Genç Âlimim! Umut ve heyecanını sakın kaybetme!

Esselamu aleykum hocam. Ellerinizden öperim. Ben bir ilim talebesiyim. Geçmiş ulemamızın ilim merakını ve iştiyakını klasik kaynaklardan okuyunca bir garip oluyorum. Fıtri olduğunu düşündüğüm arzulardan bile sanki soyutlanmamız gerekiyormuşuz hissine kapılıyorum.

Bugün böyle bir seviyeye ulaşmak mümkün müdür veya bu bizden beklenen bir şey midir?

Bilhassa alimler ile ilgili kullanılan ifadeler bir ilim talebesi olarak şevkimi kırıyor. Zikrettiği duyguların birçoğu şu an da bile varken yarın nasip olur da insanların huzurunda bir şeyler anlatmak nasip olursa, halim nasıl olur tahmin edemiyorum. Dua ve nasihatlerinizi bekliyorum.

Selamünaleyküm.

 

Genç âlim, genç fidan ve gelecek enerjimiz,

Seni anlıyorum, seni anlamak zorundayım da. Okuyan ve okuduğunu yaşamak isteyen kaç gencimiz kaldı ki seni anlamayayım. Sen de beni anlarsın umarım.

 

Genç âlimim,

İki gerçeği bilmemiz gerekiyor. Bunların birincisi şudur:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den itibaren her geçen yıl ve yılların biriktirdiği her asır, bizi hidayet güneşinden biraz daha uzaklara itmektedir. Kıyamete yaklaştıkça o güneşe de uzak bir yerde duruyoruz. İman ve heyecan azalması açık bir gerçektir. Bu gerçeği kabul etmemiz ve heyecanımızı ona göre ayarlamalıyız. Ona göre tedbir üretmeliyiz. Bir yandan işimiz zorlaşmakta diğer yandan da Allah Teâlâ bize, öncelerde olmayan fırsatlar ihsan etmektedir. Böyle bir denge muhakkak vardır.

İkinci husus da şudur:

Âlimler, iman ve takva konularında ideal olanı yani Allah ve Resûlü’nün koyduğu ilkeleri en yükseği ile anlatır ve yazarlar. Mü’minler ise kapasitelerine ve heyecanlarına göre onlardan istifade ederler. Umutsuz ve çökmüşlüğü ise asla benimsemezler. Kimi bir santim mesafe kat eder kimi de Arş’a ulaşır. Herkes heyecanı ve nasibi kadarını bulur. Hiçbir şekilde pes etmek yoktur bu yarışta.

 

Genç âlim,

Şunu bilmelisin ki, bu süreç kıyamete kadar böyle devam edecek. Yıkılıp kalanlar olduğu gibi hiçbir şey olmamış gibi, Ebu Bekir radıyallahu anh’ın izini sürmek için gündüzü gecesini birleştirenler muhakkak olacaktır ve vardır da. Şeytan ise emellerimizin yıkılmasını, yüreklerimizin paralanmasını umut etmektedir. Yaşadığımız çevre, okuduğumuz kitaplar, dinlediğimiz hocalar, izlediğimiz programlar ve benzeri gıda niteliğindeki alıntılarımız kimliğimizi ve geleceğimizi şekillendirmektedir. Buna göre okuyalım, buna göre dinleyelim. Bu ümmetin âlimi olacak genç, Übeyy bin Kâ’b, Mus’ab bin Umeyr, Abdullah bin Mesud ve emsalleri varken kimseden etkilenmez genç olmalıdır. Allah onlardan razı olsun, o muhteşem örnekleri bırakıp gittiler. Onca imkânsızlıkları imkâna dönüştürdüler. Biz bugün ne diyebiliriz, neyi özür yapabiliriz onca imkânımızla?

Dua ederek, gayretimizi artırarak çalışmamızı verimli duruma getirelim. Hastalıklıdan korunduğumuz gibi umutsuzdan da korunmalıyız. Yarınların Allah’ın Şeriat’ının olacağını önündeki bir hakikat olarak göremeyen hocadan ders okunmamalıdır. O hocanın kitabı umutsuzların kitabı olabilir. Öyle bir hoca, bizim ölülerimizin cenazesini bile kıldırmasın. Zira biz ölülerimizi bile en yüksek umutla Rablerine göndermekle mükellefiz.

Böyle değil mi genç âlimim benim, böyle değil mi sence de? Kur’an’a bak, ne yüksek heyecanlara yönlendiriyor bizi. Hadislere bak genç âlim, hadislere! Sonra da yoğunlaş kitaplarınla. Oku, oku ve oku; İkra’ ümmetinin âlimi oluncaya kadar oku. Bir de İbnu’l cevzi’yi bırakma sakın. İzi sürülecek ve taklit edilecek büyüklerdendir. Haydi, Allah’a emanet olasın genç âlim.

Selamünaleyküm.

Nureddin YILDIZ
fb.com/nureddinyildiz
twitter.com/nurettinyildiz
instagram.com/nureddinyildiz