Ashabı Kehf’e bakışımız nasıl olmalı?

Ashabı Kehf filmini izledim. Çok etkilendim. Heyecanla sonunu bekledim. Ama beğenmenin ötesinde, bana ne etki etmesi gerektiği hakkında bir sonuca ulaşamadım. Bugün tekrarı olmayacak tarihi bir olay gibi göründü gözüme. Ashabı Kehf’e nasıl bakmalıyım?

Âdem aleyhisselamdan bu yana insanoğlunun yaşadığı en enteresan olaylardan biri hiç şüphesiz Ashabı Kehf olayıdır. Doğrusu, bu bilginin kaynağı vahiy olmasa, inanılması da mümkün değildir. Üç asır uyuyakalmak ve bir şey olmamış gibi kalkmak kolay inanılır bir şey değildir. Fakat gerçekleşti. Kendi adımızı söylerken ne kadar güvenle söylüyorsak, o derece bir güven içinde Ashabı Kehf olayının doğruluğuna da inanıyoruz. Çünkü bilgimizin kaynağı Kur’an’ımızdır. Ashabı Kehf’i anlamak ve bugün gerçekleşmiş, biz de bir noktasında bulunmuşuz gibi istifade edebilmemiz için şunları bilmemiz gerekmektedir:
a- Bir hikâyeyle karşı karşıya değiliz. Kur’an ayetleriyle, Kur’an’ın surelerinden bir sureyle karşı karşıyayız. Hiçbir tereddüte yer yoktur. Yüzde yüz olmuş bir olaydır.
b- Ashabı Kehf hadisesinin ana bilgi kaynağı Kur’an’ın Kehf suresidir. Bilgimiz Kehf suresinin anlattıklarıyla sınırlıdır. Hadislerde bile daha uzun bir ayrıntı yoktur. Böyle muhteşem bir olayın ana temasını Kur’an’dan öğrenip, başka kaynaklardan ek bilgilerle destekleme miz doğru olmaz. Kur’an ne kadar anlattıysa o kadarı gereklidir diye inanırız. Özellikle Kur’an’ımız, onlarla ilgili bazı bilgilerin gizli tutulduğunu beyan etmiştir. Girilen her ayrıntı, alınması gereken mesajı ters yönde etkilemektedir. Nitekim o filmde, Kur’an’da anılandan fazla ayrıntı bulunduğu için, ‘Kehf Suresi’nin bıraktığı izi bırakamamıştır. Kaç kişiydiler, dağa çıkarken ayakkabıları var mıydı gibi sorular tuzaktır.
c- Ashabı Kehf, halkı üzerinde hükümranlığı bulunan bir yönetimin sarayında seçkin kimselerdi. Sözleri tesirli, cepleri doluydu. Hizmetçileri ve emrine itaat eden bir halk kitlesi vardı önlerinde. Olayın gerçekleştiği dağda ise, ot bile yoktu. Bu da şunu göstermektedir: Ashabı Kehf, dünya ziynetlerinden Allah’a kaçışın simgesidir. Debdebeli bir hayatı, sırf Allah’a imanın bedeli olarak terk ettiler. Herkesin elde etmek için her şeyini verebileceği değerleri ayaklarıyla teptiler. İman davasının önünde en önemli imtihan noktası olarak duran dünyanın çekiciliğine kapılmadılar. Onları ebedileştiren de bu yönleri oldu. Bir çiftçinin köyünü terk edip, Allah için hicret etmesiyle, saray sahibi birinin sarayını terk edip hicret etmesi aynı şeyleri terk değildir. Ahiret ve cennet edebiyatı yapıp, dünyaya tapınır gibi yapışan nesillerin önünde ders olsun diye de Kur’anlaştırılmış olarak önümüze kondular.
d- Olayın Kehf suresindeki anlatılış tarzından, gençliğe vurgulama yapıldığını görüyoruz. Hem genç oldukları için yaptıkları fedakârlığın değeri büyümüş, hem de gencin Allah’a koşmadaki gayretinin, köhneleşmiş beyinlere göre daha kolay olduğu anlaşılmıştır. Nitekim Mekke’de Allah’a davet eden Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin etrafında halkalaşanların yoğunluğu gençlerden oluşmaktaydı. Yaşlılardan hidayete ermesi mukadder olanlar yıllar sonra gençlerin geldiği noktaya gelebildiler.
e- İmanda sebat ve imanı kurtarmak için çare üretmek, bir umut ışığını sürekli yanık tutmak da bu olayın bıraktığı izlerdendir. Ashabı Kehf, kaçıp gitmekle biten bir olay yaşamadılar. İzleri sürüldü, tehdit edildiler ama yılmadılar. Sonuna kadar ilk duruştaki ciddiyeti korudular.
f- Allah’ın kudretinin sınırı yoktur. Allah sadece diler ve yapar. Kurallar, gerekler bizim içindir. Allah’ın gücü ne kadardır, neler yapabilir gibi soruların sorulması dahi abestir. O, diler ve yapar. O kadar.
g- ‘Bugün benzer bir olayın içinde tavrım ne olurdu, böyle bir mucize üzerimde gerçekleşse ne yapardım?’ Önemli olan bu muhasebeyi yapabilmektir. Ashabı Kehf diye bir dağı ziyaret etmek ne sevaptır, ne de gereklidir. Belki o mucizevî olay yeniden gerçekleşmiyor ama onları dağa sığınmaya zorlayan sistemler hala ayaktadır. Hala ‘Rabbim Allah!’ diye haykıracak gençlerin başı çekeceği dava adamlığı ihtiyacı vardır. Ashabı Kehf ders olmadıktan sonra tarih olsa ne olur coğrafya olsa ne olur? Kur’an ne tarih kitabıdır ne de coğrafya! O bir ders kitabıdır. İşte dersin konusu da budur.