Hocam, İslam’ı Yaşarken Çevremdekiler Beni Bunaltıyor

Selamünaleyküm hocam.
Ben önceleri Müslüman olup müslümanlıktan bihaber olan biriydim. Ama elhamdülillah şimdi rabbimin rızasını kazanmak için uğraşıyorum. Haramlara, Rabbimin emirlerine dikkat etmeye çalışıyorum. İnşallah Rabbim bana şuurlu bir mü’mine olmayı nasip eder. Ben bu yolda gitmeye çalışırken, ailemden veya çevreden bu durumu abartı bulanlar veya Rabbimin emrine karşı gelenler her zamanki gibi oluyor. Benim sorum; örneğin bu insan babamsa, tavrım nasıl olmalı? Namaz kılmayan babama nasıl yardım etmeliyim? Müzik dinleyen ve namaz kılmayan kardeşlerime nasıl yardım etmeliyim? Tesettürsüz akrabalarımıza nasıl davranmalıyım? Tokalaşmak konusunda, “böyle şeylere gerek yok. Biz aynı çatı altında büyüdük, elimde büyüdün” diyen bir amca oğluma nasıl davranacağım? Bir de ben anlatmaya çalışırken duygu yoğunlaşması yaşıyorum, çok üzülüyorum, sinirleniyorum ve ağlıyorum. Zor anlatıyorum. Rabbime dua ediyorum cesaret versin bana tebliğ görevimi güzelce yerine getireyim diye ama fiili olarak da bir şeyler yapmam gerekiyor ve bunların yanında kendi nefsimle de uğraşıyorum. İşimiz gerçekten vaktimizden çok. Nefis, şeytan, uyuyan müslümanlar, parçalanmış ümmet… Ama umudum var, Rabb’im Kur’an’a ve sünnete sımsıkı sarılmayı nasip edecek inşallah. Yapmamız gereken çabalamak ama nasıl ? Neler yapabilirim?
Nasihatlerinizi bekliyorum hocam Allah razı olsun sizden ve sizin gibi ümmeti dert edinenlerden…

 

Selamünaleyküm.
Değerli bacım,
Sana göre aşılamaz, ezer geçer bir sıkıntı yumağı içinde olabilirsin. Nispeten öyledir de. Ben seninle, biraz daha derinlere gidip işin aslını konuşmak istiyorum. Umarım daha geniş düşünüp, bulunduğun konumu ve yaşadıklarını cihada dönüştürmene ve her olayı ibadet fırsatı olarak görmene vesile olur. Sonunda da dualaşmamıza yol açmış olur. Değerli bacım, bu zamanın mümin insanlarını ne yazık ki iki gruba ayırmamız
gerekiyor: Birinci grup, dinini kendine uydurup rahat ettiğini vehmedenlerdir. İkinci grup da, dinine uymak için çırpınıp ağır bir yükün altında meşakkat içinde yaşayanlardır. Birinci ve ikinci grubun kimlere benzediğini, ikinci grubun, peygamberlerin gördüğünü görmekte olduğunu söylemeye hacet yoktur değil mi?
Değerli bacım,
Bu dünya cennet yeri değil, bu hayat cennet hayatı değildir. Burada mutlu olmak için bulunmuyoruz. Cennete gidebilmek ve mutluluğun şifresini
bulabilmek için burada bulunuyoruz. Bunu asla unutmayasınız. Size bir örnek vereyim. Bakın, ASR-I SAADET diye bir kavram vardır, duymuş
olmalısınız. MUTLULUK ÇAĞI anlamına geliyor. Peygamber aleyhisselam efendimizin ve dört raşid halifenin zamanına bu isim verilmiştir. Elli yıla
yakın bir zamanın adıdır bu kavram. İnsanların o dönemde yaşadıkları hayatı tasvir etmesi bakımından önemli bir noktayı konuşuyoruz. İnsanlar mutlu olmuşlar, mutluluk çağı yaşamışlar. Buraya kadarını anladınız zannederim, zaten bildiğiniz bir husustur. Size tefekkür için bir soru sorayım: Bu mutluluk çağı denen elli yıl içinde,
– Kaç büyük/küçük savaş yapıldı?
– Kaç hicret yapıldı?
– Kaç şehit/gazi verildi?
– Kaç yıl kıtlık ve açlık çekildi?
– Kaç kadın boşandı, çocuk yetim kaldı, mümin sakat düştü?
– Kaç devlet yıkıldı, Büyük bir İslam devleti kuruldu?
– Kaç ibadet, hayatın eksenine alındı, kaç cahiliye geleneği kaldırıldı yerine İslam örfü kondu?
– Kaç seyahat yapıldı, yer yurt değiştirildi?
– Kaç aile iman davası uğruna parçalandı?
– Kaç aile içinde, Müslüman oldukları, Peygamber aleyhisselamın mescidinde namaz kıldıkları hâlde huzursuzluk oldu, kaç?
– Kaç kere Peygamber aleyhisselamın mescidinde bir iç savaş kıvılcımı az kalsın parıldıyordu?
– Kaç kere münafıklar dini içinden çökertme planları yaptılar?
– Kaç halife, Peygamber aleyhisselamın birinci dereceden sahabisi olan dostları mihrapta, Medine caddelerinde, Kûfe’de şehit edildi. Peygamber aleyhisselamın torunu ve ailesi nasıl hunharca şehit edilip Rablerine gönderildi!
– Kaç fitne ateşi alevlendi de Allah’ın lütfu ile dini bitirmeden söndü?
– Medine sokaklarında kaç sapık ekolün ilk belirtileri oluştu?

Bak bacım,
Bütün bunlar ve benim büyük bir liste olarak sıralayabileceğim daha pek çok olay, hepsi ASR-I SAADET’te oldu değil mi?
Nerede? Medine’de.
Ne zaman? ASR-I SAADET’te.
Bu gerçeğe bir itiraz yapılabilir mi, hayır yapılamaz!
Bütün bu kahreden olaylara rağmen bir mümin çıkıp, ‘o zaman dilimini ASR-I SAADET olarak anmamız hatalı olur, onca yaşanan acılara rağmen saadet nerede?’ Demiş midir? Hayır! Böyle diyen olmamıştır, olamaz da. Her şeye rağmen o zaman dilimi, insanlığın bir daha hayal bile edemeyeceği bir saadet asrıdır. Bu bir gerçektir ki, itiraz edilemez ona. Bu asırda ve bütün asırlarda yaşayan müminlerin başları üzerindeki gökyüzü kadar yüksekte görmeleri gereken bir hakikat var ortada: Müminler, çilelerle yaşayacaklar ama çile onları kahretmeyecek. Dinlerine kavuşmuş olmaları, Allah’ın rızasına ermeleri, onların mutlu olmaları için yetecek. Bunu biz şehit olurken bile tebessüm eden sahabilerin alnında da okuyabiliriz. Biz çile ümmetiyiz. Çilemiz bizim kaderimiz olduğu kadar kazancımızdır da. Bize pembe hayatlar vaat eden, dünyada iken meleklerin kanatlarında yürüneceğini söyleyenler, ellerinde olmayanı vaat ediyorlar. Hatta yalan söylüyorlar. Dünya öyle rahat edilebilir bir yer olsaydı, Peygamber aleyhisselam çile çeker miydi? Dağların eritilip önüne konması düzeyinde bir rahatlık teklifini neden reddetti? Neden! Rahat yerinin burası olmadığını bildiği için. İşte kaybettiğimiz hakikat budur bacım. Umuyorum bunu izah edebilmişimdir.
Sana tavsiyem şudur:
Asla dert arama, dert peşinde koşma. Dertler ve sıkıntılar seni bulunca da yılma, dökülme. Bilakis sabret ve kazan. Çek çileyi kazan Allah’ın rızasını.
Dertleri, Yahudilerden, emperyalistlerden bekleme her zaman. Kendi yakın çevrendekilerden, iyilikte bulunduklarından, kendisine dua ettiklerinden de bekle. Asıl darbeyi onların vurabileceğini bil. Ve bil ki, sadece sabredip gayret edenler, zihnen çökmeyenler Allah’ın rızasını kazanacaklardır. Sadece onlar.
Ve değerli bacım,
En yoğun sıkıntılı zamanlarında, Rabbinle baş başa kalmayı becereceksin. Namazla rahatlamayı bileceksin. Kur’an’ımızı okurken kanatlandığını hissedeceksin. Sanki okumuyorsun da Allah ile konuşuyorsun gibi olacaksın. Lezzet böyle alınır.
Dua etmeye başladın mı gözün dolsun, tansiyonun yükselsin, dilin titresin, ellerin karıncalansın. O duayı bitirmemek için de zamanı durdur, güneşi perdele. Lezzet budur. Saadet böyle hissedilir. Kadere teslimiyet böyledir.
Gerisini duyma ve görme.

Duydukların sana yetsin.

Allah’a emanet ederim seni.

Sana dua ederim,

duanı beklerim.
Selamünaleyküm
Nureddin YILDIZ
facebook.com/nureddinyildiz
twitter.com/nurettinyildiz