bu ümmette. Şeytanı ringin dışında seyirci durumuna düşürüp müminle mi kavga edeceğiz?
Umarım izah edebilmişimdir. Sizin niyetinizi bilemem ama bu sorgulamanız netice getirmez bir çöl yürüyüşüdür, bilesiniz. Rabbim yardımcımız olsun, imanımızı korumada muinimiz olsun.
Selamünaleyküm
Nureddin YILDIZ
facebook.com/nureddinyildiz
twitter.com/nurettinyildiz